Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Kasım '13

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
1721
 

Kapitalizmin Krizleri

Kapitalizmin Krizleri
 

Domino Etkisi


İktisadi krizler hakkında yazmaya devam ediyorum. Çünkü hayatın kendisi bir kriz. Dünyanın globalleşmesine, bilginin daha hızlı ve daha geniş ağlara yayılmasına rağmen ekonomik krizlere bir türlü çare bulamıyoruz. Önceden öngöremiyoruz, doğru teşhisi koyamıyoruz ve en önemlisi tedavi için geç müdahale ediyoruz. Peki nedir bunun sebebi? Dünyada o kadar çok seçkin iktisatçı varken ve bunların çoğunun ülkelerin para politikalarını yönettiğini düşünürsek neden kapitalizm sürekli krizlere maruz kalıyor. İşte bu yazıda buna değineceğim.

Son 100 yılda iktisat ile hayatın her alanında karşılaşır olduk. Artık spor haberleri kadar ekonomi haberleri de takip ediliyor. Pazardaki domatesin, kümesteki tavuğun, tarladaki mahsulün insanlar için ne kadar değer ifade ettiğini biliyoruz. Krizlere engel olamamamızın en büyük sebebi bana göre insanları ekonomik bir veri olarak görmemizden olsa gerek. Teorik bilgilere boğulmuş bazı iktisatçılar, insanların sistematik olarak aynı hareketleri yapacağını düşünerek ekonomiyi yönlendirmeye çalışıyor. Oysaki günümüzde artık davranışsal iktisat diye bir olgu var.

Krizlerin arkasında kültürel alışkanlıkları da göz ardı etmemek gerekir. Örneğin, ABD yaşanan ve tüm dünyayı etkileyen 1929 Ekonomik Buhranı'ndan sonra politika yapıcılar sürekli ekonomin talep yanına ağırlık verdiler. İnsanlara tüketimden vazgeçmemeyi aşıladılar. Amerikan halkının ev alma gibi bir alışkanlığı vardır. Gayet de doğaldır tabi. 50-60 yıldır uygun ipotek faizleri ve sürekli sağlanan mortgage kredileri sayesinde büyük bir gayrimenkul piyasası yaratıldı. Sürekli artan ev fiyatları, rantın hiç bitmemesi büyük bir balon oluşmasına sebep oldu. 310 milyonluk Amerika nüfusunun yaklaşık %60'ı kendi evine sahiptir. Önemli bir rakam bu. Bunun yanı sıra %10 civarlarında evsiz olan kesimi de unutmamak gerekir. İsviçre gibi gelişmiş ve kişi başına düşen milli geliri yüksek olan bir ülkede ise halkın %25'ine yakın kısmı kendi evine sahiptir.

Kapitalizm neden krize maruz kalmak zorundadır? David Harvey'e göre bunun sebebi "sermaye birikimin içsel çelişkileri"dir. Konuyu daha açıklayıcı kılayım. Sermaye sahipleri yapmış oldukları üretim sonucu bir kâr elde ederler. Bu  kârın bir kısmını kenara ayırıp sermayenin üzerine eklerler sermayelerini arttırmak için. Fakat burada önemli bir sorun vardır. Bu kâr doğru zamanda ve doğru miktarda nasıl sermayeye eklenir. Bu iktisadi beceri gerektirir. Bu durumda da devreye finans kuruluşları girer. Sanayi devriminden günümüze geldikçe şunu anlıyoruz ki; ekonominin mali kesiminin kârları reel kesime nazaran daha hızlı artmıştır.

İşin içine finansal kuruluşlar girince kârın üzerinden kâr yapma olgusu gelişmiştir. Sermaye sahiplerinin kazançlarının üzerine bir de mali kuruluşlarının kazancı eklenince finans kesimi inanılmaz derece büyümüştür. Bugün ülkelerin en kârlı kuruluşları bankalardır. Ne kadar tuhaf öyle değil mi? Ticari malın değerinden daha yüksek bir gelir elde etmek. Bu çarkı döndürmek kolay değil ama. Bu yüzden işçilerin maaşları ya reel olarak azaltıldı ya da sabit tutuldu. Şimdi şu soru akla geliyor. Fiili talebe en büyük katkıyı yapan kesim işçiler değil mi? Evet kesinlikle. Peki ücretlerin sabit tutulması talebin azalmasına ve ekonominin resesyona girmesine sebep olmaz mı 1929 yılında olduğu gibi? Onun da bir çaresi bulundu.

Kredi kartları, ihtiyaç kredileri ve topluma aşılanan lüks yaşam düşüncesi geliri olmayanları bile sürekli tüketmeye teşvik ediyor. Böylece insanları sistemin içinde tutarak bu çürük yapının işlemesine devam ediliyor. Son 50 yılda Amerikan ve İngiliz halkının borcu 3 kat artmış durumda.

Şu bir gerçek ki; Kapitalizm sorunları hiçbir zaman tam olarak çözmez. Sorunlar sadece coğrafi olarak yer değiştirir. Mesela Amerikan ekonomisi durgunlaştığı zaman piyasaya dolar pompalanır. Bu dolarların büyük bir kısmı gelişmekte olan ekonomilere giriş yapar. Gelişmekte olan ekonomiler artan döviz rezervleri ile ithalatını, ithalat sayesinde de bir nebze olsun ihracatını arttırır. Ülkelerin milli gelirlerinde kısa dönemli artışlar sağlanır. Tüketim artar, ekonomi canlanır, kredilerdeki artış üretimi de olumlu etkiler. Ama bu tarz ekonomilerde şöyle bir yapısal sorun vardır. Hep günü kurtarmanın peşindelerdir. Amerika bastığı dolarlar ile kötüye giden ekonomisini diğer ekonomileri sömürerek canlandırır. Nasıl mı?

Basılan her dolar faizin yüksek olduğu ülkelere gider. Ülkeler bu dolarları ellerinde tutmak için yüksek faiz verme yarışına girerler. Bir yandan bu dövizlerle Amerikan malları alırlar, bir yandan bu dövizin faizini Amerikan halkına öderler. İnanılmaz bir iktisadi sömürüdür yani. Hasta Amerika ayağa kalktığı zaman ise genişletici politikalarından vazgeçer ve piyasadaki dolar hacmini azaltır. Böylece gelişmekte olan ülkeler döviz kıtlığına düşer. Ya faiz oranlarını arttıracaklardır ya da devalüasyona gitmek zorunda kalacaklardır. Sonuç tabi ki kesin. Fırlayan cari açık,  yükselen borç stoku ve fakirleşen hanehalkı...

Sonuç olarak, krizler sadece işimize değil hayatımıza da son verir...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 27
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 947
Kayıt tarihi
: 22.05.13
 
 

Cebi delik, gönlü zengin, kahkahası bol, hayatı sıradan ve sade yaşayan bir insan evladı. Ekonomi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster