Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mayıs '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
882
 

Karıncalarla da insanlarla da görüşelim

Karıncalarla da insanlarla da görüşelim
 

Karınca kararınca çalışabilsek ne iyi olurdu. (Sabahattin Gencal)


Dün akşam virüs bilgisayar ekranımı kararttı. 

Bugün bilgisayarıma format attırmak için kasayı alıp İzmit’e indim. Durakta minibüs beklerken karıncalar dikkatimi çekti: 

Bir karınca hızla yolun bir ucundan diğer ucuna geçiyordu. Ardından bir karınca, bir karınca daha. Nedense tek tek geçiyorlardı. Toplu olarak ezilmemek için mi? 

Çok şeyler geçti kafamdan okuduğuma göre bir karınca ağırlığının 50 mislini kaldırırmış. (Bazı kaynaklarda da yüz mislinden söz ediyor.) Sizin ağırlığınız ne kadardır? 70 kg. diyelim. Bunun elli mislini yani 3, 5 tonu kaldırabilir misiniz? 

Karıncaların hızla kaçışını görünce, “Acaba karıncanın hızı ne kadardır?” diye düşündüm. Kaldırımdaki paket taşların en dar tarafı aşağı yukarı 10 santim vardı. Bu 10 santimi tahminen 5-6 saniyede geçiyorlar. Kronometre tutmadım. Sayı saydım, 121, 122, 123…diye sayıyordum. İnsanın hızı ile nasıl karşılaştırılabileceğini düşündüm. Karıncanın boyu 5-6 mm. Vardı. ( Karıncaların milyonlarca çeşidi varmış, uzunlukları da farklı farklıymış) Kendi boyuna göre saniyede aldığı yolu hesapladım. Sonra insanın boyunu düşündüm. İnsan 100 metreyi 10 saniyenin altında koşuyor. Karınca ise, ayak üstü şöyle böyle yaptığım hesaba göre hız bakımından da insana çok far atıyor. Bulduğum rakamları vermeyeyim, yanlış anlamalara neden olur. 

Minibüsümüz geldi. Yol boyunca bu gözlemi düşündüm. “Karınca kararınca” deyimini çok kullanırız. Az da olsa, elimizden geldiği kadar anlamında kullanıyoruz bu deyimi. Özellikle ben bu deyimi kullanıyorum. Bazen de değiştirerek kullanıyorum: “Karınca kadarınca” diyorum. Bu hesaplamalardan sonra bu deyimi yanlış kullandığımızı düşünür oldum. Karıncalar bizden kat kat fazla çalışmaktadırlar. Karınca gözlemleri daha önce de yapmıştım. Karıncaların toplu olarak, peş peşe dizilerek yol kat ettiklerini görmüştüm. Öyle ki bir karınca kafilesi bir yöne giderken hemen yanında bir başka kafile ters yöne gidiyor. Gidiş gelişli bir yol düşünebilirsiniz. Trafik öyle muazzam ki, anlatılamaz. Karıncaların bir solucanı nasıl etkisiz hale getirdiklerini de gözlemiştim. Bu muazzam örgütlenmeye hayran olmamak mümkün değil. 

Bilgisayar kasasını bilgisayarcıya bıraktım. Format attı. Ekran açıldı. Ekran güldü. Kasayı elime alarak durağa kadar yürüdüm. Yürürken de düşünür mü insan? Bazı insanlar düşünür. 

 

Türk siyasi hayatına bir virüs düştü. Yüzümüz karardı. Benzetmem nasıl oldu? Ağır olmadı değil mi? Bundan önce gazetelerden okuyorduk. Camiye bomba atma bilmecesi ya da düzmecesi toplumu epeyce sarsmıştı. Bu son günlerde kaset bombaları, şantaj bombaları atılıyor. Valla, ağır bombardıman altındayız. Yetkililerimizin dediğine göre siyasi hayatımızı dizayn etmek isteyenler varmış. 

Kurtuluş savaşında top sesleri duyulurken bile öğretmenlerimiz nasıl ders vermişlerse biz de bu bombardıman altında derslerimize devam etmeliyiz.  

Nasıl bir toplumuz ki bizi dizayn ediyorlar. Milletvekili aday listelerinin hazırlanmasında bir payımız yok. Bu yetmiyormuş gibi seçmekte de kendi düşüncemiz olmasın istiyorlar. Niye acaba? 

Böyle karışık düşüncelerle minibüse bindim. Çok vakit geçmemişti. Bir genç bindi. Şoföre eğilerek parası olmadığını, ücret vermeyeceğini söyledi. Şoför, günde böyle birkaç kişiyle karşılaştığını söyledi. Şoförün tam arkasındaydım. Yüzünü görebilsem, susması için işaret edecektim. Delikanlıya baktım. Yüzünde mahcubiyet de yoktu, parazit olduğunu belirten bir ifade de yoktu. Kendi kendime “Ah, kafam, ah.” dedim. “Karıncaları gözleyen, onlardan ders çıkarmaya çalışan kafam, ah. Emperyalist oyunlarına kafası takılan, bombalardan haberi olmayan kafam ah.” Niye böyle oldum ki. Çevremde 160 kuruş için mahcubiyet yaşanırken, çevremde sorunlarımız bankır bankır bağırırken ben karınca sesini duymaya çalışıyorum. Böyle ahlanırken bir durakta genç indi. İnerken şoföre “görüşürüz.” dedi. Bu “görüşürüz”ü hangi anlamda söyledi. Ayrılıken birbirimize “görüşürüz.”deriz. o anlamda mı? Birine, kızınca, hesaplaşırız anlamında da “görüşürüz.” deriz. 

Gencin ne ses tonunu tahlil edebildim, ne yüz ifadesini. Ya, bu kadar mı uzak kaldım toplumdan? Ben ki öğrencilerimi gözlerinden okurdum, ben ki öğrencilerimin jest ve mimiklerini değerlendirebilirdim? Öğretmenlikten ayrılalı şurada on iki sene oldu. Bu kısa zamanda bana ne oldu ki? Yoksa toplum mu değişti? 

Ne olmuşsa olmuş. Biz geçmişe takılı kalmayalım. Bu genç bizimle görüşmeden biz onunla görüşelim. Huzur istiyorsak ki istemeyen yok insanımızla görüşmemiz lazım. 

Tabi görüşeceğimiz başkaları da olacaktır. 

Eve geldim. Bilgisayarımı açtım. Virüs mirüs yok. Öyle bir zaman gelecek mi ki toplumda da virüs mirüs yok. Toplumumuzun yüzü gülecek inşallah. 

Elbette güleceğiz, karınca kadar olamayız belki ama zerre kadar aklımızı kullanırsak güneşin doğduğunu göreceğiz. 

Sabahattin Gencal, Başiskele, 25. 05. 2011 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 166
Toplam yorum
: 285
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 623
Kayıt tarihi
: 29.03.11
 
 

1943'te Trabzonda doğdu. Erzurum Yavuz Selim İlköğretmen okulunu bitirdikten sonra girdiği Bursa ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster