Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mart '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
7237
 

Karadeniz vapuru/yolculuk yaptığım kadın; Gürcü hayat kadınıydı/Bu arada MB kerize geldikk!

Karadeniz vapuru/yolculuk yaptığım kadın; Gürcü hayat kadınıydı/Bu arada MB kerize geldikk!
 

Bilmem ki nasıl yaşamak lazım hayatı?

Otobüs Terminali’nde biraz bekledikten sonra, otobüsümüz geldi ve ben yerime hemen kurulup oturdum. Kıştı, soğuktu, ayazdı. O ara yanıma kırmızı kadife çizmesi, siyah pantolonu, beyaz yeleği ve simsiyah saçları ile ağzında sakız çiğneyen bir bayan oturdu. Otobüs hareket etti. O ara kaşlarımın üzerindeki ağrıdan ne bir kitap okuyabiliyorum, ne de kendimi dışarı verebiliyorum. Şansıma da iki tane bebek düştü. Çocuklardan biri en ön koltukta, biri de en arka yerlerde. Ankara’yı çıktık ama o çocukların sesi hiç kesilmedi. İnsanların sinirleri gerilse de sonuçta ikisi de çocuktu ve ağlamaları durmuyordu. Baş ağrısı değildi bendeki. Bunu anlatabilmem için sinüzit çekmiş birinin kafa ile onaylaması gerekir ki, hayatımda bu hastalık nedir bilmezdim. Ankara sanırım öğretti. Yanımdaki bayanın çizmeleri taaa dizinin üzerine kadar geliyordu. Çok hoştu. O an 100 YTL teklif etsem acaba bana verir miydi? Böyle düşünmekle kendimi bencil hissettim. Hem o dayanılmaz sinüzit ağrısı ile uğraşıyor olmamla hem yanımdaki bayanın çizmelerine göz dikmem; çok karmakarışık bir kişilik ürünüdür herhalde. Öyle bir durum ki daha selam alıp vermediğim bir kadınla yolculuk yapıyordum. Nihayetinde bilet kontrolü geldiğinde, kadının elinde biletini incelerken yakalamış; isminin Türkçe olmadığını görmüştüm. Eh bu benim için bir başlangıç olabilirdi. Akşam hava kararmaya başladığında, ben ağrı eksici ile uyuşma moduna girdiğim de, konuşmaya başladık. Daha doğrusu, otobüslerin ikram ettiği keklerden yemek istemediğimden, ona ikram ettim. Sonrasında ise çorap söküğü gibi geldi. Aslında Üniversite Uluslar arası Kamu Yönetimi Mezunu, 18 ve 20’li yaşlarda iki erkek çocuk annesi, dul ve Türkiye’de dini açıdan muhafazakâr bir İlimizin İlçesinde çalışan Gürcü bir bayandı.

Onunla Çorum-Sungur'lu da çorba içmeye başladığımızda ise mesleğini apaçık sordum; Evet! Bir hayat kadınıydı. Bir yıl olmuştu bu mesleğe başlayalı. Ülkesinin ekonomik durumunun kötüye gitmesi, kocasından ayrılmış olması, 2 çocuğunun da üniversite de okuması maalesef ki bu mesleğe başlama nedeni olmuş. Kendisinin 42 yaşında olması nedeniyle çok kazanamadığını, erkeklerin daha genç bayanlara çok para verdiğini ifade etti. Gürcistan’da ki ailesine ve çocuklarına Türkiye’de bir markette çalıştığını söylemiş. Ah bendeki merak! “Eeee ne yapıyorsun ya hacılarla?” dediğimde; dilini çıkardı ve tiksinti işareti ile “felaket bir durum, en kötü ve en iğrenç mesleği icra ediyorum. Ne yazık ki çok kabalar, çok pisler, hiç sorma ıyyyy” dediğinde ben acı acı gülümsüyordum. Çorum’da çocuklarına leblebi aldım. Aileme alacağıma onun çocuklarına aldım. Tamam, iyilik anlatılamaz ama sonunu bekleyin. Çok düzgün bir hitabı var. Boş konuşmuyor. Kültürlü ve eğitimli biri. Birde bizim ülkemizdeki şu boş boş ve gereksiz konuşan, eğitimsiz ve kültürsüz bayanlarımızı düşündüm. Hatta düşnmeye bile gerek yok. Ototbüste önümüzdeki iki koltuktaki bayanlar tanışık çıktı, çocuğu ağlayan bayanla onun arka koltuğunda oturan bayan arasında bir konuşmadır aldı gitti. Ynai konuştukları onun kızı, bunun oğlu, televizyondaki dizilerden girdiler, kaynanalarının hastalıklarından çıktılar. Kızsam da yapacak bir şey yoktu. Burası Bizim Ülkemizin insanının yaşadığı bir yerdi! Bir kez daha burkuldu içim. Ynaımdkai bayanın mesleği değil duruşu öyle etkiledi ki, oysa ki böyle insanlara ne kadar ihtiyacımız var!

Nihayetinde öğreneceklerimi öğrenmiştim. Yanımdaki bayan “Seks Kölesiydi.” Öyle bir durum ki, p..gi, k..ı, olan bir sektör. Kazandığı paranın çoğunu onlar yiyormuş. Efendim bende bir acıma bir merhamet. Çay içiyoruz parayı ben veriyorum. Yemek yiyoruz ben hesap ödüyorum. Nihayetinde konuşa konuşa Ordu’ya yaklaştık. Bu arada Çizmesine bayıldığımı söyledim de 100 YTL versem bana verir misin? Demedim. Son Mola yerine geldik. Gece yarısı çorbamızı, ve çayımızı benim iyi niyet hallerimle içip, o sigarasını tellendirirken, otobüsün yanlarına; bir cep telefonu çıkardı. Anaaaa gözlerim faltaşı gibi çıktı. Yemin olsun. Bende öyle bir cep telefonu sadece hayalimde olabilir di. Verdiklerime mi yanayım? Ismarladıklarıma mı? yoksa saftirik köylü hallerime mi? Hee bu arada Hemen yazayım İlimizin adı Konya, İlçe....

***

Blog’da olmakla, profesyonel olmak çok çok farklı diye düşünüyorum, bazen kendimi ırmağın akışına bırakabilir, bazen akışa ters kulaçlar atabilirim. Burada benden özellikle “Şu, bu normlarda beklenen bir yazı-haber- öykü- tasarı- hikaye- şiir yok” haliyle; bir gün öyle bir gün böyle… Kendimden geçebildiğim yerlerden, bahçemdeki gül fidanına… Tenceremdeki çorba’dan, aşkımın acısına… Dost kervanından, yeni yetme coşkunluğuma… öylesine takılabilirim. Mükemmel olamam zaten... Kâh çeşme başındaki kuşun duruşu, kâh yaprak ucunda çiğse, kâh yüreğimin uslanmaz ıtır’ları, kâh aklımın isyanı... Bir çok sebebim olabilir; bazen dost bahçesinden gitmelerimin, bazen aklımın akıl almaz isyanından…Elbette bunlar yazmamı engelleyemez, paylaşmamın aşkından…

Gidenlere, gidecek olan tüm dostlara, arkadaşlara, kalem doslarına...

***

Toprakla uğraşmanın insanı ne kadar dinlendirdiğini bir kez daha anladım dün. Çiçek bahçemi düzenlerken, hangi dalı kessem, hangisi daha çok gül verir düşüncesiyle yakalıyor olmak, Harman (Evimizin önündeki çim alan) üzerinde kıştan kalan fazlalıkları kaldırırken, ayağımın serin toprağa çıplak değmesindeki hazzın, yüzüme vuran güneş ile doruğa ulaştığını hissetmek…

Daha uyanmamış doğa, uyanmak üzere belli esen deli rüzgardan… Kuş cıvıltıları sarmışken her yanı, acaba izine ayrılsam da biraz sebze- çiçek ekip; elim, yüzüm toprağa bulanırken bütün kış boyu biriktirdiğim pis, kötü düşünceler akıp gitse… Az biraz kaçacağım köye, toprağa, nisan yağmurlarına... Ama vakti var, az nisan bir gelsin:)) Mısır, fasulye, kabak, kıvırcık, maydanoz, biber, domates, salatalık, ohh hepsini ekeceğim mis mis.... Karalahana dikeceğim tarlaya dolma için:) Geçen yıl elma, erik, kiraz, ceviz fidanları almıştım. Bu yıl, yine ceviz, elma alasım var...Cevizi tek fidan almıştım sonradan duydum ki ceviz çift dikilirmiş...

***

Miliyet bizi bu kez fena kerizlemiş! Bloğ’un yerini ara, ara bulamadım bu sabah. Evet, çok ferah bir görüntü gelmiş ama biz bitmişiz, gitmişiz acaba nedendir neden dir? Yoksa umduklarını bulamadılar mı? Yoksa beklentilerinin altında bir performans göstermiş olmayalım? Bu gidişat hiçte iyi bir gidişat gelmedi ama…

***

"Affet beni ne olur, bak Rafette söylüyor, sırf senin için aldım kassedini..."Tamam aldattım seni ama şu an karşında otururken kendimden utanıyorum. Bak inanki bunu isteyerek yapmadım tamam kadına isteyerek gittim ama. Kadının vücudu öyle soğuktuki, kalçaları buz gibiydi. Tiksindim midem altüst oldu banyoya girdiğimde, o kadının vücudu kendiminmiş gibi kaynar suyun altında bin pişmanlıkla ovaladım her yanımı. Bana inanıyorsun değil mi canım?" "Oğlum sen her afetin peşinden gidersin" "Tamam gittim, bak bana aşkım bana bak gözlerime bak, yalan söylemiyorum, gittim; afet'ti, işyerine geldiğinde mükemmel bir görüntü bırakıyordu, nihayetinde gittim, ama sor bana nefret ettim. Hiç hayatımda soğuk vücut görmemiştim" "demekki daha öncekiler sıcaktı, öylemi?" "İnanki nefret ettim kadın vücudundan, bak geldim, pişmanım, ne olur barışalım ne olur" Soğuk vücudu merak etti kadın. İlk iş araştırdı. Çok rivayetler vardı. Elbette kadının kalça kısmı herzaman soğuktu. Bitanesi çok ilginçti: "Peygemberlerden biri eşiyle kışın seyahat ederken, karısıyla kar üzerinde birlikte olmuş, kadının kalçaları soğuktan çok üşümüş, o günden beri kadınların kalça kısımları soğuk olurmuş" Anlatmak istemedi ama hep bunu böyle hatırladı. Hem kalçanın soğukluğunu, hem aldatıldığını...

Affeti kadın, yine gitti, affettikçe soğuk bedenlere gitti... "Tamam"dedi kadın...buraya kadar...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

demek Ankaraya gelindi!!!!hatta gidildi bile, öylemiiii?

Nezahat 
 05.03.2008 13:57
Cevap :
Ocak'taydı nezom o. Yani yakın gelinmedi valla billaaaa.  05.03.2008 13:59
 

Hayat işçisi işte. Cep telefonları da tek lüksleri belki de. Çizme için deneseydin keşke şansını. Verir miydi acaba? Kalça soğukluğunu ilk kez burada okudum ve Neşe'nin yorumuna bayıldım. Bahçe işlerine benim de el atmam lazım. Yav ben seni bi arayayım bu arada epeydir konuşmadık di mi canım arkadaşım? Sevgilerimle...

Özlem Akaydın 
 05.03.2008 8:09
Cevap :
Daha sonra bende öyle düşndüm. Lüksü cep olsun dedim. Her bakışta acıdım. Ama işte. Bahçe işleri çok dinlendiriyor inanki hemen eldiveneri al bahçeye=)) Koluma gül dikeni batmış kaç günlerdir acıdan duramıyorum. Anladım ki gülü seven dikenine katlanır sözü hiçte boş değilmiş. Görüşelim efendim. hadi öpüldün.  05.03.2008 8:14
 

kadınların kalçası neden buz gibidir : aslında bu sorunun yanıtı ilk bölümde gizlidir. Sevgisiz sevişilen her kadın, ayaza keser çünkü. Çöl sıcaklarında bile sanrılara tutulmuş gibi titrer yüreği. Ve tüm bedenini kaplamıştır, sanrılar içindeki yüreği... Ve her rejimde, her devirde sadece kadın öder bedeli ! Hele farkında olan bir kadınsa....Bilmem anlatabildim mi canımın içi. Senin blogla benim blog birlikte okunmalı!!! İncinmemiş ve incitmemiş sevdalara

Neşe İleri 
 04.03.2008 14:37
Cevap :
Acıdan yoğurulan her yürek acısı buz keser sanırım. Kadının meta ve ihtiyaç görme eşyası olarak görülmesi kadar, aşağılayıcı bir düşünce olamaz.Evet!incinmemiş ve incitilmemiş sevdalara...  04.03.2008 14:57
 

keşke 100ytl teklif etseydin çizmelere. en azından deneseydin şansını...:))

beenmaya 
 04.03.2008 13:38
Cevap :
Kadifeden di bide... Garibim kimbilir ne meşkatle para kazanıp aldı o çizmeyi, cep telefonunu yaa yaaaaa.  04.03.2008 13:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 359
Toplam yorum
: 3043
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 1579
Kayıt tarihi
: 29.11.06
 
 

Deli-dolu, akıllı,  yalandan yere çamura yatan, normal değerlerde zekalı, esprili, şakacı, kendin..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster