Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mart '11

 
Kategori
Kentleşme
Okunma Sayısı
416
 

Karayolu'nun ezdiği şehir: Datça

Birinci Soru: Her yere karayolu götürmek anlamlı ve gerekli midir? İkinci Soru: Karayolu yerine diğer ulaşım türlerini desteklemek karayoluna nazaran ne tür etkiler yapar? İkinci soruya kolayca cevap veremeyeceğimiz açık. Lakin birinci soru hakkında söyleyeceklerimiz var. Evvela arka planını arz edeyim. Bir iki gündür Datça ve Bozburun yarımadalarını arşınlamaktayız. Marmaris'ten batıya doğru çatallanan iki burundan kısa olanı Bozburun, uzun olanı ise Datça yarımadasıdır. Her iki yarımada da doğal güzelliklerden nasibini ziyadesi ile almış. Bu doğal zenginliğin üç aktörü olan hava, su ve toprak âdeta bir senfoyi oluştururcasına birbirini tamamlamaktadırlar. Bir yardan aşağıya doğru baktığınızda, mavi güzellik, turkuaz renginin en güzelidir; gökte salınan bulutlar ise yer yer kayalık yükseltileri sarmıştır; yeşilin tonları ile bezenmiş kara tarafı ise kendi başına âdeta bir sonat olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Bodrum, Marmaris, Fethiye, Kuşadası, Çeşme gibi kolayca akla gelen bir kaç örneğin bir zamanlar bu güzelliklerle bezenmiş olduğunu yaşı büyük olanlarımız gayet iyi bilirler; günümüzde ise bu yerler turizm ve ikinci konut istilasından nasiplerini almışlardır. Bir üst sınırımız yok! Doğanın hiç bir kısıtını göz önüne almıyoruz artık. İçme suyu çok uzaklardaki kaynaklardan çıkmakta, meyve sebze, ne yediğini bile bilmediğimiz hayvanlar hiç bilmediğimiz topraklarda yetiştirilmektedirler. İnsanın toprağı ile olan tarihsel bağı kopmuş, mutlak üreten bir varlıktan sadece tüketen bir varlık haline gelmiştir. Soru: modern ekonomik düzenin ve refah devletinin bunda bir payı var mıdır? 

Beş on yıl öncesine kadar şirin beldemiz Datça'yı yukarıdaki listeye ekleyebilen birisi için sessizce Datça'yı görmemiş muamelesi yapabilirdik. Lakin bugün listemize Datça'yı da rahatlıkla ekleyebiliriz. Alelacele yapılan çirkin binaların habis hücreler gibi bu kenti sarmaya başladığını tüm çıplaklığı ile şahit olmaktayız. Sürecin geri planında, tarihsel olarak erişimi zor olan bu yerleşimin, yeni hizmete girmiş karayolu ile erişiminin kolaylaşması yatmaktadır. Betonlaşma sürecinin Datça'yı tükettikten sonra, yavaş da olsa, yarımada içindeki uygun özellikler gösteren diğer yerleşimlere yayılacağı gün gibi açık. 

Daha dün Bodrum Yarımadasında bir konut mezarlığının ortasında kaldığımda türküler marifeti ile korkumu dağıtmaya çalıştığımı hatırlıyorum. İkinci konut olarak yapılan deniz manzaralı bu binaların, yılın sadece kısa bir döneminde kullanılmak üzere binlerce yılda oluşmuş tabiata olan tecavüzü destanlara konu olacak mahiyettedir. Zira, bu konutlar sadece bir ya da iki insan neslinin kullanımına açıktır. Son yıllarda bu konutların fiyatlarının dik inişe geçmesi başka eğilimleri de açığa çıkarmaktadır; tercihler değişmiş, insanımız daha fazla dışarıya açılmıştır, yazlıklarında anılar biriktirmiş arkadaşlarım arasından büyüdükleri yazlıkları tatil yöresi olarak seçenler giderek azalmaktadır. 

Eski evlerine arkalarını dönenler ulaşımın ve erişimin iyileştiği yerleri kendileri için yeni konma alanları olarak seçmektedirler. Lakin, konar göçer Asyatik toplumumuzun Avrupalı yerleşik kültür ile kaynaşmasının bir sonucu olsa gerek, arkamıza hiç bakmadan terk ettiğimiz bu yerlerde, bu yerlerin eski sahipleri yaşlanmış, terk edemedikleri bu yerlerin eski yüzleri olarak mezarlara dönük beklemektedirler o eşşiz anın çağrısını. Bir kuşak boyunca zenginlik ve fakirliğin aynı zamanlı görüldüğü bu yerlerin insanları, anı dolu lakin acı çeken toprakların ete cana bürünmüş tercümanlarıdır. 

Günümüz tabiatı koruma anlayışının çıkışı yanlış olduğu için yanlış gelişmiştir diye düşünüyorum. Koruma anlayışımız, tabii zenginlikleri korumayı amaçlarken gelişen betonlaşma ile paralel gelişmiş, değişmiş ve de evrilmiştir. Buna da koruma kullanma dengesi denilmiştir. Kullananlar arasında, bölgeye dışarıdan gelen, gücü devletin değişik kademelerine erişebilenler e rastlamak pek muhtemel iken; bunların arasında bölge insanını görmek ise aynı derecede azdır. Önce gelen kullanıcıların yeni gelenleri engelleyerek tabii zenginliği kendilerine mal etmeye çalışmaları da ayrı bir mevzûdur. Bu bencil anlayış bile sonradan gelenlerin önünde ciddi bir set olamamıştır. Bu durum karşısında aklımıza kamu malının (tabii güzelliklerimizin) trajedisinden (Eng.: Tragedy of The Commons) başka bir sey gelmemektedir. 

Toprağını işlemekten men edilmiş, depolama ihtiyacına kötü gözle bakılmış, pazardan kopuk bu yerel halkın toprağa dayalı ekonomik imkanları kısıtlanmıştır. Buna karşın turizm denilen afyon zerk edilmiştir her zerrisine bölgenin. Biliyoruz ki, tarihe ve kültüre dayanmayan turizm geçicidir, sürdürülebilirliği yoktur; dahası fiyat esnekliği de fazladır, yani fiyatlar arttığında müşterilerin başka destinasyonlara yöneldiğini görmek olasıdır. Biz ise bu giden müşteriler karşısında hiç bir şey vermeyen binalarımız ile başbaşa kalırız; ellerimizde tohularımız, ekecek, dikecek ve işleyecek çıplak, verimli toprak ararız. 

Yukarıdaki sorularımıza dönecek olursak; Evet! karayolu ulaşımında yapılan iyileşmeler bir bölgenin kolayca erişilebilir ve yerleşebilebilir olmasının önünü açmaktadır. Bu da bölgenin imkanları ile desteklenen bir yaşamın öngördüğü yapılı çevrenin çok ötesinde bir yabancı (Eng.: alien) yapılaşmayı olanaklı kılmaktadır. Bodrum, Marmaris, Fethiye, Kuşadası, Çeşme gibi yerleşimlerde olan, bu olanaklı kılınanın gerçek hayatta tahakkuk etmesidir. Karayolu ulaşımı iyileşen Datça'nın merkezi giderek büyüyecek, bir noktada sıçrama ihtiyacı duyacaktır. En yakın yerleşimler bu açıdan en uygun yerler olacaktır. Bir müddet sonra bu yakın yerleşimler kendi belediyeleri ile karşımıza çıkacak, bölgenin her zerresine afyon zerk edilecektir. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 27
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1095
Kayıt tarihi
: 20.07.08
 
 

Yüksek şehir plancısıyım (ODTÜ-1997), aynı zamanda Mühendislik Doktorası (Kyoto Üniversitesi, İnşaat..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster