Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Mart '13

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
59
 

Karar Sizin !

Hep zor olanı başarıyor insanoğlu.

Her geçen gün hayatını kolaylaştıran yeni İcatlar ve keşiflerle yenileniyor ve yeniliyor(!) dünyasını. Yemek, içmek, giyinmek ve barınmanın bu kadar abartıldığı başka bir çağ yaşandı mı bilemem ama fena bir yok oluşa sürüklendiğine bile kör kalmış halde insanlık. Greenpeace örgütünün ‘’aptallık çağı‘’ diye bir söylemi var ki; ben de katılıyorum bu söyleme evet aptallık çağındayız. Ruh mekanizmasına, vücut mekanizmasına yani yaradılışa ters bir mantıkla kendini kandırmaya devam ediyor insan parçaları.

Birileri daha mesut olsun diye diğerlerinin imhasını savunan bir modele bilinçsizce hizmetkar olmuş bireylerin istila ettiği yeryüzünde kendi değerlerine sadık insan kalmak o kadar zor ki. Bir yanda işleyen bir çark ve onun dişlisi olan bizzat kendisi ve bir yanda sürekli dişlisine zarar veren bir dönüş. Bu çarka ayak uydurmayıp dönmezse ayakta kalamayacak, dönerse dişlisini sıyıracak. Ve bir boş vermişlik havasıyla debelenip yaşıyorum sanıyor kendini işte. Sular kirleniyor diyenlere, iklim değişiyor diyenlere, kimyasallarla toprak ölüyor diyenlere, kolaylık diye hayatınıza soktuğunuz cihazlar aslında kanserojen diyenlere ve dahasını söyleyenlere hep burun kıvırarak ya da olur mu öyle şey diyenlere inanarak gün geçiriyor yalnızlaştırılmış insanlar. Bir olay olmadan önce ya bir filmle ya da geleceğe bakış makaleleriyle insanlara bu durumları alıştıranların esiri konumunda şimdi çoğunluk. Yarını bugünden sonuca varmış bir manzarayı inkar etmenin, günü kurtarmak olduğundan bihaber kirli sularla, zehir havayla, her adımı sağlıksız koşullarla buradayım diyor fakat nerede olduğunun pek farkına varmadan. Bununla sınırlı değil elbette söylenecekler. 1+0 evlerin çoğaldığı, yastıkların 2 ye ayrıldığı, dar mekanlarda ıssız kalışlara eğlence olsun diye üretilen tek kişilik konforlarla giderek yalnızlaşan birey tablosunun sonucuna bakarsak insanlık bir hayli zararda. Neden bu kadar bireyciliğe ve özgürlüğe özendiriliyor sizce?

Hesap ortada; yalnız OLAN ses verse de sadece bu sesi kendi duyar, yalnız kalanlar güçten yana kısırlaşır, yalnız olunca insan sadece kendini düşünür.

Ehil olmayanların iş başında olduğu zamanda işi bilenlerin doğruları söylememesi adına başka yönlere kaydırılıp, akıl tutulmalarını yaşamaları isteniyor. Sabah kalkılır, işe gidilir, gelinir, dizi izlenir, nete girilir, uyunur, kalkılır, işe gidilir, hafta sonu gelir ve biri bulunursa onunla bir gece dışarı çıkılır, böylelikle her ihtiyaç giderilmiş olur. Aile kavramına ve onun içinde ki olmazsa olmazlara karşı bir duruş var hep ve duruşa esas duruşla tabi olanlar. Siz neresindesiniz bilemem bu duruşun ama manzaraya bakarsak çoğumuz esas duruşta ‘dikte’ ettirilen aptalca şeylerle ömrümüzü tüketiyoruz, yarınımızı yok ediyoruz. Farkına varmadan aslında ölü ruhlarımızın hamallığını yapıyoruz estetikli bedenlerimizle.

Patates kızartması kadar yağlı hamburger köftesi kadar kızarmıştır artık aşklarımız, obez yalnızlıklarda sıfır beden gibi terkediliyoruz. Tezat söylemlerin, fikirlerin karşısında aslan kesilirken oysa ki bilmiyoruz onlar bizim lehimize veriyor kararı.

İnançlı olmanın alay konusu olduğu, kural değer taşımanın banal olduğu, hasletlerin unutulmaması gerekliliğini şiar edinmişlere hep tepeden baktırılıyoruz. Bizi kendimizden uzak eden her şeye süs takıp, renk katıp kandırıyorlar. Kültürümüze ait olanları yaşarken o kadar sığ gösteriyorlar ki bazen biz bize kibir taşıyoruz.

Uyanmak sabahları olmuyor. Uyanabiliriz. Önce bizi muhakeme edip ardından ne kadar özgürüz kontrol edebiliriz. Kadınla erkeğin eşit oluşu gibi tuhaflığı bir fikir sistemiymiş gibi algılatıp çatışmayı körükleyenlere seslenmek isterim ki; ERKEK KADIN EŞİT DEĞİLDİR.

Hemen sesleriniz yükseldi değil mi?

Yahu ne kadın üstündür ne erkek üstündür! Her iki varlıkta ayrı ayrı görev ve hayat duruşları, gereklilikleri olan canlılardır. ERKEK DE KADIN DA ÜSTÜN DEĞİLDİR;  EĞER İNSAN OLAMAMIŞLARSA. Yani insan eşittir. Kadın erkek başka varlıklardır ve toplanamaz, çıkarılamaz. Elmayla armudu aynı kefeye koyamazsınız ve onları özdeş kabul edip işlem yapamazsınız. Oysa ki bugün gelinen noktada kadına ayrıcalık verilerek toplumun temel taşlarını yerinden oynatmak isteyen bir güruh musallattır tepemize. Kanmamak ve onlara ayak uydurmamak gerekiyor. Kadını kadınlığından yani analığından, yüceliğinden etmeye çalışan bu zihniyeti baş tacı yaparak kimin emeline yardımcı oluyoruz görmeliyiz.

Özgürlüğün tutsaklığında kendini rahat hissedenlere tek sözüm olabilir; SİZ SİZİ YARADANA TESLİM DEĞİLMİSİNİZ Kİ ÖZGÜRLÜKTEN BAHSEDİYORSUNUZ.

Özgürlük diye yutturulan tutsaklık bizi bireyciliğe götürüyor ve biz kendimize kalıyoruz. İnsan kendine kalırsa adına yalnız, bencil derler. O zihniyete hizmet etmeye devam edelim mi? Bizi yalnızlaştırıp, değersiz kılıp kendi çarklarının dönmesini isteyenlere. Yoksa insan sosyal varlıktır dokunarak, bakışarak, güvenerek, konuşarak, severek yaşar deyip kendimize mi gelelim?

KARAR SİZİN!

 

DENİZHAN BURHAN 

 

Volkan Korkmaz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 55
Toplam yorum
: 25
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 131
Kayıt tarihi
: 19.02.13
 
 

Basın Danışmanı. Medya tanıtım uzmanı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster