Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Hakan Karaduman (Akdenizli)

http://blog.milliyet.com.tr/akdenizli

09 Kasım '06

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
1987
 

Kar.(Ka)2

Kar.(Ka)2
 

Anadolu tiyatrolar ülkesidir. Bundan 10 yıl kadar önce çalıştığım hastaneye giderken yol üzerinde arkeologların kazısı sonucu bir tiyatronun gün yüzüne çıkmasını hayretler içinde izlemiştim. Antik tiyatrolar sanki o donemin sinema salonları gibi, her yerleşim bölgesinde var olmuşlar. Cumhuriyetle birlikte Anadolu’nun bir çok kasabasına hatta köylerine giden emekçi saygıdeğer tiyatrocu insanlar, unutulmuş Anadolu insanlarına hiç bilmedikleri dünyaları tanıttılar. Bence hepsi birer kahramandı o insanlar.

Kitapta adı geçen Sunay Zaim ise Kars’a eşiyle birlikte (Funda Eser) zorunluluklardan gelmiş alkolik ve karasından feleğin tokatlarından nasibini almış olarak tanım bulmuş. Yazar, onların hayat hikayelerini anlatırken medyanın insanları yıllarca çıktıkları tepeden nasıl bir günde alaşağı edebileceğini ayrıntılarıyla anlatmış.

İyi bir tiyatrocuyken, 12 Eylülcüler Atatürk filmi çekmek istemişler (100.yıl nedeniyle) ve Hürriyet gazetesinin öncülüğüyle bir Türk sanatçının Atatürk’ü canlandırmasına karar verilmiş, benzerliği ve karizması nedeniyle Sunay Zaim önerilmiş.

Sunay Zaim havalardayken, bir demecinde, “Ben Hz.Muhammed’i de eğer halk uygun görürse oynarım” deyince ipler kopmuş, çöküş başlamış. Ne bira reklamında oynadığı kalmış ne de eşinin rol icabı öpüştüğü oyunlar. Çöküş o denli hızlı olmuş ki, çift, kendilerini ellerinde kadehlerle Antalya’da turist eğlendirirken bulmuşlar. Eşi yabancı turistlere dansözlük öğretirken, sarkıntılık yapan bir turisti iyicene dövünce Sunay Zaim, Anadolu yollarına turnelere atmışlar kendilerini. Çiftin Kars'a gelmeden önceki hikayeleri bu.

O gece şehir tiyatrosunda TV'nin canlı vereceği laiklik yanlısı oyunda geçen olaylar inanılmaz abartılar içerse de, olma olasılığı yok değil. Provakasyonların ardı arkasının kesilmediği o gecede yaşananlardan çok, Sunay Zaim’in tiyatroculuktan çıkıp eli sopalı bir paramilitere dönüşümü ve içinde yıllarca biriktirdiği tüm kinleri boşaltma arzusu ve bunu da gerçekleştirmesi ürkütücüydü. Patlayan, hedef gözetmeksizin tiyatrodaki silahlar ve son derece duymayı beklemediğiniz sloganlar, yazarın hayal gücünün sınırlarının çok geniş olduğunu gösteriyor. Necip’in ölümü, sokağa çıkma yasağı ve sıkıyönetimin bildik uygulamaları dışında kitapta en ilgimi çeken konu Kars’ın ileri gelenleri ve yer altındaki liderlerle yapılan gizli toplantıydı. Farklı düşüncede olan ama aynı kaygıdan bir araya gelen insanların tartışabilmesi, üstelik polis baskını riskine rağmen tartışmalarını ısrarla sürdürmeleri beni çok etkiledi. Tartışabilmek.

Birbirine tahammül edebilme kültürü. Ortak bir bildiriye imza atabilmek. Yani ortak bir noktada buluşabilmek.

İlgimi çeken bir diğer konu ise kitabın ısrarla üzerinde durduğu; insanların fakir olduklarından ötürü dine yöneldikleri ile ilgili sorgulamalardı. ”Zenginin o…na, fakirin namazına inanılmaz” sözüne çok defa atıfta bulunmuş ve yöre insanının fakirlikle dindarlığı arasında bağlantı kurmaya çalışmış. Belki de “dindar olmak fakir yaşamayı gerektirir,” diye ekleseydi kitabına yazar, daha evrensel sonuçlara ulaşabilirdi.

Türklere yönelik olumsuz düşüncelerinin temelini incelediğimde yazarın, en “ağırbaşlıya vurun ve yükselin” dürtüsünden çok, engellemekte güçlük çektiği, içindeki egolarını tatmin için verdiği aşırı çabalar dikkat çekici.

Yazarın çok iyi denebilecek dikkatli gözlemleri ve hayal gücü olmasına rağmen bu özelliklerine güvenmemesi de kendi pratik yaşamında inişi çıkışı ve farklı yaşamları yaşama fırsatı bulamayan bir içe dönük yapısı olduğunu bana düşündürdü. Sürekli gergin ve aceleci bir anlatım sizi de germeye yetiyor. Sanki “ben yazdım ama okumadım” der gibi atını dört nala sürüyor. Kurguda at birkaç defa tökezliyor ama kafasını kaldırmadan yazılan kelamlar zinciri kurmuş.

Türkleri eleştiri yağmuruna tutma huyu sayın Elif Şafak’a da ilham vermiş, aslında kitapta bahsi geçen bir çok konu da bazı yönetmenlere de ilham kaynağı olmuş.

Bu anlatım gücüyle böyle bir konu seçme yerine, Sunay Zaim ve eşinin yaşam serüvenlerini anlatacağı bir konu, hem tiyatromuzun aldığı hüzünlü yolu, hem de tiyatroya hayatlarını vermiş insanların anlatımı açısından inanılmaz bir romanı da ortaya çıkarırdı.

Yazarın en büyük handikapı, kime kızacağına emin olmaması. İlk gittiğim tiyatro oyunu olan (1985) "Yalın Ayak Sokrates"de (sayın Genco Erkal, Dostlar tiyatrosu) yargılama sonucu idam kararı çıkan Sokrates'le celladı arasındaki diyaloğu hiç unutamam. Sokrates’le uzun sohbetlerden sonra, onun son derece topluma yararlı ve bilge biri olduğu sonucuna varan cellat, elbiselerini değiştirerek Sokrates’in kaçmasını önerir. Sokrates bunu kabul etmez. Cellat, kendisini öldüreceğini bildiği halde neden ona kızmadığını sorunca,” Kime kızacağını bileceksin” der.

Yazar, New York Times'ın yorumundaki gibi, apolitik olmadığı gibi bence her türlü politik zemine girip çıkmakta ve üstelik cesurca tarafta olmakta.

Yabancıların atladıkları:

Yaşanan olumsuzluklardan Türkleri sorumlu tutmak işin en kolay yönü. Tarih şımarığı biz Türklerin, vurdumduymaz tavırları da etkin bu konuda. Tarih şımarığı dememin nedeni, tarihte 16 devlet kurup 17.sinin de kurmanın zor olmayacağı rahatlığı. Osmanlı, tarihinin son zamanlarına kadar dünyanın en ileri uygarlığını kurmuş ve yıkıldığında Gazi Mustafa KEMAL cenazeyi kaldırmış ve yerine daha modern, çağdaş bir uygarlık kurmuştur. Eğer bu uygarlıkta yıkılırsa, daha da uygar ve çağdaş bir devlet kuracağımızdaki inanç veya bilinç altımızdaki vurdumduymazlıktan bahsediyorum.

Türkler; yeni,en yeniye yönelir.

Bu kültürümüzün temelini oluşturur. Basit bir örnekleme yaparsam, mobil telefonları Avrupa’da sıfır yuroya verilirken, bizde 1000 dolara kadar satılmaktadır. Çünkü adamlar biliyorlar ki bizim halkımız yeniliği sever, borca harca girer alır yeni çıkan telefonu.

Yörük kültürü değil midir orta Asya’dan buralara getiren bizi.

Aynı göçebe kültürü Amerikalılarda da vardır. (Amerikalılar bizim büyük biraderimiz gibidir. Hemen kızmaya başladığınız duyar gibiyim. Durun sözümü bitireyim.)

Onlara Avrupalılardan daha çok benzediğimiz bir gerçektir. Hem üstelik her başımız sıkıştığında imdada çağırdığımızda onlar. (İyice sinirlendirdim sizi değil mi?)

Sesleri duyar gibiyim:”Bu ülkeyi bu hale getiren onlardır! Bizim içimizde kargaşa çıkarıp, ekonomik krizler çıkarıp “imefeyi” başımıza bela eden yine onlar.

Tamamen doğru söylüyorsunuz.

Peki neden tuzağa düşüyorsunuz?

Neden içimizde kargaşa çıkarmalarına izin veriyorsunuz?

Neden onlardan imdat bekler durumlara düşüyorsunuz?

"Düşmeyin o zaman bu kötü durumlara; işinizi düzgün yapın," demezler mi adama?

Tabi ki kendimizi eleştirecek filmler de yapacağız, kitaplarda yazacağız ama, “Türkler katliamcıdır” diyerek, tarihi sapıtarak olmaz bu işler. Ne zaman büyük birader sıkışsa, bize gerçekten ihtiyaç duysa başlıyorlar Ermenice şarkılara. Bırakın iki ulusun bilim adamları bir araya gelsin ve belgelerini ortaya koyup tartışsınlar. Zaman sınırı da olmasın. Biz Erivan’a gidelim veya onlar buraya gelsinler. Benim okuduğum kaynaklar böyle bir katliamın olmadığını söylüyor ve ülkem birçok ülkeden kaynak edinme konusunda en iyidir.

Fransa nereden çıktı? Ona ne ayrıca da.

Otur sanat üret kardeşim sen.

Büyük birader ne zaman kızılderili lafı çıksa kardeşini de Ermeleri ileri sürerek bu işlere bulaştırmayı seviyor.Ekonomik krizler oluşturarak bizi kendi savaşlarına çağırıyor ama yanlış olan tarafı Türkiye’yi yalnızca İstanbul ve birazda Ankara olarak gördüğü için tezkereye çarpıp kalıyor.

Dinazorlaşmış lider sultasının saçmalıkları yüzünden Türkiye neler kaybetti bilir misiniz? Net söylüyorum, sayın Ecevit’in ölümü beni çok fazla üzmedi: Bizlerden bir ömür çalarak gitti: Krizler,kaprisler,darbelere kimler yol açtılar?Yaşayanlara da lafım.

Sadeleştirirsem,

Tabi ki yazılan romanlardan, filmlerden beylik sözler çıkarsa işgilleneceğim. Kurtlar vadisi filmini izlediğimde anladım, filmin Amerikalılar tarafından özenle kurgulanıp çekildiğini (tabi polat ne bilsin). Filmde intihar eylemcileri için verilen dini mesaj yerini bulmuştur ve adamları kutluyorum. Tabi ki de alçakça bir eylem türü. Dul kalmış kadınların bellerine cenneti bağlayıp insanların üzerine sürmek. Film başarılı olmuştur onlar için bence.

Komplo teorilerine devam edersem,

Kar kitap da, sanki önceden tasarlanan bir oyunun entellere düşen parçası gibi geldi bana.

Şimdi tüm bunları bir kenara bırakalım.

Amerika'nın Türkiye’ye şu anda ihtiyacı var. Nasıl mı?

Dünya bir karar vermek adına gerilmiş durumda.

Atom bombaları savaşı herkesin kapısında.

Barışı konuşmalıyız.

Türkiye bu görevi üstlenebilir.

İsrail bölgeye bilgi, teknoloji, sanat öğreterek bölgenin kalkınmasına katkıda bulunabilir. Cehalet fakirlikten beslenir. Utanç duvarına harcanan para ile Filistin’de yüzlerce okul, üniversite kurabilirdi. Tarımda dünyada bir numaralar. Bakmayın Özal’ın “Tarımdan kim kalkınmış” sözüne. Tarımla kalkındılar onlar. Merak eden açar interneti, araştırır.

Ama bakıyorum kendi ülkemde tarım bitirilmiş. Buğdayınızı, limonunuzu dışarıdan almaya başladınız; artık bundan sonra hep dışarıdan alacaksınız. Efendim sanayimiz gelişiyor, araba üretiyoruz. Senin araban mı? Sen mi sıfırdan tasarladın?

Tüm dünya Türkiye’yi izlerken, Türkiye öncü rolünü önyargısız üstlenerek dünyada barışı sağlayabilir. İkinci dünya savaşından bu yana eğer silaha ayrılan para sağlığa ayrılmış olsaydı, şimdi sayın Ecevit!in mezar yerini değil, Çankaya’daki adaylığını konuşuyor olacaktık;çünkü insan ömrü çok rahat 150 yıl olacaktı.

Bizim Yörüklere de bir çift sözüm var.

Yaşadığımız bölge bize bir şey vermediği zaman hemen oradan tası-tarağı toplayıp gitmeyi seviyoruz. Bölgemde bakıyorum limon para etmediğinden tüm işyerlerinin camlarında “satılık bahçe” yazısı var. Kim alıyor bu toprakları?

Gidecek bir yer kalmadı Yörük kardeşim; kalmadı. Yarın kendi tarlanda, bahçende ırgat bile yapmazlar seni; bu anlayıştan çıkmaz isen.

Devam ederim..

Not:Tdk’cılara şunu söylemek isterim. Web sayfanız karmakarışık. Bir kelime yok ise onu otomatik kayda alıp araştırınız. Yine bir kelime yok ise benzer kelimeleri arama sonuna yazınız. Sadeleşip genişleyiniz.

Not2:blog’taki bazı arkadaşlar tahmin ettiğim gibi sıkılma alametleri göstermeye başlamışlar, bir araya gelme planları yapıyorlar. Aceleniz nedir anlayamadım.

nto3:resim vikipedi'den

Sağlıcakla…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın pamuk, beni opürtinist kurtçuklar anlayabilir gibi bir söylemde bulunmuş.Kitap ile ilgili son bölümü boş bir zamanımda yazacağım.

Hakan Karaduman (Akdenizli) 
 22.11.2006 8:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 470
Toplam yorum
: 1750
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 547
Kayıt tarihi
: 28.08.06
 
 

Ateşten denizleri mumdan gemilerle geçmeye" benzer hayatımız. Mutlaka mavi gökyüzü görünecektir. Gid..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster