Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Temmuz '12

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
564
 

Kapıyı bulursan girersin…

Kapıyı bulursan girersin…
 

Görsel kaynak: muhasebenet.net


Son zamanlarda blog okunma oranının düştüğünü hepimiz biliyoruz ve bundan da şikâyetçiyiz. Hoş, şikâyetçi olmayan ve benim “tıkım” yerinde diyen de vardır elbette.

Vardır ama aramızda “tık” diye sözünü ettiğimiz ve bize, güya, okunmayı ifade eden sayıların gerçekten “okunma” olmadığını da biliyoruz.

Yine de tüm yazanlar “tık” sayısına bakıp kendilerince sonuçlar çıkartıyor. Bu sayıya bakıp seviniyor ya da üzülüyorlar. İşin doğrusu yüksek sayıdaki tık ve yorum yazan için bir moral kaynağıdır.

Bu yüzdendir ki, moral kazanmak için yazarlar tarafından sosyal medyanın imkânları da, arama motorları da bol bol kullanılıyor.

Kullanılıyor ama gerçekçi olanlar “yüksek tık sayısının” önemli olmadığını bilirler. Onlar için amaç okunmaktan ve anlaşılmaktan ibarettir zaten.

Lakin aramızda “tık” hastaları da yok değildir. Yüksek tık sayısına erişmek için, örneğin, başlıkta porno sözcüğünü ya da cinsel çağrışım yapan sözcükler kullanırlar. Bunun yanı sıra futbol takımlarının adını kullanmak da bir başka pratik çözüm olarak bilinir.

Bunların hepsini doğal karşılamak gerekir… 

Herkesin blog yazma konusunda ideali farklıdır. Binlerce tık almış ama içeriğinde boş laflar olan yazılar, gün gelir yazarını bile isyan ettirir.

Bunlar ucu açık (ve bana göre tartışılmasında yarar olmayan) konular. Kimi tık sayar, kimi yorum sayar, kimi çok yazar, kimi az yazar, kimisinin farklı beklentisi vardır… Hepsi doğal!

Eğer amacınız “okunmak” ise, tık meraklıları ile aranızda çok büyük fark vardır: Amacı okunmak olanlara bol bol okur gerekir, diğerlerine ise bol bol tık…

E, peki okunmak isteyenler bu okurları nereden bulunacaklar? Örneğin; sosyal medyadan, kısmen, bulunabilir. Peki sonra?

**

Geçenlerde bir konu hakkında konuşurken karşımdaki gence Milliyet Blog’ da bir yazıyı ve yazarı tavsiye ettim. Ona “Milliyet Blog’ a gir, oradaki formatı ve yazıları da incele belki, gün gelir, sen de yazmak istersin” demiştim…

Gençler çok uyanık. Ne de olsa hepsi  de deneyimli birer internet kullanıcısı ve hatta blog yazarı.

Aynı gece bana bir e-posta göndermiş:

Hocam, Milliyet Blog çok okunur, güzel yazılar da var demiştiniz ama ben gördüm ki Milliyet Blog yazarları kendileri çalıp, kendileri oynuyorlar. Çünkü Milliyet ana sayfasında blog girişini bulmak samanlıkta iğne aramak gibi bir şey. Hiç kimse bu iğneyi aramaz.

Bence yazarlar kendi aralarında al gülüm, ver gülüm yaparak birbirlerini tıklıyorlar. Diğer tıklamaların çoğu arama motorlarından geliyor. Arama motorlarından bulanlar da okuyor mu, okumuyor mu zaten belli değil. Bir kısmı da sosyal medyadan geliyordur, onlar da okuyarak mı beğenirler, ayıp olmasın diye mi beğenirler, kimse bilmez.

Tavsiye ettiğiniz yazıyı ve yazarı bile arama motorundan buldum. Her neyse, güzel bir yazıydı, tavsiyeniz için teşekkür ediyorum. Çok yararlandım…

Ama ben kendi sitemde yazmaya devam edeyim. Daha çok okurum ve sağlıklı istatistiklerim var.

 

Buyurun buradan yakın… Adam Milliyet Blog’ u beğenmedi!

Ev sahibi olarak üzüldüm. Ama genç haklıydı. Ben de üşenmedim, Milliyet ana sayfaya girdim ve bloglara nereden gireceğimi, bilmeyen bir kişi gibi, araştırdım.

Bizler alışkanlıkla ya da kısa yollarla giriyoruz ama bizim dünyamızdan hiç haberi olmayan birisi dünyamızı nasıl bulur?

El cevap: Biraz zor bulur!

Çünkü en üstteki barda kırmızı ile işaretli “Tümü” yazısının üzerine gelip, imleci biraz bekletirseniz yeni bir menü daha açılıyor, kapı burada! Kapı burada ama eğer gazete başlığı siyah ya da koyu renk bir zeminse açılan menüyü okumak imkânsız. Keşfetmeye “çok niyetli olan” birisi bile oradan bulup blog sayfasına giremez.

Yani buradaki kapı sır kapısı gibi bir şey; ararsın bulamazsın, bulursun giremezsin…

Aşağı doğru inip aramaya devam ettim:

Blogların tanıtıldığı, aşağılardaki, giriş kapısını bulmakta zorlandım; çünkü sayfa durmaksızın kendisi yeniliyor ve en başa dönüyordu. Sabırla indim aşağılara ve giriş kapısını buldum!

Buldum da; o kapıyı zaten bildiğim için buldum! Takdir edersiniz ki blog yazarı olmayan hiç kimse benim gibi aramaz.

Haydi, bloglarla ilgisi olmayan bir kişi bu kapıyı buldu diyelim; Milliyet okurunun o kapıdan girmesi için nasıl bir gerekçesi olabilir? Belki ilginç bir blog başlığı dikkatini çekebilir ve tıklar…

Başka? Ben başka bir neden göremiyorum!

Üçüncü bir kapı da sayfanın en altında var.

Sayfa yenilemenin gazabından kurtulursanız en altta minik BLOG ikonunu görür ve girebilirsiniz.

Sizce bunlar normal giriş kapıları mıdır? Bizi bulabilirler mi?

Bence çok zor!

Şimdi oturup düşünün; blog dünyasının giriş kapısı zor bulunuyorsa, okur bizi nasıl bulacak? Bizi bizden başka kim okuyacak? Arama motoruna takılırsak ne âlâ, yoksa yeni okur yok! Biz çalıp, biz oynarız…

Zaten amaç da bu gibi görünüyor bana:

Yazarların değeri, yazının değeri, konular, tartışmalar… Hepsi boş! Önemli olan yazıların çeşitliliği…

Ne kadar çeşitli başlık varsa (başlığın altı bomboş da olabilir) o kadar da tık ihtimali var.

Pek tabi ki ne kadar yazar varsa o kadar da arama motoruna takılacak isim var… İşte bu yüzden nüfusumuz durmadan artıyor. Profil oluşsun yeter; yazıp yazmaması, ne yazdığı hiç önemli değil. Yeter ki ismi arama motorunda aransın! Eh, bir de yazarların tıklaması var ki, o da başlı başına hatırı sayılır bir tık kaynağı…

Lafın kısası, tüm yazarlar ve yazılar birer tık kapanı… Çünkü ne kadar tık, o kadar reklam…

Anladınız değil mi?

Tabi ki anladınız! Zaten çoğu kişi (özellikle eskiler) bunun böyle olduğunu iyi bilirler.

Neden yazıyoruz o zaman?

Tabi ki kendimiz için! Birer tık kapanı olduğumuzu bilerek, isteyerek yazıyoruz. Hep birlikte bir pasta oluşturuyoruz.

Şunu da söylemeden geçmemek gerekir; söylediklerimden “ sırtımızdan para kazanılıyor”  gibi bir sonuç çıkartılırsa çok yanlış olur!

Hepimiz aynı fikirdeyizdir; MB’ un yaşaması için gelirinin olması gerekiyor. Bu ancak reklamla olur! Reklam da tık sayısına göre verilir.

Keşke MB daha fazla kazansa ve bloglara bu nedenle daha çok önem verilse. Böylece blog yazarları daha geniş bir kitleye ulaşsa ve öyle olsa ki; MB okumak (yazmak demedim) önemli bir ayrıcalık olsa…

Çok uzattık!

Özetlersek; tamam, her şeyi farkındayız da; hiç değilse tık emekçilerinin hatırı için, ana sayfaya, yukarılarda görünür bir yere blog kapısı koysanız diyorum…

Bizlerin de (bizden başka)okurları olsa, fena mı olur? Böylece tık da artar, reklam geliri de…

Olmaz mı?

Bence çok güzel olur…

Fatma Köse bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba yazarım,...Kapıyı kapatmamak lazım. Gerçi siz daha iyi biliyorsunuz ya... yine ben yazmadan edemiyorum: Sevgili gönül eri, Aşık Evran şöyle diyor: "Elini,sofranı,kapını açık tut,belini,dilini ve gözünü bağlı tut " derler. Anlayana ne mutlu.Selamlar.

Abdülkadir Güler 
 21.08.2012 11:34
Cevap :
Merhaba sevgili Güler… Bir süre internete girmediğim için yorumunuza geç cevap verdim. Bunun için özür diliyorum. Bu anlamlı yorum için teşekkür ediyorum. Âşık güzel söylemiş; kapıyı açık tutmak gerek elbette de; kapı değer bilen içindir, değeri bilmeyene kapı açılmaz diye de eklemek gerek. :-) Lakin kapı üzerine söylenecek çok şey var,burası yetmez. Gün gelir onu da yazarız belki. Sevgi ve saygılarımla…  27.08.2012 12:03
 

:)) Bende arama motoru ile giriyordum. Evet haklısınız, öyle güzel okunmaya değer yazılar yazılıyor ki; keşke herkes okuyabilse.. Dediğiniz gibi olsa çok iyi olurdu. Mesela o genç çocuğun yaptığı gibi, arama motorunda isminizi milliyet blog diye yazarak direk sayfanıza geldim:)) Sevgiler.

fugen 
 04.08.2012 20:03
Cevap :
Ne ? Siz bile mi? Diyesim geldi. :-)) Keşke şöyle güzel bir kapı konsa da, okur sayısı yazar sayısını geçse. :-) Güzel yorum için teşekkür ediyor, sevgi ve saygılar sunuyorum...  05.08.2012 20:04
 

Geçen gün birdenbire o "kapı"yı özlediğimi hissettim... Ve gidip çaldım! Meğerse o da beni özlemiş...Selam ve sevgiler.

Melek Koç 
 01.08.2012 19:02
Cevap :
Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz Melek hanım, ne iyi ettiniz de geldiniz... Eminim bu kapı da sizi özlemişti... Sevgi ve saygılar sunuyorum ve tekrar yürekten bir hoş geldiniz diyorum...  02.08.2012 8:41
 

Sevgili Nedim Üstün'ün paylaşımıyla yazıyı okuma fırsatım oldu. Ona teşekkürler. Asıl olan okunmak için yazmak olsa da, itiraf etmek için ben henüz daha kendim için yazıyorum. Kendimi okuyabilmem için yazıyorum. Yazmanın amacı ve çok tık yazının değeri midir tartışması bir yana, Milliyet Blog sayfasına ulaşım durağının kolay bulunur olmasını istemenize candan katılırım. kimi az kimi çok olsa bile, bence herkes okunmaya değer. Düşünce ve duygu açımı kıt yazılarda bile insanlık adına bir şeyler bulmak mümkündür. En azından insanın henüz daha yeteri kadar özgün düşünce üretemediği ve kalbini korkmadan açamadığı gerçeğinin sıkıntısıdır o yazılar... sevgşlerle Muharrem Soyek

Muharrem Soyek 
 18.07.2012 13:43
Cevap :
Merhaba sevgili Soyek...Nedim Üstün arkadaşımıza ben de sizin aracılığınız ile teşekkür edeyim... Yazıda belirttiğim gibi, ne dersek diyelim, aslında hepimiz kendimiz için yazıyoruz. Ben yazayım da millet aydınlansın, farkındalık saçayım vs. gibi düşüncesi olan belki vardır ama genel olarak kendimiz için yazıyoruz... Samimiyetle yazılmış tüm yazılar için düşüncenize katılıyorum ama "dur şuna çaktırmadan giydireyim" maksadıyla yazılmış yazılarda bir şeyler bulmak zor oluyor haliyle. :-) Blog giriş kapısın daha kolay ve görünecek şekilde tekrar dizayn edilmesini dört gözle bekliyoruz, inşallah olur. Bu güzel yorumunuz için çok teşekkür ediyor sevgi ve saygılar sunuyorum.  18.07.2012 17:02
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 90
Toplam yorum
: 1679
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2038
Kayıt tarihi
: 27.05.07
 
 

Yaşayacağım yıllar yaşadıklarımdan daha az... Öyleyse "adam gibi yaşamalı" diye düşünüyorum. Kola..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster