Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ekim '20

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
56
 

KARA çadırın KIZI

Sabahın serinine doğan güneşin şavkı daha “Kaban Dağının” tepesine yeni düşmeye başlamıştı. İki dağın arasındaki vadinin yamacına düşen tarlada çift sürüyordu Nevzat. Keven çiçeklerinin tutrak kokusu yayılıyordu etrafa dalgalanarak.
Dikenli Ardıç ağacının gölgesinden kaynayan pınarda gözeneklenip hava kabarcıkları kaybolup gidiyordu yüzeye yaklaştıkça. Uzunca bacaklarıyla pınarın üzerinde yüzen böcekler tek hamle yapıp birbirlerini kovalıyordu.
Yeşilin açığına çalan, dikenli ardıcın tepesine tırmanan yemyeşil kertenkelenin derisi, fosforlu ışık gibi parlıyordu. Arada dilini neredeyse bir karış uzatıp enine çekik gözleriyle etrafı süzerek bakıyordu. Kuyruğu sipsivri. Alıp da sevesi gelir insanın.
İki vadi arasındaki çayırın düzüne konaklamış birkaç günlüğüne konargöçer Yörük obası. Kıl çadırlarının köşesinden dumanı tütmeye başlamıştı. Kıl çadırların güneye bakan tarafı açılıp direklerin üzerine asılmıştı akordion kapı gibi.
Toplanan yorganları istifliyordu saçları belikli “Yörük Kızı.” Başındaki fesli yazmasını arada bir omuzuna doğru savurup kilitleyen Yörük anası, yakılan ateşin üzerindeki sacın üzerine serdiği yufka ekmeğini çeviriyordu her beş saniyede bir.
Tee dağın yamacına kadar geliyordu sanki kokusu. Bir seslenme uzaklığında kümelenmiş develer hareketlenmiş ahlatların yapraklarına doğru uzanıp yiyorlardı. Dağın yamacındaki gölgeye yatmış koyun sürüsünün başında sırtına vurmuş kepeneği çoban, bir de kulakları kesik koca bir karabaş bekliyordu.
Dinlenme arası verdiğim moladan seyre dalmıştım yamaçtan aşağıya. 
Kalaylı bakır bakracı vurduğu gibi omuzuna pınara doğru hareketlenmişti saçları belikli “Yörük Kızı.” Yaklaştıkça yüreği sırtında atıyordu Nevzat’ın. Yanakları al elma gibi kıpkırmızı, vişneye çalan kadife entarinin altından deveci armudu gibi görünüyordu mahremleri. Entarisinin paçasından çaprazlamasına alıp belinin kemerine taktığı köşeden podyumlarda giyim kreasyonları sunumu yapan mankenler gibi hayal etti bir an Nevzat.
Yaklaştıkça daha bir coştu. Verdi sesine ayar asıldı türküye çıkan gönlünden “Kara çadırın kızı, pervanesi kırmızı” Gülümsemesi daha bir belirdi yaklaştıkça “Yörük Kızının.” Peşinden de obanın küçük bir bebesi geliyordu kılkuyruk gibi. Ne güzelsin kız! “Yörük Kızı” diyeceği geldi birden içinden. Yutkundu bir şey diyemedi Nevzat avurdu kuruyarak. 
Pınardan nazlı nazlı doldurdu bakır bakracın içine elindeki tasla. Sonrada tasa doldurduğu suyu bir dikişte içip; kalan bir yudum suyu Nevzat’a doğru bakarak savurup döktüydü havanı al ulennn der gibi. “Gâvurun kızı dediydi içinden Nevzat.” İncecik beli, kadife entariden bile belli oluyordu. Süpürge sapı gibi incecik. Yüreğini hoplatmaya yetmişti Nevzat’ın.
Yürü oğlum deeeh ulen diyerek üvendüreyle vermişti coşkuyu çift sürme işine Nevzat! Düşler kurarak.
Kevenlerin çiçeklerinden yayılan tutrak kokunun üzerine, kadife elbiseli “Yörük Kızının” hayalide karışmıştı aralarına. Kıl çadırın taraftan pilli radyodan şu türkü yayılıyordu iki vadi arasından yamaca doğru.
“Kara çadırın kızı”…
Adil Bozkurt 
Saygıyla…
 
ETEM SEVİK, jale kasap bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 74
Toplam yorum
: 176
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 398
Kayıt tarihi
: 10.11.17
 
 

 ÖNSÖZ: Ben ne uyak bilirim ne bir kafiye/ Yarım asırlık ömrüm geçti nafile/ İçimden geçenler hep..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster