Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ekim '20

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
58
 

Kara Memmetin Cipi...

 
Yaşım henüz yedi falandı.
Daha hiç arabaya binmemiştim. Şose yoldan günde birkaç kez geçen arabaları toz duman içinde birkaç kez uzaktan görüyordum.
“Kara Memmet’in” bir Cipi vardı köyde yeşil tenteli.
Ön tarafında cıncıktan camlı iki gözü vardı, geceleri ışıtan. Hemen altında deveci armudu gibi sağlı sollu iki lamba. Sağa sola dönerken kesik kesik ışıtırdı. Döner dönmez de hemen sönüverirdi.
Geldi durdu köy meydanının ortasına, Caminin yanına. Arkada da Hacı Harun Dedenin dükkânı. Kapı eşiği o kadar yüksekti ki ayağımı eşikten geçirirken bayağı bir kaldırırdım.
Koşarak gittim Cipin yanına. Ön camında yana yatık lastikli iki silecek yukarıdan aşağıya sarkıyordu.
Birde iki kapısı var, ne bir kilit nede çektin mi kendi kapanır. Yassı tutamağından çevirdi yana doğru çekti gitti.
İçerisini merak ettiğim için muşamba camdan içeriye yüzümü yapıştırıp iyice baktım. Görmek için kirpiklerim bile değmişti naylon cama.
İçerisi puslu görünüyordu gözüme. İki tane gösterge vardı Nenemin kalaylı bakır tencere kapağı gibi yusyuvarlak.
Ortalarda içi rakamlarla dolu çizik-çizik horozibiği gibi kırmızı göstergeler saat yelkovanı gibi duruyordu.
Genzimi yakan benzin kokusu sinmişti hemen etrafına.
Arkasına dolandım hemen merakımdan. Ucu açık bilek kalınlığında bir boru sarkıyordu çalıştığı zaman duman çıkartan.
Ayrıca narçiçeği renginde kırmızı elma gibi iki lamba yapışık duruyordu kuyruk gibi. Kimi zaman kırmızı yanardı firene bastığı zaman, kimi zaman da sarı yanardı döneceği zaman.
Birde kocaman tırnakları olan bir teker takılıydı arkasında. Altındaki lastikleri çatlamıştı ayağıma giydiğim Trabzon lastiği ayakkabılarım gibi. Aha bunlar bir yarılsa “fooosss” diye havası iner gidemez diye düşünmüştüm.
İçine binmeyi o kadar canım çekmişti ki. Dayanamadım bir daha, naylon pencereden içeri baktım. Ortada Dedemin sırtı gibi kambura yatmış iki demir çubuk duruyordu: Biri büyük, biri küçük. Kafaları da siyah topuzlu. Bir çocuk! Aha onlar fitesi lan dedi. Nerden biliyon dedi bir diğeri. O da Kara Memmetten duydum dedi. 
Kara Memmet geldi elinde yarım metre zencire bağlı bir anahtarı elinde sallayıp parmağına dolayarak. 
Çevirdi kolunu kapının içeri bindi. Taktı zencirli anahtarı tık diye çevirip bir düğmeye basınca sarsılarak benzin kokusunu ayarak çalıştı. Tam hareket ederken öne tersten yaslanan naylon tenteli kapıyı uzanıp kendine çekip kapattı kolunu çevirerek.
Arkasına baka kalmıştık çocuklar hep beraber. 
Ah dedim içine bir binebilseydim…
“Yaşım henüz yediydi daha, daha hiç arabaya binmemiştim.”
Daha tozuttuğu tozlar yere bile çökmemişti elimizdeki varil kapağından kesme çemberimizi çevirerek peşinden tozun içinde gitmiştik…
Yaşım henüz yediydi daha, hiç arabaya binmemiştim…
27.06.2020 Adil Bozkurt
Saygıyla… 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok güzeldi , hangimiz bindiydik ki jiplere miplere bizim varsa yoksa bir karaşimşek vardı koşumlukları giydirdik mi üzerine takılırdık arabanın kuyruklu yıldız mevkiinde , sanırsın dünyanın en güzel arabası balya dizdinmiydi üzerine, ama öyle en güzel arabasıydı be!

jale kasap 
 22.10.2020 21:34
Cevap :
Yaş alınca aklına düştüğü zaman burun direklerini sızlatan doğal yaşantının üzerimize sinen kokularını duyuyor insan. Eminim o zamanda dört başı mamur insan çok azdı. Her biri dile getiremese de, yazmasa da çoğu yaşamıştır böyle güzellikleri. Biz onun için kadir kıymet bilen bir nesiliz. Tüm güzellikler güneş olup doğsun güzel yüreklere değerli yazar Jale Hanımefendi. Saygımla.  23.10.2020 10:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 74
Toplam yorum
: 176
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 398
Kayıt tarihi
: 10.11.17
 
 

 ÖNSÖZ: Ben ne uyak bilirim ne bir kafiye/ Yarım asırlık ömrüm geçti nafile/ İçimden geçenler hep..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster