Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Haziran '18

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
99
 

Karaçalı

Karaçalı
 

Ne Ararsan Var


         Teknolojinin artık biraz daha gelişmiş haliyle yeni,  yeni hayatımıza giren bilgisayarlar, çeşitli renklerdeki göz alıcı cep telefonları insanları kendisine hayran bırakıyordu. Maddi durumları biraz iyice olan eş, dost ve arkadaşların elindeki o mucize icada özellikle genç delikanlılar, beyler imrenerek ve büyük  bir özentiyle bakıyorlardı. Romantik kalpler, güller ilginç göz alıcı görseller, İndirilen melodiler saatlerce telefonun içine yüklenen şifreli işaretlerin bulunduğu küçük ilginç kitapçıklar, henüz daha neler olduğunu bile daha tam kavrayamamış insanların gençlerin elinde karışık bir trafik durumları ile dolaşıp duruyordu. Herkesi bir cep telefonuna sahip olma merakı salgın gibi sarmıştı. Yine de çok fazla alınamıyor yalnızca alım gücü olanlar ona kavuşabiliyordu. Eşim konuyu açtığında şiddetle karşı çıktım. Maddi bir külfet olacağını evdeki ahizeli telefonun yeterli olduğunu söyledim. Hem daha öncelikli ihtiyaçlarımız olduğunu hala annesinden kalan ölü gözü gibi sönük düzenli alev vermeyen eski üç gözlü tüplü ocağın acilen değişmesi gerektiğini anlatmaya çalıştım. Ama nefesimi boşuna tükettiğimi bilmiyordum. Yaz tatilinde bir akraba ziyaretine gittiğimiz  trajik komik bir olayı yaşadığım zaman diliminde geçen anımı asla unutamayacağımı aklıma bile getirmiyordum. Oğlumun zaman zaman yanıma gelerek  acıklı Yeşilçam replikleri ile sesine hüzünlü bir ayar vererek anam anam canım anam fedakâr cefakâr anam ne olur he de  ne olur bizde alalım cep telefonu diye esprili yakarışlarına bile aldırış etmiyordum. Çünkü önce sırada evin en önemli ihtiyacı fırınlı ocağı almak vardı. Öyle ya önce mutfakta kolaylık sağlamak lazımdı bence, yoksa nasıl  güzel yemekler yapmamı bekleyebilirlerdi ki benden...

          Sonradan bir kaç kez daha utana, sıkıla annesinden kalan üç gözlü tüplü ocağı değiştirip fırınlı ocak alabilsek ne iyi olur  zaten çok eski düzgün alev vermiyor dedim. Yine yeniden çekinerek Oda alırız, alırız nasıl olsa sırası gelince hepsi olur diyerek hep geçiştirirdi bu masraflı konuyu. Bende elbet bir gün üstünde ocak olan fırını, göz alıcı düğmeleri, dijital saatli ocağın mutfağımı süsleyeceği günün hayalleriyle mutlu olur,  hep özlemle o sıranın gelmesini beklerdim. Tatilde yakın akrabaların yanına gittiğimiz o yaz bir gün evin beyi ile eşim elinde beyaz küçük bir kutu ile çıkageldi. Heyecanla kutuyu açtılar ne o dememe fırsat kalmadan içinde yanmış odun gibi kapkara gövdesi ve itici soğuk gri tuşları ile o an, düşmanımla karşı karşıya gelmiş hissiyle dolu olarak o çirkin ruhsuz icadı gördüm. Eşim büyük bir sevinçle cep telefonunu incitmekten korkar gibi itinayla avuçlarına aldı. Sanki uzun yıllardır özlemini çektiği hasretine kavuşmuş gibi mutluluktan elleri sesi titriyordu.

         Sinirle yüzüne baktım, öyle öfkeli bakmışım ki eşim hemen gözlerini kaçırdı. Misafir olduğumuz evin beyiyle o karaçalı adını koyduğum cep telefonunu kurmaya ayarlamaya çalışıyorlardı.  Müthiş üzülmüş ikinci plana atılmış gibi hissetmiştim. Diyeceksiniz ki böyle bir rahatlık ve kolaylık sağlayan mucize bir alete neden bu kötü ismi taktın. Ben gerçekten çok üzülmüştüm Sanki isteğime hiç önem verilmemiş resmen hayallerim yıkılmıştı. Yanlarından ayrıldım başka odaya geçtim. Hayli bir zaman sonra eşim yanıma geldiğinde artık tartışmaya başlamıştık bile, ben kadınlık hisleriyle saçımı süpürge ettiğimden, halen neden o çok eski ocağı kullanmak zorunda olduğumdan, beni düşünmediğinden tutunda ne bileyim, bir yığın o anda söylenmemesi gereken saçma sapan şeylerle o karaçalı cep telefonu yüzünden birbirimize darıldık kırıldık. Evimize dönerken de saatlerce hiç konuşmadık. Ama eşim yalnızca cep telefonunu konuşuyordu. Çocuklarla birlikte mutluydular. Artık onlarında görüp imrendikleri bir cep telefonu vardı. Hem de gıcır gıcır. Ama benim ölü gözü gibi sönük zor yanan bir ocağım vardı yalnızca elimde olan. Evet, telefon aramıza karaçalı gibi girdi eve fırın alınana kadarda aylarca kırgınlığımız sürdü evin içinde.  Bu arada çocuklar bana telefonun marifetlerini gösteriyor ilgimi çekmek için çabalıyorlardı.  Bende ara sıra göz ucuyla bakıyorum ama hemen nefret ve kızgınlıkla yanlarından uzaklaşıyordum. Üzerime kuma gelmiş gibiydim. Tabii sonrasında bütün eksik olan ihtiyaçlar zaman içinde sırasıyla alındı. Teknoloji jet hızıyla durmadan ilerledi. İnternet bağlantılı yeni, yeni telefonlar hayatımıza girdi Hepimizin. Bende dâhil akıllı telefonlar  hayatımızın en değerli bir parçası oldu. Sosyal medyalar sanal âlemler çok farklı boyutlarla bizi kendilerine esir etti. Oysa akıllıca kullanıldığında gerçekten büyük bir nimet ve kolaylıktı. Şimdi  bir zamanlar adını karaçalı koyduğum o telefonun en akıllısıyla şiirler hikâyeler, yazılar yazıp geniş okuyucu kitlelerine ulaşabiliyor, bazen çok güzel dostluklar kardeşlikler kurabiliyorum.

         Kısaca, düzgün bir şekilde akıllıca kullanıldığında ne ararsan var büyük kolaylık sağlayan mucize bir icat. Karaçalıya nemi oldu? Şimdi  nostalji odamın en nadide bir köşesinde bize yaşattığı sıkıcı  birazda komik durumlarına rağmen hatıra olarak duruyor. Baktıkça kendimize bilgisizliğime hayretler ediyor, hüzünle birazda gülümseyerek bakıyorum. Bu tanışma benim için, trajik komik bir olay olarak ruhumda, saklı anılarımda sıcaklığını her bakışımda hatırlatmaya devam ediyor. Hani derler ya en derin dostluklar arkadaşlıklar kavgayla nefretle başlayanlarmış ya şimdilerde cep telefonum olmadan asla dışarıya bile çıkmayan biri olup çıktım. Sanki benim bilgi yurdum oldu. Onunla kendimi daha güvende hissediyorum. Yeter ki teknoloji doğru yerde kullanılsın bulunmaz bir nimetmiş, gerçekten Zaman değişiyor ve uymak zorundayız. Örfümüzü âdetimizi geleneklerimizi ve geçmişimizi unutmadan en güzel ve yararlı bir şekilde kullanalım  yeter ki... İsmini de şimdi daha güzel koydum kendi telefonumun, dünyaya açılan küçük beyaz  panjurlu sihirli pencerem...


Gülderen Çetin.

 

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 19
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 194
Kayıt tarihi
: 09.03.18
 
 

Ben 53 yaşında evli, iki çocuk, üç torun sahibi bir ev hanımıyım. Ortaokul mezunuyum. Ailevi sebe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster