Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Haziran '21

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
18
 

Kardeşe Leş, Düşmanla Üleş

 

Türkiye’de kabul etmek gerekir ki en mazlum millet Türklerdir. Bunun sebebi aslında Osmanlı’nın Türk kimliği ile batı tarafından algılanışı ve yok edilişi sonrasında batının motivasyon kaynağı olmaya devam eden Türk korkusudur.

Özünde 1402 Ankara Savaşından sonra Türklerin en büyük düşmanlarından biri olan Osmanlı Beyliği, karakterinde devlet kurmak olan diğer Türk Beyliklerini sindirdikten ya da kendisine kattıktan sonra tam anlamıyla batıya yönelebilmiştir. 1402 Ankara Savaş neden önemlidir? Çünkü o savaş, Türk Beyliklerinin Osmanlı’yı rakip görmeleri ve savaş sırasında Timur’un yanına geçmeleri, Osmanlı cephesinde yalnızca Hırvat paralı askerlerin kalması ve Yıldırım Bayezid’in Timur’a yenilmesiyle değil üstüne üstlük bir de hanımı, maiyetiyle beraber esir düşmesi Osmanlı’nın kafasında diğer Türk Beyliklerine karşı sistematik bir düşmanlık ve yok etme, kültürel olarak dönüştürme politikası izlediği düşünülmesi hatalı olmaz. En nihayetinde Oğuz boyları arasında sadece “Kayı” boyu yoktu. En azından biz öyle biliyoruz ki Sultan Alparslan örneğinde olduğu gibi, Selçuklular da nihayetinde “Kınık” boyundan geliyorlardı.

Boylara şöyle yeniden göz atmak, boyları tekrar etmek gerekirse; 7’nci asır civarında konar-göçer bir yapısı ile yer değiştirmeye başlamışlar, Bizans kayıtlarına göre; önce Balkanlara yayılmışlardır. Oğuzlar, Türkiye Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, İran,Irak, Suriye, Mısır ve Balkanlarda ise, Bulgaristan, Romanya, Yunanistan, Makedonya, Kosova, Sırbistan gibi ülkelere dağılmışlardır.

Destanlara göre Oğuzlar Oğuz Han’ın “altı” oğlu ve onların dörder oğlundan meydana gelmişlerdir. Meydana gelen bu 24 boyun ayrı adı ve unvanları vardır. Bu bölümleme Oğuz Kağan Efsanesinden kaynaklanır.

Bu boyların Bozoklar ve Üçoklar olarak ikiye bölünmesi ise daha sonradır. Bu iki ana kol arasında çıkan anlaşmazlıklar, boyların bir kısmının batıya göçmesine neden oldu. Bir kısmı da Göktürk Devleti’nin kurulması ve Ötüken’i işgali nedeniyle batıya göçmüştür (6. yüzyıl). Kalanlar Göktürk egemenliği altına girmiştir.

Oğuzlar-Bozoklar Üçoklar

 

Bozoklar- Gün Han, Ay Han, Yıldız Han

Üçoklar- Gök Han, Dağ Han, Deniz Han

 

Gün Han- Kayı, Bayat, Alkaevli, Karaevli

Ay Han- Yazır,Döğer, Dodurga, Yaparlı

Yıldız Han- Avşar, Kızık,Beğdili, Karkın

 

Gök Han- Bayındır, Peçenek veya Beçenek, Çavuldur, Çepni

Dağ Han- Salur, Eymür,Alayuntlu, Yüreğir

Deniz Han İğdir, Büğdüz, Yıva, Kınık

 

Yukarıda boy adlarını Türkiye’nin hemen her yerinde isim olarak görmek mümkündür. O halde özünde hepsi Oğuz boyu olan söz konusu beyler daha her ne kadar ayrılsalar da bir Kınık ya da Kayı gibi hepsinin özünde kitleler halinde birlikte hareket ettikleri ve hepsinin de güçlenerek bir beylik kurmak sonrasında, devletleşmek ve nihayetinde İmparatorluk hayali kurmaları yönünde motivasyonlarının olduğunu Anadolu’da kurulan beyliklerden anlayabiliyoruz. En nihayetinde yalnızca Söğüt’te kurulan Kayı Boyuna mensup beyliğin yıldızının parlaması diğerlerinin yıldızlarının tamamen söneceği manasına gelemezdi ve tabi olmak da bir seçimdi ancak Osmanlı Devlet geleneğinde devletin mirasçısı kabul edilen kişinin, padişah olunca öz kardeşlerini boğdurtması, diğerlerine ne yapmaz sorusunu akla getirmemiş olsa da ortaya çıkan sonuçtan çıkan veriler aslında ortadadır.

Bizde adettir malumunuz; bir kişi ya da zümre o fikrin mülkiyetini eline geçirmişse onu sahiplenir ve direk olarak evet diyenler ve hayır diyenler olmak üzere cephe çok sert bir şekilde oluşturulur. İslamcılar-Ümmetçiler, Atatürkçüler-Batıcılar, Osmanlıcılar…. tabi hepsinin içinde özünde daha büyük menfaat elde etmek, tebaasının daha fazla hakka ulaşması ideali de gizlidir ancak özünde soyut değerler, somutları elde etmek için sonuna kadar, fütursuzca kullanılır ki aklı başında olan insan neden, niçin gibi sorgulamanın olmadığı yerde kendini gereksiz ve fazlalık hissedeceği için alan bir süre sonra sadece menfaat için bu işi yapanlara, bu işten yüksek kazanç sağlayanlara kalır. Bu kaynakları dışarıdan da sömürülen bir ülke için içinden çıkılmaz bir durumun yaşanmasına neden olur. Normalde içeride birlik sağlanıp, dışarıdaki halklardan yüksek gelirler elde edebilmek de mümkün olmadığından, içerideki üstünlük kurma yarışında birkaç asırdır dışarıdan dokunuşlar dengeyi değiştirir ve o grubu diğer gruba üstün kılar ki destekleyen destek kurumu emperyalizm olunca burada bir koyup, on alması dışarıdakiler için normalken, içeride sürekli birbirini izleyen istikrarsızlık dönemleri ve iç çatışmalar, fakirleşme, kaynakların destekçilerce sömürülmesine yol açar.

 

Tarihte "Cem Sultan" hadisesi olarak da bilinen bir hadisemiz vardır ki: bu olayın tam olarak bilinmesinde fayda var. Mevzu taht kavgası olunca düşmanla ittifak etmek bugüne mahsus bir durum değildir. Burada paylaşma konusundaki tercihler etkili olmaktadır. Akıllı olan, adaletli olarak paylaşmayı sağlarken, adil bir paylaşım düzeni inşa ederken,  akılsız ve ahlak yoksunu olanlar kendi çıkarları için devlet millet kardeş dinlemezler.  Neticede anlaşmazlıkların çözümü için hakem kurumlar, hakem olanlar (özünde anlaşmazlığı körüklerlerse kazançları artacak olanlar) aç kalacak değil ya!

 https://tr.wikipedia.org/wiki/Cem_Sultan

 

 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 2250
Toplam yorum
: 321
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 158
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster