Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Haziran '09

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
11178
 

Kaplumbağalar

Yazarı: Fakir Baykurt

“Eskiden köylerde yayık yaydıran barbar dağ Avrupalıları, sağa sola bakıp ayranı dökmesin diye onları kör edermiş. Şimdi kendi çocuklarına yabancı dilli kolej, yüksek okul hatta Avrupa da Amerika da okuma imkânı bulan yöneticiler, köylerdeki bebelerin ilkokuldan sonra gideceği okulları hesap dışı tutuyor. İlkokul uyutuyor, ortaokul uyandırmıyor. Ne ayırdı var bu insanların kölelerden? Ulusun iş gücünü, kültürünü besleyecek, toplumun varlığını sürdürecek köy kaynağını kurutuyorlar.” F. BAYKURT

Romanın Özeti:

Olaylar, Ankara’nın yüz kilometre yakınındaki Tozak köyünde geçer. Türkiye’nin en büyük akarsuyu olan Kızılırmak bu köyün on beş metre uzağından geçmektedir. Ancak köyün yaşayışına hiçbir etki yapmamaktadır.

Tozak köyü yazın alevli sıcağında yanar. Köyde ne altına oturup serinleyecekleri bir ağaç, ne de köye bol bol yetecek suları vardır. Ektikleri tohumu ödemeyen tarlaları, altmış kadar balçık evi, çatma kapılarıyla Tozak Köyü’nde hayatın zorluklarına direnmeye çalışan insanlar vardır.

Tozak bir alevî köyüdür. Alevîler ne kadar darda kalmış ve bunalmış olurlarsa olsunlar, geleneklerden gelen bazı içgüdülerle, şarabı ve neşeyi ihmal etmemek­tedirler. Fakat köyde üzüm yetişmemektedir. Nişan, düğün, konuk ağırlamak gibi günlerinde çok şarap tü­keten Tozaklılar, şaraplık üzüm ihtiyaçlarını çevre köy­lerden sağlamaktadırlar. Ancak çevre köylerde ise, rakı ve şarabı günah sayan sünnî halk vardır. Bu yüz­den, Tozaklılar’a üzüm satmakta bin bir zorluk çıkarırlar.

Köyün eğitmeni Rıza köyünün kuraklığına, çaresizliğine çok üzülür. Rıza askerlikten sonra Eğitmen Hamdi Bey’in desteğiyle Mahmudiye Köyü’nde eğitim alır ve kendi köyünde eğitmen olarak çalışmaya başlar. Mahmudiye Köyü’ndeki eğitimde, Rıza’ya sadece okuma yazmanın nasıl öğretileceği değil, toprağın nasıl işleneceği, tarımın nasıl iyi bir şekilde yapılacağı, toprağı iyi bir şekilde işlenme şekli olan kirizmanın nasıl yapılacağı, en iyi şekilde öğretilmiştir. Yani onun eğitimi sadece okula yönelik değildir. Hayatın her alanında kullanabileceği bilgiler öğretilmiştir.

O sene Rıza’nın yirmi altı öğrencisi vardır. Rıza, ders anlatırken devletin verdiği kılavuzu kullanır. Çocuklara yanlış bir şey öğretmekten korkar.

Her yıl aynı şekilde devam eden köy yaşamlarında, Rıza köyüne öncülük eder ve köyü için büyük bir öneme sahip bir olayı gerçekleştirir. Köyde purluk olarak bilinen, hiç bir şey ekilmeyen, taşlık alan olarak bilinen purlukta, bağcılık yapılması için köylüyü teşvik eder ve toprağı kirizma etmek suretiyle burayı bağcılık için uygun bir alan haline getirir. Toprak verimli hale gelmiştir. Ancak bağ için gerekli olan asma fidanları bir türlü bulunamaz. Kır Abbas, eğitmen Hamdi Bey ile şehre iner. Ziraatin yoluna tutarlar. Ancak oradan olumsuz cevap alınca, başka yerlere başvururlar ve sonunda asma çubuklarını edinirler.

Kirizma edilerek verimli hale getirilen toprakta beş altı yıl sonra bağlar üzüm vermeye başlar. Köylü buraya bostan ekmeye başlar, su kuyuları kazar. Artık bu purluk alan köy için en önemli yer olur. Altmış evlik Tozak Köyünün ihtiyacını fazlasıyla karşılar. Bu süre içerisinde köyün yaşlı bir üyesi olan Kır Abbas bağların bakım işini hiçbir karşılık beklemeden yüklenir. Köyün yaşamından uzaklaşarak artık bağlarda kalmaya başlar. Her şeyi bu bağlar olur, köyün gelişmesi onların başkalarına muhtaç olmadan yaşaması, onu her şeyden çok mutlu eder. O yaşamının geri kalanında evinden ayrı yaşamayı göze alır. Tek amacı, bu bağlardan köyünün faydalandığını görmek olmuştur. Bu bağlar Tozak halkının yaşamı artık değişmiştir. İlk bağ bozumuna gidecekleri zaman Kır Abbas köyün tüm yetkilerinin kendine verilmesini ister.

Muhtardan tüm yetkileri alarak, bağların bozumu için köye sürpriz bir tören hazırlar. Köyden gençleri toplar, kendisi için de bir at süslenmesini ister. Gençlere koyun derilerinden bir başlık hazırlar ve keçiboynuzlarını bu başlıklara takar. Geceyi gençlerle tören için hazırlık yaparak geçirir. Artık sabah olmuştur. Kır Abbas süslettiği atına binerek köye iner ve halka bir konuşma yapar. Daha sonra tüm köyle, Tozak kırına bağ bozumu için giderler. Orda gençleri gördükleri zaman şaşırırlar. Ancak bunu Kır Abbas’ın hazırladığını ve bir tören olduğunu öğrenince sevinirler.

Tozaklılar o gün büyük bir sevinçle ve oynayıp gülerek, maniler söyleyerek üzümlerini toplarlar. Kır Abbas üzüm toplama işi bitince, “saçı kılacaklarını” söyler ve saçı kılmanın eski bir Türk geleneği olduğunu, üzümü olmayan insanlara dağıtmaları gerektiği anlatır. Köydeki herkes saçı kılmak için kendi payına düşen üzümlerden bir sele alarak Ankara yoluna iner. Her geçen arabayı durdurmaya çalışırlar ancak yolcular Tozaklılar’ın üzümleri satmak istediklerini düşündükleri için durmazlar. Sonunda yabancı turistlerin olduğu bir araba durur. Kır Abbas ülkesinin güzel adetlerinin yabancı ülkelerde tanınacağı için çok sevinir. Böyle her geçen arabayı durdurmayı deneyerek, akşamı ve üzümleri bitirirler ve tekrar köy yolunu tutarlar.

Kendi içlerinden birinin öncülüğünde başarılan bu iş, Tozaklılar’ın hayata karşı daha giriş­ken, daha yenilikçi olmalarına yol açar. İnsanlardaki bu canlanma, hayvanlarda bile etkisini gösterir. Bir damla akarsu, bir tek gölgelik ağaç bulunmayan Tozak kırında, yaz günü kanları bu­har olup uçan kaplumbağalar, köylülerin purluk dedikleri o yere, yani bağlara üşüşürler. Bir yandan yeşil gölgenin, bir yan­dan tatlı üzümün çekiciliği Tozak kırının sayılamaya­cak kadar çok kaplumbağasını, bir o kadar daha çoğal­tır. Bağ yeşertme işinde eğitmen Rıza'ya ve komşuları­na büyük destek olan yaşlı köylü Kır Abbas, kaplumbağaların bu serinlikte ba­rınmalarını da kolaylaştırmaktadır.

Artık Tozak köyünde hayat, eskisine göre, daha renklidir. Kendileri için önemli olan her şeyde törenler düzenlerler. Köylüler, koyunlarının üremesini bile geniş törenlerle sağlamaktadırlar. Köyün üst yanındaki Seyranlı tepesine koç katımına çıkarlar. Burada, bütün ku­zular dişi olsun diye, koçların üstüne köyün seçkin gü­zel kızlarını bindirirler.

Akşamüstü evlerine dönecek­leri sırada gökyüzünden «sarı bir şey» düşer. Bu, ba­lonu patlamış bir meteoroloji gözlem aracıdır; fakat köylüler, ne olduğunu bilmedikleri bu nesne karşısın­da korkar ve bir süre ona yaklaşamazlar. Sonunda, Kır Abbas'ın gayreti ve öncülüğü sayesinde, alıp köye getirirler; küçük okulun bir odasına kapatırlar. Ogün herkes rüyasında kâbus görür. Bu sarı kutunun başlarına bir iş açacağını düşünürler.

Ertesi gün, toprakları ölçüp geçirmek üzere, köye bir kadastro komisyonu gelir. Tıpkı gökyüzünden dü­şen o bilinmez nesne gibi, bu kadastro komisyonunun gelişi de köylüler için beklenmedik bir olaydır. Onlar devletten olan, hükümetten gelen pek çok şey gibi, bu komisyona karşı da kuşku içindedirler. Aslında komis­yon herkesin mülkünü ölçüp, üzerine yazmak gibi ya­rarlı bir iş görecektir.

Komisyon üyeleri ile köylüler uzun süre birbirlerinin dillerinden bile bir şey anlayamazlar. Kadastro ekibi geliş amaçlarını açıklar ve köyden bilirkişileri seçerler. Hep beraber tarların kime ait olduğunu yazarlar ancak sıra purluğa –bağ yaptıkları yere- gelince köylü bu arazinin köyün tüzel kişiliğine ait olduğunu ispatlayamaz. Memurlar bu durumu rapor ederler. Artık köyün canı kadar kıymetli olan purluk hazinenin malı olur. Böylece Tozak’daki her ev için altından kalkamayacakları miktarda ücret ödemeleri gerekir. Çünkü toprak kullanımından sonra beş altı yıllık bir zaman geçtiği için, zaman aşımında köylü faydalanamamaktadır.

Bu sebeplerle Tozak Köyü ile devlet arasında bir çekişme başlar. Önce kır Abbas duruma itiraz etmek için elindeki tüm imkânları kullanarak Ankara’ya gider, ancak hiçbir olumlu cevap alamaz. Köye döndüğünde söylediği tek şey “Masalımız bitmiştir!” olur. Çünkü Ankara’da çaldığı kapılardan olumlu bir cevap alamamıştır.

Herkes kendi deriyle ilgilenmekte kimse Tozak halkının köyüne merhem olmak için bir çaba göstermemektedir. Kır Abbas’tan sonra sırayla Eğitmen Rıza, muhtar ve köyün azaları Ankara’ya giderler. Ancak hepsi Kır Abbas gibi elleri boş döner. Köylü çaresizdir, ne yapacağını bilemez. Elleri kolları bağlanmıştır.

Aradan zaman geçip bağ bozumu zamanı geldiğinde, Mal Müdürü köye gelir ve bağlardan elde edilen ürünü kendilerinin alacaklarını, böylece hazineye gelir sağlayacaklarını söyler. Köylü bu duruma çok sinirlenir. Herkes tıpkı çocuklarını kaybetmişler gibi ağlar. Bağları kaybetmek onlar için büyük acıdır. Purluğun hazinenin malı sayılmasıdan beri hiç kimseyle konuşmayan Kır Abbas, o gün tüm köyü dolaşır ve herkesin bağ bozumu için hazırlanmasını söyler. Tüm köylü hazırlanır. Mal Müdürü’nden önce bağ bozumunu yaparlar ve üzümleri pekmez, şarap yaparak kaldırırlar. Bağ bozumunda hiç kimse tek bir kelime bile konuşmaz. Köyün üzerine kara bulutlar çökmüştür. Artık hiçbir şeyden zevk almazlar. Köyün o neşeli anından hiç bir şey kalmamıştır. Bağ bozumu tamamlandıktan, herkes köye döndükten sonra Kır Abbas köyün sürüsünün yanına gider ve tüm sığırları bağlara sürdürür. Biraz sonra, burada bağ var mıydı, yok muydu, belli olmaz. Bunun haberini alan köylü koşarak purluğa gelir. Manzarayı görünce yaşlı genç, kadın erkek herkes ağlar. Ancak hepsinin içi rahatlamıştır, üzerlerinden büyük bir yük kalkmıştır. Kır Abbas’ın söylediği olmuştur: Tozak halkının masalı artık bitmiştir!..

Bu arada ertesi gün, purluktaki tüm kaplumbağalar göç etmeye başlar. Çünkü artık kendilerini saklayacak bağlar kalmamıştır. Artık tüm kaplumbağalar köyü terk ederler. Kır Abbas onları seyreder. Tam o sırada Ankara yolundan gelen bir kamyonu görür. Gelen Mal Müdürüdür. Bağ bozumu için de bir kamyon işçi getirmişti. Ancak purluğunu halini görünce şok olur. Kimin yaptığını araştırmaya başlar. Kır Abbas ve muhtar kimin yaptığını bilmediklerini söyleyince, Müdür sinirlenip bunun hesabının karakolda görüleceğini söyleyerek orayı terk eder.

Kır Abbas’la muhtar beraber köye dönerler. Kır Abbas hükümete küskündür artık. Tamamen sessizleşir. Tüm sevgisini bağların ilk yılı doğan Yeşer’e verir. Vaktini okulda geçirerek, unutulmamasını istediği bu acıyı, okluda köy öğrencilerine öğretmeye çalışır.

Sonuç:

Kalkınma/gelişme, ancak devlet ve milletin el ele vermesi ile gerçekleşir.

Halime Bozoklu

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 425
Toplam yorum
: 282
Toplam mesaj
: 98
Ort. okunma sayısı
: 2879
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster