Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Nisan '20

 
Kategori
Kişisel Gelişim
 

Karantinada Yoksunluk Sendromu

Kimi daha ilk günlerde kimi şimdilerde kimi de çok yakın günlerde “yoksunluk” duygusuna girmeye başlayacak elbetteki. Mali yoksunluklardan daha çok manevi yoksunluklar baş gösterdi, gösteriyor ve yakın günlerde daha çok artıyor olacak. Ben de size bu yazıyla başka pencereler açmak ve bu yoksunlukta aksine aydınlanarak daha çok nefes alma imkanı sunmak niyetindeyim.
 
Karantina günlerine kadar yaşadığımız hayattan kesilen, yüz yüze görüşmeler, fiili sosyalleşmeler ve en basiti dışarı çıkma özgürlüğünün elimizde olmayışı bu sendromu tetikliyor. Ama her şeyden önce daha bunun başlangıç olduğu ve en az bir ay daha böyle süreceği düşüncesi de tam delirmelik değil mi? 
 
Flört yok, ilişki yok, iletişim yok, bir kahve içmek, gezmek, dolaşmak, güneşi hissetmek, tanışmak, temas etmek, öpmek ve sarılmak yok…Tamam ama bu yoksunluk dünyasının içinde aslında ne var?
 
Yalnızlığın içinde çoğalmak, yoksunluğun içinde yeni sahip olmalar, kısıtlılığın içinde yeni genişlemeler, fotografik iletişim geçmişinin aksine sesli ve görsel iletişim alışkanlığı gelişimi var. Birazcık bu yoksunluğun içinde iletişim ve ilişki dünyasına ilişkin kazanımlarımızı da görmek lazım:
 
Eskiden sadece sosyal medyada paylaştıklarımız üzerineydi iletişimlerimiz. Kim ne yapıyor, görüyor ve arama ihtiyacı duymuyorduk. Şimdi bu karantina yoksunluğunda bu yetmemeye başladı ve sesli aramalar, görüntülü uzun sohbetler gelişti. Kalır mı bu iletişim esnemesi dersiniz?
Başına buyruk bir duygu seli akıyordu yıllara sari. Aile, toplum, millet, birliktelik, fedakarlık, empati, özen, güvenlik gibi bir sürü kaybolan değer yeniden varlık kazanıyor. Belki faydası olur karantinadan sonra ilk flört buluşmalarında hani. Belki sorumluluk almayı öğrenmiştir erkekler ya da çok fazla beklentiyi bırakmış olur kadınlar.
Yoksunluğun ilk evreleri zor evet, kendine bakmak zaman alacak. Önceliğimiz dünyanın baş ettiği bu salgını takip etmek ve kaygılanmak üzerine. Ama yakın günlerde karantina çaresizliği ile evde kendi kendine bir şeyler yapmaya başlayınca herkes, kendi kendine “tam” olabilmeyi görecek. Ne istiyor, hayattan ne bekliyor ve gerçekte neleri seviyor, unutmuştu herkes. O kadar yalnız kalmamak üzerineydi ki dünya, çağ bunu yaratmıştı ruhlarımızda. Evde olmaktan bahsetmiyorum. 20 saat evde olup telefona bakmak da aynı şey. Bir süre kendi kendine kalmak, insanın kendi ruhunu duymasını sağlayacak. Dilimde ve parmaklarımda tüy bitmiştir, sürekli söylerim “kendi ruhunu, aklını duymak”! Herkes yaptığını iddia ederdi, ben aksini. Karantina bitince bunu konuşalım derim ben!
Karantina yoksunluğunun ilk günlerinde, karantina öncesinde olduğu gibi bir flört ve ilişki istemi, yatağa yalnız girmeme arzusu, hızlı ve tükenmiş ilişkiler dünyasından kalma dürtüler devam etti. Bir sanatçının “dm’den yürüyün karantinada, hep yürüyün” deme şuursuzluğu hakimdi tüm ilişkisel zihinlerde. İlk günler aynı dürtü devam etti. Şimdilerde ve yakın gelecekte yerini doğruluğa bırakacak, inanıyorum. Gerçek bir ilişki istemek, doğrusunun ne olduğunu görmek konusunda aydınlanacak ruhlar. Karantinada bedenimizi bir salgından korurken, ilişkiler konusunda da çirkin bir salgına dair farkındalık ve arınma olacak. Ellerini yıkar gibi herkes kalbini ovalayarak yıkayacak, kırık kalpler maskesini takacak ve flört masasına otururken kendi öz farkındalığı için eldivenini takacak kadınlar ve adamlar, umuyorum. 
Bu gönüllü-zorunlu karantina günlerinde sakınmanın yetmediği, daha fazla korunmanın gerektiği gerçeğiyle, kendini bildiğini sanmanın yetmediğini daha çok kendini bilmek gerektiğini öğreniyor ve öğrenecek kadınlar ve adamlar. Cinselliğin, paranın ya da hunharca eğlenmenin, alkolün ya da sosyal medya etkileşimlerinin yetmediğini derin bir karantina yoksunluğu içinde öğrenecek. Flört etme güdüsü olanlara “karantinada mesajlaşarak flörtleşmenin zamansal tatmini olduğunu, duygusal tatmin yaratmadığını” söylemiştim kendi adıma. Fark ettim ki ben hep böyleydim. Belki herkes karantinadan böyle çıkar. Zaman yoksunluğunda kurulan diyaloglar değil, duygu dünyasını doldurma niyetiyle buluşur belki artık kalpler karantinadan sokağa çıktığımız ilk günler.
 
O yüzden karantinadaki yoksunluk sendromlarımız artacak evet, zaman çok ve süreç uzun. Nasılsa evdeyiz ve kendimizi koruyoruz. Peki karantinadan sokağa çıktığımız günler itibariyle ruhumuzun güvenliği için bu karantinada kendinde neleri değiştirebilirsin? 
 
Kalbini ovalayarak yıka, kırılan yerlerine maske tak, hangi konularda, hangi ilişki ve iletişimlerde eldiven takman gerektiğini keşfet. Gerçek korku ve kaygıyı bugünlerde yaşıyoruz. Şu ana kadar taşıdığın onlarca korku ve kaygının gereksizliğini keşfet ve çöpe at. Kıyasla, bak bu gerçek bir kaygı ve korku. Korkma ve kaygılanma ama eskilerin gereksizliğini keşfet. 
 
Cinsellik ya da flört ya da anlık paylaşımlar değil, zamanı paylaşmak değil, duyguyu ve hayatı paylaşmak daha önemli olsun. Sosyal medya değil, bir dünya ve sen olsun merkezin. Bu karantinada bomboş bir yoksunluk yaşama. Yoksunluk baki ama bundan kazançla çık. Derin nefes al, yoksunluğun biraz altını kısıp kendine odaklan. Her gün bir müzik aç, gözlerini kapat, salonda dans et ve düşün:
 
Bu karantinada gerçek sen kimsin ve sokağa yakında hangi sen olarak ineceksin?
 
 
#hayatevesığar #evdekal
 
 
Betül Yergök 
İnstagram: @betulyergok
Youtube: @mentalizasyon
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 102
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 56
Kayıt tarihi
: 07.08.18
 
 

Parapsikoloji Uygulayıcısı Mentalist Betül Yergök, uzun yıllar çalışmalarının ardından Mentalizas..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster