Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Temmuz '15

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
153
 

Karanlıkta Dans: Oscar Wilde

Karanlıkta Dans: Oscar Wilde
 

Oscar Wilde denilince ilk akla genelde en ünlü eserlerinden bir olan Dorian Gray’in Portresi gelir herhalde. Eserde genç adamın işlediği her günahta portresinin nasılda bir şeytana dönüştüğünü görürüz. Kısmen bir Faust efsanesi gibi kusursuzluğu simgeler, insanoğlunun tanrı gibi olmak istemesini mükemmel olmayı ve hatta ölümsüz olmayı dilemesini. Oscar Wilde bu temaları yazarak bir bakıma Viktorya İngiltere’sine kafa tutuyordur aslında. Dönemin yasaklarına karşı gelip özgürlüğe ve karanlıkta ilk dansı etmeyi göze alıyordur. Kraliçenin tüm tutuculuğuna rağmen Wilde eşcinselliği yüzünden tutuklanıyor çok zengin başladığı hayatı Paris’te bir otel odasında fakirlikle son buluyor ama bunların yanında estetik bir görünüşle o dönemin insanlarına nasıl özgün olunacağını gösteriyordur. James Joyce gibi kaçmayı değil de savaşmayı tercih etmiş ve saçlarını uzatmış ve herkese bir eşcinsel yazarla toplum çığırından çıkmaz mesajını vermiştir. “Sanat sanat içindir” felsefesini benimsemiş ve bir bakıma hislerini açığa vurmayı tek üstünlük olarak görmüştür. Kısacası şunu der: Ben yazdım, ben uğraştım ben yayınladım. Eğer insanlar okumayı istiyorlarsa okurlar ve bende yazmaya devam ederim.

Kafka gibi bir seçenekte seçebilirdi tabi. Ömür boyu yazıp yayınlamayıp; öldükten sonra ise arkadaşlarının, ailesinin bulup yayınlaması gibi. Ya da sakın yayınlamayın denildikten sonra yazarı dinlemeyip gizlice yayınlamak gibi. Ama yazarımız o kadar cesurdu ki Viktorya dönemini eleştirip şunları söylemeyi başarmıştı: Fakirlere fakirsiniz ama korkak; zenginlere ise zenginsiniz ama cahil. Kaçmadan korkmadan istediğini yazmanın çok zor olduğu bir dönemde adını duyurmayı başarmış bir yazar. Şunu da söylemem gerekir ki Shakespeare ve daha birçok yazar seçimlerini saklamak zorunda kalmış ki bu yüzden gerçek evlilikler geçirmiş ve hatta çocuk sahibi olmuşlardır. Denir ki Shakespeare’in soneleri patronuna yazılmış ve en büyük aşkı da oymuş. Yani o kadar büyük bir yazar bir de İngiliz Edebiyatının altın çağında Rönesans’ta bile seçimlerini açıklayamıyorsa Wilde’ı cesaretinden dolayı tebrik etmek gerekiyor. Aslında bakılırsa şu bakış açısı doğru olabilir “Ya insanlar sapıtırsa” ama eğer insanlar kısıtlamalar dolayısı ile kimliklerini bastırırsa o zaman daha büyük bir sorun ortaya çıkar diye düşünüyorum ben. Ama şu da doğrudur ki günümüzde bile ünlüler bu kadar taklit ediliyorsa o zamanlar hiçbir şey yapacak ortamı bulamayan Viktoryalılar, en büyük zevklerinin kitap okumak olmasından dolayı yazarları daha çok örnek almaları daha da olağan.

Aslında bu yazıyı yazmamın amacı şu ki en sevdiğim yazar olan İrlandalı James Joyce yazmak aşkı ve milletinin ve dilinin İngiliz egemenliğinde olmasını görmemek için kaçarken Oscar Wilde savaşmış ve yazmayı bırakmamıştır. Aristokrat bir ailede doğmasına rağmen fakir bir Fransız otelinde ölmüştür. Aslında mesaj şudur “Hiç kimse mükemmel değildir” ama bence Wilde mükemmeldi çünkü kaçmadı ve hislerinin peşinden koştu.     

Ersin Kabaoglu, Tülay EKER bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 47
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 215
Kayıt tarihi
: 18.07.15
 
 

1992 yılı İstanbul doğumlu. İlkokulu İstanbul'da okudu, ortaokulu ve liseyi Edirne'de bitirdi. Kara..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster