Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Temmuz '14

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
866
 

Karagöz ve Hacivat

Karagöz ve Hacivat
 

Gözlerimiz kapalı, kulaklarımız kapalı, dilimiz kapalı, hatta burnumuz, hele kapımız herkese kapalı, her şeye, her seferinde. Niye? Korkuyor muyuz yoksa kokuyor muyuz aman aman “çok gürültülü” mü diyoruz. Üç maymun oyun değil miydi? Ne zamandır gülmüyorsunuz. İçten şöyle katıla katıla umarsızca neşeyle keyifle mutlulukla gülmece. Tebessümü hatırladığımız an gözümüzde açılır, kulağımızda, dilimizde. Güne nasıl başlarsan öyle bitmez, yeter ki başla isterse bitmesin günün akıbeti her daim değişir. Ne bileyim hergün alış-veriş yaptığınız marketteki kasiyere “kolay gelsin” demek, otobüse binerken şoföre “günaydın” demek gibi…   Örneğin, manavdan yarım kilo domates, 1 maydanoz, 2 limon diyerek parasını verip bakmadan gitmek yerine hayırlı işler kolay gelsin rica etsem yarım kilo domates, 1 demet maydanoz, 2 adet limon alabilir miyim derken para üstünü bekleyip gülümseyerek teşekkür edip iyi akşamlar demek daha iyi değil midir? Hayat kaçmıyor ya acele niye. “Gezerken gözlerini yanına almayı unutma!” demiş, A.B. Acott. Ne doğru söylemiş. Üzüntüyü de mutluluğu da görerek bilerek yaşamak yaşamaktır.

Ramazan geldi hoş geldi. Malum sıcaklarla yaz geldi. En uzun gündüzler. Oruç tutan tutmayan herkese dolaylı dolaysız farkındalık geldiği ay. Seviyorum ramazanı, iftar yemeklerini, ailelerin toplanışını, kapıların açık oluşunu. Veee Karagöz oyunlarını… Herşeyden önemlisi insanların birbirine olan saygısı bu ay daha hassastır. Gözlerimizin daha iyi gördüğü zamanlar fakiri, zengini, asiyi, depresifi, hırçını, hırsızı, hınzırı, kelimeleri hizaya sokan zamanlardır. Güveni dengeleyen serotonin hormonunun yükseldiği, duyarlılığı hatırlatan zamanlar. Karagöz ve Hacivat oyunları da bu ayın sembolü gibidir. Bu iki karakterin gerçekten yaşayıp yaşamadığı, yaşadıysa nerede nasıl yaşadığı kesin olarak bilinmemektedir. Anlatılanlar rivayete dayanır. Halkbilimciler Karagöz'ün bazı oyunlarda çingene olduğunu kendi ağzıyla itiraf etmesi, Bulgar gaydası çalması ve Evliya Çelebi’nin tanıklığına dayanarak Bizans imparatoru Konstantin'in Çingene seyisi Sofyozlu Bali Çelebi olduğunu ileri sürmektedir. Bir diğer rivayet ise Hacı İvaz Ağa ya da halka mal olan adıyla Hacivat ve Trakya’nın Samakol köyünden demirci Karagöz, Orhan Gazi devrinde Bursa'da yaşamış cami yapımında çalışan iki işçidir. Kendileri çalışmadıkları gibi diğer işçilerin de çalışmasını engellemektedirler. Orhan Gazi'nin, "cami vaktinde bitmezse kelleni alırım" dediği cami mimarı, caminin vaktinde bitmemesine Karagöz ve Hacivat'ı şikayet eder. Bunun üzerine bu ikili başları kesilerek idam edilir. Karagöz ve Hacivat'ı çok seven ve ölümlerine çok üzülen Şeyh Küşteri, ölümlerinin ardından kuklalarını yaparak perde arkasından oynatmaya başlar. Bu sayede Hacivat ve Karagöz tanınır. Karagöz gölge oyunu 17. yy’da Osmanlı topraklarına gelmiştir. Ana karakterleri herkes bilir. Tasvir edecek olursak ; Karagöz, saçsız başına “ışkırlak” adı verilen şapka giymektedir. Hiçbir zaman düzgün bir işi olmayan Karagöz eğitim almamıştır. Hacivat'ın ona bulduğu geçici işlerde çalışır. İçi dışı bir, olduğu gibi görünen, tepkilerini çabuk açığa vuran bir halk adamıdır. Halkın sağduyusunu temsil etmektedir. Merttir, cesurdur bu yüzden başı sürekli beladadır. Meraklı, patavatsız ve açık saçık konuşur. Bazen hile yaparak diğerlerini kandırmaya çalışır. Karısı ile sürekli didişir. Hacivat ise Yukarıya doğru kıvrık sivri bir sakalı olan Hacivat, kurnaz, içten pazarlıklı bir tiptir. Eğitim almış olduğu bellidir ve her konuda iyi kötü bilgi sahibidir. Herkesin nabzına göre şerbet verir. Karagöze göre daha kültürlü, aklı başında ve güvenilir bir tiptir. Arapça ve Farsça sözcükleri sıkça araya sokuşturduğu süslü bir dille konuşur. Bu nedenle Karagöz onun dediklerini çoğu zaman anlamaz ya da anlamazlıktan gelir. Oyunlardaki gülütler genelde bu söz oyunlarına ve yanlış anlaşılmalara dayanır. Yardımcı olarak Çelebi, Tiryaki, Babaruhi, Kayserili, Kastamonulu, Rumelili, Arnavut, Laz, Arap Tuzsuz, Zeybek, Zenneler, Çengi, Cazu gibi çok sayıda karakterlerde vardır. Bunların dışında Osmanlı imparatorluğu sınırları içinde yaşamış her türlü tip perdede yerini almıştır. Bunlardan bazıları: Rum, Çingene, Bekçi, İmam, Haham, Doktor, Sünnetçi, Hokkabaz, Soytarı, Köçek, Hımhım, KekemeFahişe", "Hermafrodit", "Canan" , "Ferhat", "Tahir", "Yaşar (Karagöz'ün oğlu"), "Sivrikoz" (Hacivat'ın oğlu), Hacivat'ın kızı, Sirin'in annesi, Zühre'nin babası vb… Karagöz oyunlarında kullanılan araç gereç ve teknikler ; Türk gölge tiyatrosu olarak bilinen Karagöz-Hacivat oyunları dört bölümden oluşur. Bunlar; I. Mukkaddime, Giriş bölümükamıştan yapılmış Nareke adı verilen düdüğün çalmasıyla göstermelik denilen bir ev ya da bitki benzeri bir manzara tasviri Küşteri Meydanı denen perdenin aşağısından yavaşça yukarıya doğru yükseltilir. Önce perdeye Hacivat gelir ve bir semai okuyarak Karagöz'ü davet eder. Karagöz daveti kabul ederek Hacivat'la atışmaya başlarlar. II. Muhavere, Atışma olan bölümde Hacivat'la Karagöz birbirlerine bilmeceler sorarlar. Başlarından geçen bir olayı ya da gördükleri bir düşü gerçekmiş gibi anlatırlar. III. Fasıl (Oyun), Karagöz oyunlarının ana bölümüdür. Asıl konunun geliştiği bu bölümde oyunun konusuna göre diğer karakterler de oyuna dahil olurlar. Bu bölümün müzikleri arasında gazeller de önemli bir yer tutar. Karagöz’ü yaratan kişi olarak bilinen "Şeyh Küşteri"yi Pirleri olarak kabul eden Karagözcüler bu nedenle Karagöz perdesine de Küşteri Meydanı adını vermişlerdir. Perde gazellerinin hemen hepsinde de bu kişinin adını geçirirler. Örneğin “Hazret-i Sultan-i Orhan rahmetullah’tan beri/Yadigar-ı Şeyh Kuşteri becadır perdemiz” gibi. IV. Bitiş (Final, Epilog): Çok kısa olan bu bölümde konu bitmiş, olaylar çözülmüştür. Hacivat'ın Karagöz'e hitaben “Yıktın perdeyi eyledin viran/Varayım sahibine haber vereyim heman” şeklindeki repliği duyulduğunda seyirciye oyunun bittiği ilan edilmiş olur. Diğer görüntüler perdeden çekilirken en sonunda çengi gelir müzik eşliğinde oynar. Karakterler ise ; Hayâli: Karagöz oynatan ustadır. mizansenleri yapar. Ses taklidi yapabilir. Şarkıları perdedeki tiplere göre karikatürize eder.Yardak: Ustanın yardımcısıdır. Tef çalar, tasvirleri ustanın eline verir.Perde: Genellikle 180x100 cm ebatlarındadır ve beyaz renklidir. Perdeye, Karagöz'ü ilk oynattığı ileri sürülen Şeyh Küşteri'ye atfen Küşteri Meydanı adı da verilir. Peş tahtası: Perdenin altında bulunan bu tezgâh perdenin gerisine doğru uzanır ve üzerinde Karagöz ustasının kullanacağı "tasvirler", "nâreke", "tef", "ışık kaynağı" vb bu tezgâhın üzerinde hazır bulunur. Raf şeklindeki parçasına Destgâh da denir. Oynatma çubukları: Gürgen ağacından yapılır ve boyları 50-60 cm kadardır. Tasvirlere tutturularak onlara perdede hareket kazandırmak için kullanılırlar. Hayâl ağacı: Karagöz ustası perdede birden fazla tasviri idare etmeye çalışırken, yani her iki eli de tasvirlerin çubuklarıyla doluyken, perdede olması gereken üçüncü, dördüncü vb. tasvirleri perdeye yapışık (ve haliyle hareketsiz) tutmaya yarayan çatal biçimli destek gereci.Tasvirler: Perdede karakterlerin iki boyutlu şekillerine tasvir denir. Fırdöndü: Türk Karagözü yatay çubuklarla oynatıldığı için tasvirler tek yönlü hareket ederler, geri dönemezler. Bunu aşmak için bazen tasvirlerin sırtına deriden ufak bir yuva yapılır ve bir menteşe yardımı ile görüntünün sağa sola dönmesi sağlanır. Buna "fırdöndü" denmektedir. Göstermelik: Oyun başlamadan önce müzik eşliğinde perdede hareketsiz duran canlı veya cansız varlıkların tasvirleridir. Bunlar bir limon ağacı, çiçek demeti, gemi, denizkızı veya kedi olabilir. Ya da Zaloğlu Rüstem'in dev ile savaşını gösteren bir resim konur. Bunların konuyla ilgisi olması gerekmez. Amaç seyircide bir merak uyandırmak ve onu birazdan başlayacak oyunun havasına sokmaktır. Işık kaynağı: Eski zamanlarda mum ışığı veya şem’a (bir tür yağ kandili) kullanılmaktaydı. Modern zamanlarda elektrik ampulleri kullanılmaktadır. Nâreke: Kamıştan yapılmış, kavala benzer bir tür düdüktür. Mukkaddime (giriş) bölümünde çalınır. Tef: Genelde Karagöz ustası (Hayâli)'nın yardımcısı (Yardak) tarafından çalınır. Oyundaki tefe dayren denmektedir,tefi çalana ise dayrenbaz denilmektedir. Zil: Tefin kullanıldığı anlarda zil de kullanılmaktadır. Tef ve zilin bir arada olduğu "zilli tef" de kullanılan gereçlerden biriydi. Yazılı bir metne dayanmayan yani doğaçlama sahnelenen ve bazıları halk efsanelerinden esinlenilen Karagöz oyunlarının otuz kadarı günümüze kadar gelmiştir. Genel olarak "Kâr-ı Kadîm" (eski oyunlar) ve "Nev icad" (yeni oyunlar) olarak iki ana gruba ayrılsalar da tamamının bugüne kalan metinleri Tanzimat sonrası döneme aittir. Kanlı Nigar, Hain Kahya, Yazıcı, Yalova Safası, Ağalık, Aşçılık, Bakkallık, Leyla ile Mecnun, Cambazar, Büyük Evlenme Karagöz oyunlarındandır. Karagöz oyunları yazılı bir metne dayanmazlar. Sözel olarak nesilden nesile aktarılan hikâyeler üzerinde zamanın şartlarına göre çeşitli eklemeler ve çıkartmalar yapılmıştır. Zaman içinde dekor ve kostümlerle karakterlerin davranış ve konuşma biçimlerinde değişiklikler olmuştur. Karagöz oyunlarının ortak noktası çok karmaşık olmayan konularının önemsiz gündelik olaylar üzerine kurulu olmalarıdır. Karagöz oyunlarında hiç şüphesiz müzik çok önemlidir. Ağırbaşlı klasik eserlerden hafif şarkılara ve oyun havalarına kadar çok geniş bir yelpazeden oluşan repertuarı vardır. Kökeni nereye dayanırsa dayansın Karagöz Osmanlı topraklarında olgunlaşmış ve tamamiyle Türklere mâl olmuştur. Ancak daha sonraları bu gölge tiyatrosu hem Osmanlı idaresinde yaşamış hem de bu imparatorlukla yakın kültürel bağları olan Orta Doğu'daki Arap ülkeleri ile Kuzey Afrika ve Balkan ülkelerinde de aynı derecede popüler olmuştu. Suriye, Mısır, Tunus, Cezayir ve Yunanistan Karagöz'ü alıp karakterlerini ve konularını yerelleştirerek kendi kültürlerine uyarlamışlardır. Sevgiler, dEniz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 93
Toplam yorum
: 25
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 534
Kayıt tarihi
: 01.07.06
 
 

Sanatla ilgileniyorum. Işık olan yerde zaten beyaz vardır. Karanlıkta kalanlar siyahtır. Renkler ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster