Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Mart '10

 
Kategori
Dünya Kadınlar Günü
Okunma Sayısı
1046
 

Karar verici ne derse o...

Karar verici ne derse o...
 

Geçtiğimiz 8 Mart “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlandı. Kadının adının anılması o günle sınırlı kaldı. Sanırım kalmaya da mahkûm. Çünkü toplum bireylerinin, daha doğrusu ailede karar vericilerin yaklaşımı toplumumuzda çok önemli. Karar verici ne derse o. Kadınlara verilen önem bu kadar işte. Feodal yapılanmanın 21. yüzyılda geldiği noktada kadına bakış açımız maalesef bu.

Karar verici dedim de aklıma geldi. Geçenlerde kadınlarla ilgili bir diyalog gözüme çarptı. “Nenemle dedem oturmuşlar TV karşısında haber izliyorlar… Sessizce nenemin yanına oturdum… Nenem ‘ dur kız, gel otur dizim dibine de haberler bitene kadar da konuşma emi, yoksa bey kızar…’ Uslu oturup hep beraber haberleri izledik… Bir saat kadar haberleri farklı kanallarda, aynı haberi izlememiş gibi izledik…”

Verilen diyalogda kadının karar verici karşısında istemese de aciz kalışına tanık oluyoruz… Kadın, erkeği müsaade etmedikçe istese de konuşamıyor, evin içinde rahat hareket edemiyor…

Ve biz maalesef, sahip olduğumuz birçok şeye, hep bizimle olacağı düşünce ve umursamazlığıyla hoyratça yaklaşıyoruz…

Hepimiz bu dünyada bir oyunun içinde rollerimizi almış, sadece kendimize düşeni yapıyoruz…

En basit toplama, çıkarma, bölme ve çarpma hesaplarının mantığını anlamayan “en doğrusunu dedem bilir” havalarında yetişen bir kuşaktan beklenen başka ne olabilir ki?

Belleklerimize kazılmaya çalışılan şey “kadın haklarının” bir “sepete” atıldığıdır…

Eşitlik, özgürlük, kadın hakları, hak, hukuk kavramları belleklerimizde yeterince şekillenememektedir… Çalışma yaşamı, eğitim, siyasal alanda var olma ve benzeri konularda kadınların işgücüne katılma oranı Cumhuriyet tarihinin en düşük noktasındadır.

Kadınlarımız daha yaşamlarının başlangıcında gereken eğitimi alamamakta, kendilerini gelişen çağa uygun yetiştirememekte ve hayata mağlup başlamakta, tüm çalışma ve çabalara rağmen kimi bölgelerde kız çocukları okula gönderilmemektedir. Kimi aileler kız çocuklarının sokağa bile çıkmasını engellemekte, fiziksel şiddet uygulamaktadır.

Taciz ise ne yazık ki var olan bir gerçektir.

Yaşanan ekonomik kriz ve bütçeyi zorlayan ve artan giderlerle eşitlikten uzak ortamda, ev işlerinin dahi altında ezilmekteler. Sokaklarda çöp konteynırlarının etrafında dolanan ve çöpten yiyecek arayan yine kadınlarımızdır.

Bu bağlamda çevrede zaman zaman sohbet ettiğim insanların bu konuya bakışlarını ve düşüncelerini öğrenmek için Parka gittim. Yine her zamanki gibi “karar vericiler” banklara oturmuş sohbet ediyordu. Uzatmayalım selamlaşıp hal hatır sormadan sonra konu dönüp dolaştı “kadınlar gününe” geldi.

Kimisi kadınlar günüde mi olurmuş, kimisi kadınlara verdiğimiz önem zaten belli, kimisi evinde otursun çocuğunu büyütsün, kimisi çalışıp ta ne olacak, kimisi bir günle mi kadınlar ihya olacak… Kimisi bu “ecnebi” oyunudur… Vs. şeklinde görüş belirttiler… Gülüşmeler gırla…

Kadınlarımıza hak ettikleri değeri vermek, bir “ecnebi” oyunu olarak algılanmakta. Bu kafa yapısına ne denir ki?

Anlaşılan o ki toplumumuzun “batı” örneğindeki gibi kadına/kadınlara vereceği değer için köprünün altından daha çok suların akması gerekiyor... Kadınların elleri koynunda beklemesi daha uzun yıllar alacak gibi görünüyor…

Kadınların ekonomik ve sosyal kalkınmada olan işlevleri yadsınamaz. Ancak, işsizlik ve yoksulluğun, eğitimsizliğin, sağlık hizmetlerinden yoksunluğun, “sadaka” türü yardımların, horlanmanın, töreye kurban olmanın, cehaletin, vurdumduymazlığın, feodal kalıntıların muhatabı ne yazık ki yine kadınlarımızdır…

Kimse kendini kandırmasın, bunun aksini iddia etmek aymazlık olur. Gerçekçi bir yaklaşım olmaz.

Kızların bir “meta” gibi görünüp küçük yaşta satılmasına, berdellere, “namus cinayeti” denilen ilkelliklere bakıldığında soruna olan yaklaşımımız açıkça belli değil mi?

İstemediği biri ile evlendirilmek istenen binlerce genç kızımızın söz hakkı var mı?

Doğu ve Güney Doğu’da “töre” ve “berdel” illeti ile şekillenen feodal yaklaşımlar, Orta ve Batı Anadolu’da genç kızlara “söz hakkı” tanımamakla kendini göstermiyor mu?

Diğer yandan modernizmin ve kapitalizmin esiri olan, kendi belleklerine göre değil “paranın” yol göstericiliği ile “yaşam” şansı arayan kadınlara ne demeli? Devasa boyuttaki sermayenin örgütlü iş alanlarında, kendine biçilen role razı olup verilen emirleri yerine getiren bir “nesneye” dönüşenler yok mu?

Yüzünde boya ve ruj ile smokinli bir kolun peşinde eğlence dünyasında gözünü açan ve özgürlüğünü bir” viski” bardağında arayanların varlığı da unutulmamalı…

Aslında Nazım Hikmet ne güzel anlatmış kadınlarımızı:

“Ve kadınlar, bizim kadınlarımız:

Korkunç ve mübarek elleri,

İnce, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle

Anamız, avradımız, yarimiz

Ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen

Ve sofradaki yeri, öküzümüzden sonra gelen

Ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız

Ve ekinde; tütünde, odunda ve pazardaki

Ve karasabana koşulan

Ve ağıllarda

Işıltısında yere saplı bıçakların

Oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle

Bizim olan kadınlar,

Bizim kadınlarımız.’’

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 40
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 775
Kayıt tarihi
: 16.02.09
 
 

1958 Gürün doğumluyum. Emekli öğretmenim. Ülkemin ve dünyanın gündemini oluşturan konularda yazılar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster