Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ocak '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
78
 

Kara gözlüm- bir deneme

Pencereden bakıyordu. Kar tipiye karışmış göz gözü görmüyordu. Bir müddet yoldan geçenleri izledi. İnsanlar zorlukla yürüyor, hatta ihtiyacını görmesi için dışarıya çıkardıkları köpekleri bile kayıyordu. Haftalardır hiç durmadan kar yağıyor kar arabaları yolları temizlemeye yetişemiyordu. Şimdi ise dondurucu soğuk başlamıştı dün gece biraz ılıyan hava yağmur getirmiş sabaha karşı don olmuştu yerler cam gibiydi. Pencereden bakarken bütün bunları görüyor ama algılamıyordu. Onun kalbi hasret ateşiyle yanıyor, sevdanın renkleri gözlerini kör ediyordu. Ta!  Uzaklara karlı dağların arkasında güneşleri gürüyordu gözleri…

 Esmer uzun boyluydu adam, onu bekliyordu. Tanımıyorlardı birbirlerini. Göz göze gelince ikisi de anlamıştı birbirlerini beklediklerini. Heyecandan yürekleri çarpıyor, konuşmak için abuk sabuk sözlerle bir şeyler anlatamadan oturuyorlardı. Deniz kenarında ufak bir şeyler yediler bütün bir gün konuştular. Çok şey söylediler. Hiçbir şey söylemediler. Âşık olmuşlardı. Hiç istemeyerek ayrıldılar, kalplerini birbirlerinde bırakarak.
 
Sevmek ne güzel bir olguydu. Kalbi çarpıyor, yerinden çıkacak gibi atıyordu. Bütün bir geceyi uyumadan geçirdi. Tüm olayları yeniden yaşıyor, kara gözlerinin esrarlı kuyusun da yakamozlardan oluşan ışıklarla sevdasını gözlerine akıtıyordu. Dolu dopdolu düşünerek yaşamıştı geceyi. Kalktı giyindi. Ne demişti dün akşam? Ben erken kalkarım dememiş miydi? Hava güneşli ama çok sertti ayaz insanın hareket gücünü azaltıyordu. Sobayı yaktı, çayı demledi, kahvaltı hazırladı. Şimdi tereddütler içinde eli telefonda haydi gel beraber kahvaltı yapalım demek için tutuşuyordu. Birden telefon çaldı elleri yanıyordu. Onun sesiydi günaydın diyordu. Rahatsız edip etmediğini soruyor, gece kaldığı pansiyonun çok soğuk olduğu için uyuyamadığını çok üşüdüğünü ilave ediyordu. İşte tam fırsattı, kalbim durmadan söyleyebilsem diye geçiriyordu içinden…
 
Ben sobayı yaktım, çayı da demledim isterseniz beraber kahvaltı eder laflarız. Gelirseniz sevinirim diyerek evi de tarif etti. Artık hayatının akışı değişmişti. Ses tonundaki şive gözlerinde ki o yakan ateşe uymuyordu. Bu onu daha da cazip yapıyordu.  Yumuşacık yavaş bir tonla konuşuyordu. Dudaklarında ki tatlı tebessümde, gözlerinde ki ışıklarda kayboluyordu. Sonra aynı hisleri onun da duyduğunu öğrendi.
 
Artık ayrılma zamanı gelmişti. Yolları ayrıydı. Arkadaşlıkları bitmemişti. Birbirleriyle haberleşiyor, mektup ve teflonlarla hatır sorarak kendilerini unutturmuyorlardı.
 
Aradan tam bir sene geçti. Özlem ruhlarını yakmaya başlamıştı. Artık ne sabır ne ömürlerinde gün kalmıştı. Beklemek ikisini de yıpratıyor, haberleşme yetişmiyordu. Ama işleri çoktu çok geziyor çok da çalışıyordu. Ya özlem en amansız bir hastalık gibi yakasına yapışmıştı işte. Bir sene dokuz gün sonra bir akşam yemeğinde buluştular. İşte hepsi bu kadar özlem tüm benliklerini saran bir ateş oldu. Bunun sonu yok biliyorlar ama aşk yüreklerini yakarken de ayrılamıyorlardı.
 
Düşünceleri bu mealdeydi. Kadın pencereden karları seyrederken soba sönmüş evin içini hafif bir serinlik kaplamıştı. Biraz titriyor gibiydi. Soğuk yavaş yavaş ciğerlerine doluyordu. O aldırış etmiyor, kara kapkara gözlerin ışıltılı alevinde yüreğini ısıtıyordu. Artık tahammülünü yitirmişti. Yüreği acıyor hiçbir şey yapamıyordu… Rüzgâr fırtınaya dönüşmüş göz gözü görmüyordu. Uzak çok uzaklardan bir zil sesi duyuluyor ama o bir türlü algılamıyordu. Birden bire bir koşuşma birçok sesler bir birine karışmıştı. Şimdi her şey hayal meyaldı. Bir rüya mıydı bilmiyordu. Yaşıyor muydu onu da bilmiyordu. Birileri bir şeyler soruyor ondan cevap bekliyorlardı. Allahım diye düşündü beni neden yalnız bırakmıyorlar. Kara gözlerinin ışıltılı alevinde biraz daha kalsam.
 
Gözlerini açtığında etrafı kalabalık dı DR un gülen yüzü geçmiş olsun tehlikeyi atlattınız, bizi de korkuttunuz neyse tansiyonunuz hala çok yüksek ama yavaş yavaş düşüyor, iğneler tesirini gösterdi zaten. Herkes ne oldu diye soruyor o ise kara gözlü sevgilisinin ışıklı gözbebeklerinde kayboluyordu.                

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 11
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 107
Kayıt tarihi
: 28.12.11
 
 

Adım Gülay. Birçok dergi ve gazetelerde şiir ve yazılar yazdım. Dört kitabım var. Üç tanesi a..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster