Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Aralık '07

 
Kategori
Söyleşi
Okunma Sayısı
24938
 

Kardeş Türküler'den Vedat Yıldırım röportajı

Kardeş Türküler'den Vedat Yıldırım röportajı
 

Vedat Yıldırım, Boğaziçi Üniversitesi’ndeki öğrencilik yıllarında folklor kulübündeki müzik çalışmalarının ardından Kardeş Türküler’in oluşmasını sağlayan insanlardan biri. Kardeş Türküler’i 1996’da çıkardıkları ilk albümle tanıdık. Yaptıkları işte halkların kardeşliğini, herkesin kendi renginde yaşayabilme özgürlüğünü savunan grup albümlerine Doğu, Hemavaz ve Bahar’la devam etti. Bu albümlerin arasına kendilerine en iyi film müziği dalında Altın Portakal getiren Vizontele filminin müzikleri de girdi. Her dilden, her mezhepten türküler söyleyen grup artık dünyanın birçok yerinde sevilerek dinleniyor. Kardeş Türküler’in solistlerinden Vedat Yıldırım besteleri kadar, konserlerdeki samimi tavrıyla da çok sevildi. Yaptığı Kürtçe besteler bu dili bilmeyen insanlar tarafından bile ezbere söylenir duruma geldi. Halkların kardeşliği için bu yola çıktığını söyleyen Vedat Yıldırım, kliplerinin yayınlanmamasına, birçok önyargıyla karşılaşmasına rağmen arkadaşlarıyla beraber sanatına devam etti ve sanatını barıştan yana kullandı.

Bu yola nasıl girdiğini ve nasıl çalıştığını merak ettiğim Vedat Yıldırım, beni kırmadı ve bir cuma sabahı bana vakit ayırdı. Sorularımı cevaplarken, keyifli bir sohbet yaşadık.

Müzik yapma fikri sizde nasıl oluştu, Boğaziçi Üniversitesi’ndeki ortam bu konuda size ne kattı?

Müzik yapma fikri aslında üniversitede doğdu. Daha evvelden de bir hevesim vardı benim, kendime bir gitar almıştım, arkadaşlar arasında şarkılar söylüyorduk. Boğaziçi Üniversitesi’ne gelince bir yandan bölümle uğraşırken bir yandan da kültürel bir faaliyette bulunmak için folklor kulübüne girdim. Kulüplerde bu işler genellikle hobi düzeyinde yapılır ama bizim folklore kulübü, tiyatro kulübü daha farklı yaklaşıyordu aslında. Yani Boğaziçi Üniversitesi’nin kulüp gelenekleri daha farklıdır. O kulüp yapısında müziğe olan ilgim merkeze kaymaya başladı. Ailemi karşıma almamak için düşük yoğunluklu bir çabayla okulu bitirdim ve askerliğimi yaptım. Sonra müziğe devam ettim.

Sizce Türkiye’deki üniversitelerde iyi bir sanat ortamı var mı?
Diğer üniversiteleri çok iyi bilmiyoruz ama örneğin ODTÜ’de yine onların
tarihinden gelen belli bir gelenek var. Açıkçası biraz özel olmakla ilgili, yani bu üniversiteler zamanında özel kolejlerdi. Böyle üniversitelerde kültür-sanat olanakları daha çok. Çünkü bu faaliyetler özgürlük isteyen alanlardır. Rahat ve serbest çalışabilmek gerekiyor. Devlet merkeziyetçiliğinin olduğu yerlerde çalışmak daha zor. Özellikle Kardeş Türküler gibi bir proje için çok önemliydi. Biz Boğaziçi Üniversitesi’nde değil de, örneğin; İstanbul Üniversitesi’nde olsaydık, muhtemelen birçok engel çıkardı. Orada gösteri yapmak çok da zor olabilirdi. Sanat faaliyetleri devlet elinin ağır olduğu yerlerde zorluklarla karşılaşıyor.

Peki, üniversite kulüpleri profesyonelliğe giden yolda atılması gereken bir adım mıdır?
Profesyonellik birçok şekilde olabilir. Biz okuyan öğrenciler üzerinden gittiğimiz
için bu şekilde başladık. Sonuçta üniversitelerde insanların bölümleri vardır, kulüpler de kültürel ve sanatsal faaliyetlerini yürüttükleri yan bir çalışma alanıdır. O yüzden orada önemli olan, ilgilendiği alanla ilgili eğitim çalışması yapıp altyapı sağlamaktır. Ayrıca, amatör bir ruhun olması, daha kitlesel bir ortamın olması, üniversite ortamının canlılığı yaratıcı bir ortamın oluşmasını sağlıyor. Ama profesyonellik farklı bir şey. Biz bu yüzden mezun olduktan sonra da bu faaliyetlere devam etmek ve bunu yine bir ekiple yapmak istediğimiz
için Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’nu kurduk. Burası aynı zamanda
profesyonelleşmek isteyen insanların buluştuğu bir yer oldu. Biz böyle başladık ama profesyonellik aileden gelen bir bağla başlayabiliyor, alaylılıktan gelebiliyor ya da direkt alanla ilgili konservatuvara gidilerek kazanılıyor. Kulüp ortamları bu işe hobi olarak yaklaşarak değil de, bunun sistematiğini kavramak ya da oluşturmak yaklaşımıyla profesyonelliğe yol açar. Benim de aklımı çelen o oldu. Müziğin böyle de yapılabileceğini gördüm. Yoksa müzik hep vardı içimde.

Kardeş Türküler nasıl oluştu? Neden farklı etnik diller, kültürler seçildi?

Biz folklor klubünde, adı üstünde halk kültürü üzerine, dans ve müzik alanında
çalışmalar yapıyorduk. Daha çok, dünyalı şarkılar şeklinde bir koro geleneği vardı, enstrüman ekibi yoktu. Bu yüzden renkli bir görüntüsü yoktu. Böylece yavaş yavaş, enstrüman öğrenme eğilimleri başladı. Bu da bir grup müziğini getirdi. 90’ların başından itibaren halk müziği alanında çalışmalar yapmaya başladık. O dönem kimlik siyasetinin ivmelendiği bir dönemdi. Yani etnik, dilsel ve cinsel kimlik sorgulanıyordu. Özellikle de Kürtler ivmelendirdi bunu. Türkiye’de yasal olarak da bazı düzenlemeler yapılmıştı. Farklı dillerde yayın yapmanın önü biraz açılmış oldu. Farklı dillerde dergiler, gazeteler çıkmaya başladı. Çeşitli albümler yapıldı. Böyle bir ortamda biz de Türkiye’de halk kültürünü, halk müziğini sorgulamaya başladık. Türkiye’ de birçok dil var, bunu tek bir dil üzerinden nasıl temsil edebilirdik ki? Türkiye’de gerçekten kültürel, sanatsal ifade ortamını halk müziğinde yaratmak istiyorsak, kültürlerin faklılığını vurgulamak bir yandan da kültürler arasındaki
geçişkenliği anlatmak gerekir, dedik. Bu anlamda farklı cemaatlerle buluşmaya başladık. Çerkez Dernekleriyle, Ermenilerle, Kürtlerle ve Azerilerle ilişkiye geçtik. Geçmişten gelen birikimler de vardı. Aleviler üzerine Erol (Mutlu), Türkmenlik üzerine Feryal (Öney), birikim sahibiydi.

Ben de onu sormak istemiştim, grupta da herkes farklı bir etnik kökenden mi?

Türkiye gibi sonuçta, yani Türkiye nasıl bir yapıya sahipse Kardeş Türküler de öyle bir yapıya sahip.

Grup çok kalabalık, bu durum çalışmaları nasıl etkiliyor?

Bizim kalabalık olmak dışında bir şansımız yok. Çünkü biz çok kültürlülüğü temsil
ediyoruz. Böyle bir şeyi dar bir grubun yapması haksızlık olur zaten. Bu, elbise giydirmek olurdu. Yani senin bir anlayışın vardır, gidersin onu Karadeniz’e de uygularsın, Trakya’ya da uygularsın. Tek bir kişi her alanı temsil edemez, gerçi Türkiye’de böyle işler var. Bir albüm çıkıyor, Doğu’dan da okuyor, Trakya’dan da okuyor, hepsi de Türkçe oluyor, böylece sen türküleri kendi tarzına uydurmuş oluyorsun. Yani onu kendi elbisenin içine sokuyorsun. Bu asimilasyondur. Halbuki her yörenin kendine has bir dokusu vardır. Tüm bunları temsil etmek de geniş bir kadro gerektiriyor.

Peki kalabalık çalışmaları zorlaştırıyor mu ya da kendi bireysel sanatınızın engellendiğini düşünüyor musunuz?

Böyle bir şeyin önüne geçebilmek için bu aralar daha lokal projeler deniyoruz. Yapılması da gerekiyor zaten, çünkü bir albümdeki, bir konserdeki süreniz bellidir. O süre içinde demokratik davranarak birçok kültürü insanlara ulaştırmanız gerekiyor. Öyle olunca da her kültürden belli bir örnek sunabiliyorsunuz. Ama insanların bir yandan da belli bir alanda derinleşmeleri gerekiyor. Bu da Kardeş Türküler yapısı içersinde yapılabilecek birşey değil. O yüzden Kardeş Türküler ekibinde daha profesyonel eğilimleri olan ve belli alanlarda uzmanlaşmak isteyen insanlar daha farklı projelere girdiler. Mesela; Türkiye’deki çingene müziği üzerine bir çalışma yapılıyor Gayda İstanbul projesi olarak, Feryal (Öney) Türkmen müziğiyle bir çalışma yaptı. Ben de alternatif rock üzerinden Kürtçe- Türkçe bestelerden oluşan bir çalışma yapıyorum.

Bestelerinizdeki Kürtçe eğilimi ve kullandığınız temalardan bahseder misiniz?

Ben hem Türkçe hem de Kürtçe beste yapmak istiyorum. Çünkü ikisi de benim
bildiğim dil ve ben iki dilde de yaşıyorum. Sonuçta, Kürtçe’nin ifade olanakları Türkçe’ninki kadar değil. Ama eğer o dil kendini koruyacaksa Türkçe’yle uyum yakalayabildiği anda koruyacaktır. Kendi içine kapatmakla İstanbul gibi bir ortamda kültürü yaşatmak mümkün değil. Çünkü geçişken bir hayatımız var bizim. Mesela bir arkadaş ortamına giriyorsunuz, orda Kürtlerle Kürtçe, diğerleriyle Türkçe konuşursunuz. Böyle geçişken bir dil kurulmalıdır ama bizde nasıl oluyor? Evinize gidiyorsunuz, anneniz babanızla Kürtçe konuşuyorsunuz, sonra sokakta bütün dil Türkçe oluyor. Bu uzun vadede asimilasyona yol açacak bir şeydir.
Çünkü kapalı bir yaşam kültürü sürdürüyorsunuz. Şizofrenik bir hayatınız oluyor, oysa sokak dilinin renklenmesi daha demokratik bir dilin kurulması lazım.
Temalar da bu çerçevede oluyor. Türkiye’deki insanları, gündelik hayatı anlatan
temalar var.Türkiye’deki kalp körlülüğü üzerine, daha doğrusu buluşmaya engel dili kırmaya yönelik protest diyebileceğimiz şarkılar var. Berfin diye bir şarkımız var, Sezen Aksu’nun Kardelen şarkısına gönderme yapan. Kızların okutulmasını destekleyen bir parçaydı, elbette eğitelim çocuklarımızı, kardelenler açsın ama her çocuk kendi rengiyle açsın. Bu şekilde protest mizahi diyebileceğimiz şarkılar var.

Gelelim film müziğine…Film müziği yapmaya Yılmaz Erdoğan’ın Vizontele’si ile başladınız. Sizde de böyle bir fakir var mıydı yoksa teklif mi geldi?

Biz düşünmüyorduk, Kardeş Türküler’e teklif geldi. Vizontele’nin çekildiği dönem Doğu albümünün çıktığı bir dönemdir. Biliyorsunuz, film Yılmaz Erdoğan’ın doğu
coğrafyasındaki çocukluk yıllarını anlatıyor. O dönemde Doğu albümünü dinlemiş,
filmimdeki ruh halinin müziği bu olabilir, demiş. Geldi, bizimle konuştu, biz de senaryoyu okuduk. Senaryo sıcak geldi, biz de kabul ettik.

Filme müzik yapmak, normal beste yapmaktan farklıdır elbette. Özgürlüğünüz kısıtlanıyor mu?

İster istemez… Sonuçta var olan bir sahnenin, bir görüntünün talepleri var. Bir de enstrümantal yönünün ağırlıklı olması da zor. Ama bir yandan da çok zevkli. Sonuçta müzik soyut bir sanat, zaman zaman sözlere sığınarak güçlülük kazanır ama soyut yönü ağırdır. Bu yüzden var olan bir görüntüye beste yapmak çok güzel. Bizim biraz folklor kulübünden de deneyimimiz vardı tabi. Orada dansla birleştirirdik müziği. Yani görsel bir şeye müzik yapma konusunda deneyimliydik.

Bir de Riddley Scott’ın Kingdom of Heaven filminin müzikleri geldi.O nasıl bir deneyimdi?

O çok küçük bir deneyimdi. Onun müziklerini İngiliz bir müzisyen yapıyordu. Filmin Kudüs’te geçen bir sahnesi bölümü var. O sahneler için, bu coğrafyanın diyebileceğimiz, Orta Doğu coğrafyasının müziklerine ihtiyaç duymuşlar. Bizimle ilişkiye geçtiler. Hemavaz albümünü dinlemişler, özellikle oradaki zazaca Sılemano şarkısını beğenmişler. Gittik, yaptık. Çok az bir kısmını kullandılar. Öyle olur zaten, çünkü onlar birçok müzisyenle ilişkiye geçiyorlar. Birçok ürün çıkıyor ve bir kısmını kullanıyorlar.

Neden Türkiye’de adı duyulmadı bunun? Bu hakkınızda bir izlenim
değişikliğine sebep olmaz mıydı?

Küçük bir işti çünkü. Biz daha medyatik yönü olan birileri olsaydık belki
büyütürlerdi ama hakkı neyse okadar duyulsun. Ayrıca asıl yaptığımız işlerle anılsak daha iyi olur. Biz öyle mutlu oluruz yani.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ismi zaten herşeyi açıklıyor öyle değil mi?başka bir şey söylemeye gerek duymuyor insan.Röportaj çok bilgilendiriciydi...bizimle paylaştığınız için ayrıca teşekkür ederim.kardeş türküler bu ülkede bir çok kişi tarafından bilinmesi, dinlenilmesi gereken bir topluluk.ama ne yazık ki medya bu topluluğa gerekli ilgiyi göstermiyor.medya göstermediği için ve insanlarımzda araştırma konusunda tembel olduğu için ne yazıkki pek çok kişinin haberi yok.oysa bu ülkede sanat ve sanatçının "S" si bile olmayanlar herkes tarafından tanınıyor.Kardeş türküler bu ülkede gerçek müzik yapan bir alternatiftir.Ve şundan da eminimki bu topluluk başka bir ülkenin bir değeri olsaydı, bütün dünya bu topluluğu konuşuyor olacaktı.sevgi ve selamlar....

Anatoliaaa 
 09.12.2007 12:18
Cevap :
çok haklısınız ama yine de bu kadar karanlık bakmayalım derim ben.hala umudumuz olmalı. bu umudu bana veren şeylerden biri de kardeş türküler zaten, onlar olumsuzluklara aldırmadan sanatlarına en iyi şekilde devam ediyorlar.biz de onları dinleyerek, dinleterek çok şey katabiliriz bence. sevgiler...  09.12.2007 15:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 39
Toplam yorum
: 104
Toplam mesaj
: 39
Ort. okunma sayısı
: 2823
Kayıt tarihi
: 29.12.06
 
 

Sinema ve Televizyon bölümünde okuduğumdan sizinle sinema üzerine hasbihal etmeyi düşünüyorum... Si..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster