Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ağustos '08

 
Kategori
Kültür Turizmi
Okunma Sayısı
2009
 

Karadeniz turu 8. gün

Karadeniz turu 8. gün
 

Şerife Bacı Anıtı - Kastamonu



Tarih: 16/08/2008

Bugün saat 07:00 sularında otelden çıkışımızı gerçekleştirdik. Samsun’a doğru yol alıyoruz. Samsun deyince akla efsanevi kadın savaşçılar olarak bilinen ve Thermedon Çayı (Samsun'un Terme ilçesi) yakınlarında kurdukları Themiskyra kentinde yaşadıkları belirtilen Amazonlar geliyor. Eflatun ve Sokrates'in eserleri ile Homeros'un İlyadası'nda da geçen Amazonların daha iyi ok atabilmek için sağ göğüslerini kestikleri çeşitli kaynaklarda rivayet edilmekte. Hitit tabletleri ile birçok efsanede adları geçen Amazonlar adına, Samsun ve yöresinin tarihi ve kültürel değerlerinden kabul edilmesi nedeniyle, her yıl Terme ilçesinde festival düzenleniyor.

İlk gezi durağımız Samsun’da Bandırma Vapuru’nun gerçek ölçülerdeki maketi.

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün 9. Ordu Müfettişi olarak, 18 arkadaşıyla birlikte İstanbul’dan Samsun’a getirmiş olan Bandırma Vapuru, “Torocaderto” adıyla 1878 yılında İskoçya’da yolcu ve yük gemisi olarak inşa edilmiş ve 5 yıl bir şirket tarafından çalıştırılmış. 1883-1910 yılları arasında, Yunan bir armatörce, Osmanlı Deniz Yolları İşletmesi’nde kayıtlı olarak “Panderma” adı verilerek kuru yük gemisi olarak kullanılmış. 16 Mayıs 1919 günü 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Atatürk 18 arkadaşını İstanbul’dan alarak, 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a ulaştırdıktan sonra, posta gemisi olarak hizmetine devam etmiş. Vapur 1925 yılında hizmet dışı bırakılmış ve sökülmüş. Bandırma Vapuru’nun gerçek ölçüleri’ndeki (47.70 mx 6.83 mx 4.27 m) örneği Samsun Valiliği’nce, çevre düzenlemesi Valilik ve Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nca yaptırılarak Doğu Park Sahili ve alanı içinde müze gemi olarak 19 Mayıs 2003 tarihinde ziyarete açılmış.

Geminin çalışma odası olarak düzenlenen salonda Atatürk ve çalışma arkadaşlarının -benzerlerine göre çok daha dayanıklı olan- balmumu heykelleri var. Dışarıda ise Kaptan ve tayfalarını simgeleyen heykeller bulunmakta.

Muhteşem görüntüler karşılıyor bizi burada. Gemiyi içinde barındıran Milli Mücadele Parkı da muhteşem. Yapanlarının ellerine gönüllerine sağlık diyoruz.

Buradan ayrılıp hemen yakınında, Hükümet Konağı'nın bitişiğinde şehir parkında bulunan Atatürk Anıtı’nda fotoğraf molası veriyoruz.


19 Mayıs 1919'un anısını ölümsüzleştirmek için 1931'de Samsun Belediyesi tarafından yaptırılmış olan anıt, Avusturyalı heykeltraş Heinrich Krippel'in eseri olup, 19 Ocak 1932'de törenle açılmış. Kurtuluş Savaşı’nın anlatıldığı kabartmaların bulunduğu kaide üzerine yükselen heykelde Atatürk, ünifomalı olarak ve arka ayaklarıyla kuyruğuna dayanıp şaha kalkan atının üzerinde betimlenmiş. Ayrıca bu heykel dünyada denge bakımından 2. sırada imiş.

Molamızın ardından Türkiye’nin kuzey ucunu (İnceburun) barındıran liman kenti Sinop’a doğru yola çıktık.

Sinop’la ilgili mitolojik bir efsane geçermiş. Sinope, ırmak tanrısı Osopos’un güzeler güzeli kızıymış. Güzelliği Tanrılar Tanrısı Zeus’un bile kendisinden geçmesine sebepolmuş. Zeus aşkına karşılık vermesi halinde Sinope’nin her istediğini dile getireceğini söyleyince; Sinope Zeus'tan kendisine dokunmamasını söylemiş. Zeus sözüne sadık kalarak, Sinope’yi alıp en sevdiği yerlerden olan Karadeniz’in cennete benzeyen Sinop kıyılarına bırakmış.

Sinop aynı zamanda M.Ö. 412 – M.Ö. 320 yılları arasında yaşamış olan kinik (kendine yetme) düşünür Diyojen’in de doğum yeri olarak bilinmekte. Atina’da gündüzleri elinde fenerler dolaşarak, soranlara; “İnsan arıyorum insan”, dar sokakta karşılaştığı mağrur zenginin; “Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem” demesine karşılık; “Ben çekilirim!” ve Büyük İskender’in "Bir dileğin varmı?" diye sorusuna "Var, gölge etme, başka ihsan istemem" diyen Diyojen’in ta kendisi. Kentte Diyojen’in elinde fenerli haldeki heykeli bulunmakta.

Sinop’ta önce öğle yemeği için serbest zaman veriliyor.Burada balık (özellikle iskorpit’i meşhurmuş) yemek gerek ama mevsimi olmadığı için yöresel yemeklerin bulunduğu küçük bir restoranda yemeğimizi yiyoruz. Buraya has nokul ve mantı yedik. Mantıyı cevizli ve yoğurtlu karışık yemenizi tavsiye ederim nefis bir tada sahip. Nokul da gayet lezzetli.

Yemekten sonra ünlü gemi maketi yapımcısı Ayhan Kotra’ya uğrayıp alışveriş yapıyoruz.

Buradan Sinop’taki tarihi cezaevine konuk oluyoruz. Edip Akbayram’ın söylediği “Aldırma Gönül” şarkısının sözleri bu cezaevinde yatan Sebahattin Ali tarafından yazılmış. Refik Halit Karay, Mustafa Suphi, Ahmet Bedevi Kuran, Hüseyin Hilmi, Refii Cevat, Kerim Korcan, Zekeriya Sertel burada kalan ünlülerden bazıları. Burhan Felek de çok kısa bir süre Sinop’ta sürgün olarak kalmış. Nazım Hikmet ve Necip Fazıl’ın da Cezaevi’nde kaldıkları iddia edilmekte ancak kesin bir bilgi bulunmakta. Selçuklular zamanında bir iç kale oluşturulmuş, 1568 yılından itibaren de zindan olarak kullanılmaya başlanmış. İç kalenin resmi zindan olarak kullanılması ise 1887 yılında olmuş. O dönemde buraya bir hamam eklenmiş, 1939 yılında Çocuk Hapishanesi olarak kullanılmak üzere ilave bir bina yapılmış, 1999 yılından itibaren ise kapatılıp müze olarak kullanılmaya başlanmış.

Buradan kaçmak neredeyse imkânsızmış. Kaçmayı başarabilen bir kişi idamlık bir mahkum olan Amasyalı Emin Aladağ’mış. Ayakkabısında getirdiği küçük bir demir testereyle kaçmayı başarmış. Cezaevinin kalelerinden denize atlayıp üç gün denizde yüzdükten sonra karaya çıkabilmiş.Dinlenmek için yanlışlıkla bir polisin evini seçince yakalanmış. Emin Aladağ yakalanıyor ama daha sonra 1987 affından yararlanarak salıveriliyor. Bir başka deyişle, firarı gerçekleştirmeseymiş idam edilecekmiş Emin Aladağ. Kaderin cilvesi...

Sinop Cezaevi “Pardon” adlı sinema filmine ve “Parmaklıklar Ardında” adlı dizifilmine ev sahipliği yapmış.

Cezaevi’ndeki gezimizin ardından Türkiye’nin tek fiyordu olan Hamsilos Fiyordu’na doğru yol aldık. Yolda muhteşem manzarası ile Akliman bize el salladı. Ardından Fiyord’da mola verip fotoğraf çekimlerimizi gerçekleştirdik. Hamsilos, Deveci Deresi Vadisinin aşağı kesiminin karada oluşan çöküntüler sonucunda sular altında kalmasıyla oluşmuş.Fiyord ise buzul aşındırması ile oluşmakta ve Türkiye’de böyle bir etki olmadığından ötürü burası bir koy olarak kabul edilmeli aslında (Rehberimiz Ramazan da buranın bir koy olduğu görüşünü belirtmekte). Fiyord’ların en yoğun olduğu yer Norveç.

Buradan Sinop’a da “Elveda” diyerek Dranaz geçidinin keskin virajlı yolunu aşarak Kastamonu’ya varıyoruz.

Kastamonu adının kökenine dair bir öykü anlatılır. Bizans tekfurunun güzel kızı Moni, kaleyi kuşatan Türk askerlerinin komutanını, kale burçlarından görür ve aşık olur. Türkler, Bizans tekfurunun direnişi karşısında, kuşatmadan vazgeçmek üzeredirler. Bir gece, Moni dadısını kalenin anahtarıyla birlikte, Türk beyinin çadırına gönderir.Dadı, beye, Moni’nin ona aşık olduğunu söyler, kuşatmayı bırakıp gitmemesini ister ve ona kalenin anahtarını verir. Kısa bir zaman içinde, Türkler yeniden saldırıya geçmiş, tekfursa kızının ihanetini öğrenmiştir. Baba, kızını, kırk arkadaşıyla birlikte, kaleden aşağı attırır. Bu sırada tekfur, acı içinde, “Kastın neydi Moni?” diye bağırıyordur. Bu ifadenin Kastamonu’ya dönüşerek kentin ismini oluşturduğu söylenir.

Kastamonu ile adı anılan ünlülerden birisi Rıfat Ilgaz. Rıfat Ilgaz’ın Hababam Sınıfı eserinin karakterlerinin burada öğrenim gördüğü, Abdurrahmanpaşa Lisesi ve Kastamonu Muallim Mektebi’ndeki arkadaşları olduğu, hatta Güdük Necmi karakteri’nin bizzat kendisi olduğu ifade edilmekte.

Kastamonu’da Şerife Bacı anıtı önünde fotoğraf çekimi yapıyoruz. Şerife Bacı 1921 yılının çetin kış şartlarının hüküm sürdüğü Aralık ayında sırtında çocuğu, önünde kağnısı ile İnebolu'dan Kastamonu'ya cephane taşırken, Kastamonu Kışlası önüne kadar gelmiş, mermileri ve çocuğunu korumak uğruna donarak şehit olmuş kahraman bir Türk Kadını. Anıt Kurtuluş Savaşı’nda özellikle kadınların milli mücadeleye çerçevesinde fedakarlıklarını simgelemekte. Bu anıtın hem ön hem de arka yönüne bakın farklı sahneler göreceksiniz.

Kastamonu’da verilen serbest zamanda ben meşhur çekme helvasından aldım. Tadı pişmaniyeye benziyor ancak tüketimi daha az zahmetli.

Serbest zamanımızın ardından Safranbolu’ya doğru yolalıyoruz.İçimizde bir burukluk var, çünkü Rehberimiz Ramazan’la vedalaşıyoruz, onu başka bir tura yolcu ediyoruz. Teşekkürler Ramazan.

Akşam yemeğinden sonra bize tahsis edilen Safranbolu Konakları'ndaki odalamıza yerleşiyoruz. Birkaç arkadaşımla Yemeniciler Çarşısı’ndaki Arasta Kahvesi’nde kahvemizi yudumluyoruz. Bir yandan da iki saz üstadı bu muhteşem yerde bize türkü ziyafeti çekiyorlar. Ve gecenin karanlığında sonradan farkettiğim, bu çarşıyı kaplayan asma dallarının arasından yüzlerini gösteren üzüm salkımlardan ikram ediliyor bize. Çok hoş bir ortam. “Hiç bitmese” diyoruz ama yarın dönüş vakti, gitmemiz lazım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 711
Kayıt tarihi
: 17.05.07
 
 

Evrenin Samanyolu Galaksisi'nde yeralan Dünya gezegeninde cennet Türkiye ülkesinin İstanbul olarak a..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster