Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Aralık '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1840
 

Kardeşliğe kurşun işlemez!

Kardeşliğe kurşun işlemez!
 

. . ve bir orman gibi; kardeşcesine !


Sabahın göz acıtan ışıkları odama dolarken yeni günün ilk demli çayının kokusu buram-buram tütmeye başlamıştı burnumda.. İlk evvel yundum yüzümü, arındım karanlığından gecenin.. Keyif çattım güneşle - sahi Tanrı'dan beri var mıdır güneş.. - düşmüş her melek gibi utandım Tanrı 'dan, duam yarım kaldı.. İnsan yanımla başladım Yirmidört saatlik yaşam dlimine..

Günlerdir çok arzu ettiğim, ancak bir türlü fırsat bulamadığım, İsviçre 'den bir dostumun hediyesi cd 'ye uzandı elim, notaların sihirli dünyasına aşıktım oldum-olası, bunu çevremdeki herkes ezber etmişti elbet ve belki de sırf busebeple ' buralardan var mı bir isteğin ' diye soran her dostuma cevabım klişeleşmişti ' müzik cd.. ' Şevkle uzandım müzikçalara, onca yol tepmiş cd 'yi sarmaladım bir çocuk gibi ve dinlemeye koyuldum usul-usul.. O ana dek üzerinde çok durmadığım cd kapağına ilişti gözüm, el yordamı ile yapılmıştı belli ki; susuzluktan çatlamış toprağa yalınayak basan, yüzlerinde aynı acıya ait çizgiler, aynı sevince ait kahkahalar olan insanlar vardı kapakta ve sarı zeminde siyah kalemle eklenmiş el yazısının sıcaklığında bir post-it;
' Anadolu gibi, saf - temiz - kardeşçe..! '

Harman olmuş yüreğe çağrı gibiydi su misali akan ses, cd dönmeye başladı beni benden alarak ve ardından muhteşem bir türkü doldu kulaklarımdan yüreğime Ermenice;

" Zepür gı tarnam meğmig annıman
Sarerits içnem nısdem ko tıran
Sirutsıt varvadz asbedi nıman
Turıs gı tınem ko ayku tıran.. "

( Meltem olurum hafif, eşsiz
Dağlardan inerim, kapında otururum
Sevginden yanmış şövalye gibi
Kılıcımı koyarım bağının kapısına.. )

Hemen ardından, bağlamanın ve tulum 'un eşsiz girişinin ardından, Karadeniz 'in asi kıyılarından birinde bağdaş kurmuş, başını göğe çevirip sessizce haykıran bir cennet emaneti ses çalındı kulağıma Megrelce;

" Ahla shva neba ver vnahe
Alersit gamağviao
Tkbiladats mai kurkura
Kalta zed damartziao.."

( Bir yol var mıydı seni sevmekten başka
Sen ki, şefkatle uyandırdın beni
Tatlı dille fısıldadın
Kollarına aldın beni.. )

Dinlediğim her yeni türkü ile doluyordu gözlerim, yüreğim et parçası olmaktan çıkmış Dersim 'e yol almıştı ve insan yanımın en taze acılarını biriktiriyordu belli ki gözpınarlarımda, hüzünlenmiştim şimdi de Zazaca;

" Ez torê ni baxcê xo rakêri
Bê torê klama xo vacêri
Esqê ni dem u dewran tiya
Roştiyam tiya tariyê dina dê
Dendarê tiyo ez torê mıneto.."

( Ben sana şu bahçemi açayım
Gel sana şarkımı söyleyeyim
Aşkı sensin bütün bu zamanın
Işığım sensin karanlığında dünyanın
Borçlunum ben senin minnettarınım.. )

 

Şahsına münhasır sımsıcak insanların yurdu Rumeli 'nin rengarenk dünyasına konuk olmuştum şimdi de ve yüreğimi salıvermiştim Arnavutça;

" As më jep nj'er ujë moj balluk' e prërë
Me se të të japë trendafil me ere?
Jarnana, jarnane, jarnana moj të keqëne
O me dorënde tënde moj balluk' e prërë.. "

( Su verir misin bana kahküllüm?
Neyle vereyim mis kokulu gülüm?
Jarnana, jarnane, jarnana kahküllüme
Elinle versen, kahküllüm.. )

Grekçe tabiri ile " iki nehir arasında kalan yer " kutsaldı tüm dinlerde; özeldi sayısız uygarlığa ev sahipliği yapmış Mezopotamya ve bir kirpik uzaklığındaydım şimdi Dicle ile Fırat 'ın, bıraktım kendimi sularına Kürtçe;

" Hêjîra çiyayî,
Delala çîyayî,
Darhejîrokê xemrevînokê.. 

Hejîra me reşe,
Delala me reşe,
Darhejîrokê xemrevînokê.."

( Dağların inciri, dağların güzeli
İncir ağacısın gam götürensin
Güllerin içindesin, güllerin içindesin..
İncir ağacısın gam götürensin
Gelin, damadın yüreğidir
İncir ağacısın gam götürensin.. )

Kendimden geçmiştim birdenbire, o an hissettiğim tek şey kekremsi bir acı idi, sınırlarında karakollar olmayan diyarlarda idim anlamsızca belki de ve üzerine yürüdüm günün Arapça;

" Naar il-hawaa maa fiinii
Yekfii hecur yaa naasinii
Marr il-'umr wa an antuzur
Ya illi Dayya'it ahlaa sniinii.."

( Aşkın ateşi yok bende
Ayrılık yetti artık ey beni unutan.
Ömür geçti ve ben hala bekliyorum
Ey en tatlı yıllarımı mahveden.. )

Başımda dönenirken sevdaya dair kendi tümcelerim, Neşet Ertaş usta 'dan tarifi geldi vurgunun en saf haliyle Türkçe;

" Yandı bağrım yandı aşkın elinden
Bir de sen yakıp gönderme beni
Ben mecnun olmuşum sevda çölünde
Yeniden mecnuna dönderme beni ..

İnsan olan insan, sever insanı
Bizden evvel gelip gidenler hani
Aşkına düşürüp mecnun misali
Bir kuru hayale yeldirme beni.."

Evimin içinde ardı-ardına dolaşan her nota, yüreğimin sol anahtarına temas etmişti, tavında döğülen demir gibiydi sol yanım.. Nazım Hikmet 'in ezbere bildiğim sayısız şiirlerinden birini fısıldamaya başlamıştım kendi kendime;

İnsanların türküleri kendilerinden güzel,
Kendilerinden umutlu,
Kendilerinden kederli,
Daha uzun ömürlü kendilerinden..

Sevdim insanlardan çok türkülerini

İnsansız yaşayabildim
Türküsüz hiçbir zaman..

Hiçbir zaman beni aldatmadı türküler de.
Türküleri anladım hangi dilde söylenirse söylensin..

Tanıdık-tanımadık her türkü alabilidiğine bizdendi, dili ne olursa olsun anlaşılıyordu, içtendi, saf ve tertemizdi işte, buram-buram Anadolu 'ydu, aşk 'tı, sen 'di, ben 'di, Biz 'di.. Hani eskiden, daha çocuktuk.. Okul bahçelerinde koşardık, oynardık.. Yatılı okullarda iç içe olamadık ama her akşam başımıza yorganı geçirdiğimizde ağlardık.. Evlerimizi, annemizi, babamızı özlerdik. Her dayak yiyişimizde, bir daha okula ayak basmamak için yemin eder, sonra tekrar vazgeçerdik.. Sonra büyüdük.. Katil olmak için değil.. Katil olmak gibi bir zalimane düşünce geçmedi hiç aklımızdan.. Bizdik hep.. Onlar yoktu yaşamımızda.. Türk.. Kürt.. Laz.. Çerkes.. Arap.. Gürcü.. Ermeni.. Çoktuk biz!.. İnsandık ve bizim her birimizin ayrı isimleri vardı o kadar!..

Aynı kanı taşımıyorduk belki, ama biz hep kardeştik, sokakların orta yerinde, pazaryerlerinde, tarlada tırpanda, işyerinde.. Aynı toprak parçasına basardı ayaklarımız; orada karnımız doyardı, orada aç kalır, orada ağlar ve orada gülerdik.. Düşmanımız belliydi; Yoksulluk, sömürü..

Düşmanlık.. Düşman olmak?.. Ayrışmak.. Herkesin diline pelesenk ettiği gibi ' mozaik ' olmak neydi ki, bence ' ebru ' idik biz, mozaik her biri kendi başına parıldayan farklı taşlar iken, ebru iç-içe geçmiş, birbirine bütün olmuş farklı renklerin güzelliği değil miydi zira?..

Ahmed Arif 'e gidiverdi usum, el yazısının güzelliği ile iliştirdiği notu okurken dostumun yeniden;

Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun ?..

Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?..

Biz hep kardeştik, aynı evlerin içinde gece korku dolu hikâyeleri dinledik.. Kimimiz sütkardeşi olduk.. Kimimiz sevdalandık, gizli gizli buluştuk önce; sonra sevdiğimizi, canlı olan ne varsa anlattık.. Bazen başka dillerde vurulduk bir çift göze, bazen ortak kahkahalarımız oldu ağız dolusu.. Aynı türküyü başka dillerde söyledik kimi zaman, ama bildik aynı çatlamış toprağa sevdalanmayı herdaim..

Anadolu 'yduk..

Zengindik, farklılıklarımızla.. Ve kardeştik!.. Zengindik, paydaşlıklarımızla.. Ve kardeştik!.. Zengindik, birey olmanın bilinciyle.. Ve kardeştik!.. Kardeşce yaşamaya devam edeceğiz; inadına tüm sömürenlerin, düşmanlıkla, kanla beslenenlerin, bölünmemizi isteyenlerin !..

Umudumuz insan 'da herdaim.. Zira bilir yüreğimiz ezbere ne de olsa, şükür ki hiçbir güç tarafından üretilememiştir henüz; Kardeşliğe işleyecek kurşun !..

Haykır, Haykır, Haykıralım ; Kardeşliğe kurşun işlemez !..


25.Aralık.2009
Kerem Porazan

Ohannes bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tükenmesin yollar,uzadıkça uzasın,gidebildiğimiz yere kadar.Güzel paylaşımlarınız için teşekkürler.sevgimle.

maviyeçalar 
 15.02.2010 14:15
Cevap :
Demirin ısıyı tutup yaydığı kadar, ne yazık ki insanlar sevgiyi tutup yaymıyorlar.. Soğumuş bir demirin ağırlığı değişmezken, soğumuş bir bedenin demirden de ağır geldiğini ve soğumuş bir demir parçasına dokunmakla; soğumuş bir bedene dokunmanın aynı şey olmadığını elleri üşüyenler değil, ülkeleri üşüyanler bilirler..  16.02.2010 16:57
 

sonra vicdanı retçilerin kurultayına ilişkin bir yazı, daha sonra İranlı Avukat Zeynep'i okudum. İdamını bekleyen hücresinde ve annesiyle bile hiç görüştürülmeyen. Sonra MB yazılarına bir göz attım. Sizin blogdaki resim takıldı gözüme iyi ki takılmış. Gündeme daha dair yani Barışa dair ilmik ilmik işlemiş olduğunuz yazınızı okudum. Basit ama anlamı derin bir yazı . Ön yargısız, inkarsız, ötelemeden ve çok kolaylıkla başarılacak bir yaşam BARIŞ içinde kardeşce paylaşmak... Çok ama çok beğendim. Bilincinize sağlık. Sevgilerimle.

Yapukay 
 26.12.2009 18:01
Cevap :
" Çocuğun gördüğü düştür barış.. " demiş ya Yannis Ritsos, belki de Nazım Hikmet 'in sözlerinde saklı dünyanın gizi ; " Çocuklar, dünyayı alacak ellerimizden ve ölümsüz ağaçlar dikecekler.. " Dünyaya çocukların umut dolu gözlerinden bakabilmemiz umudu ile..  05.01.2010 10:57
 
Toplam blog
: 58
Toplam yorum
: 92
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 13567
Kayıt tarihi
: 17.12.09
 
 

İmgelemelik 'ten düştüğü 6.Mayıs.Bindokuzyüz-fi tarihinden bu yana; Sonsuzluk 'da İnsan.. Mülteci..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster