Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ocak '09

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
338
 

Karmaşa

Karmaşa
 

Çok karmaşık duygularla oturduğum bilgisayar karşısında şimdi ne yazacağımı neden bahsedeceğimi bilmez bir haldeyim. Sürekli değişen ruh halim, beni bir güldürüyor bir ağlatıyor. Sanırım bunda son günlerde okuduğum bir kitabın inanılmaz tesiri var. Beni benden alıp kitabın içindeki sayfalara hapsetti.


Okurken etkilendiğim kitaplar olmuştu elbette. Güldüğüm, heyecanlandığım, elimden bırakamayıp gözlerim kan çanağına dönene kadar okuduğum, duygu seli içinde beni oradan oraya savuran kitaplar… Ama hiçbiri bu denli etkili olmamıştı. Üzerinden günler geçmesine rağmen hala gözlerimden yaşları-pırlantaları- döktüren, içimi burkan, garip, sancılı bir his…


Kendimden bir şeyler mi bulmuştum kitapta… Düşündüm, düşündüm… Ne böyle bir aşk yaşamıştım ne de böyle bir acı… Polisiye-cinayet romanları okumaktan ince, hesapsız, kırılgan, dokununca bozuluverecek bir çiğ tanesini andıran duygularımı mı unutmuştum? Ya da kırılmasın, buharlaşıp hiçliğe karışmasın diye tabutlara koyup üzerini kara toprakla mı örtmüştüm? Kimse ulaşmasın, gün yüzü görmesin…


Neydi aşk? Neydi mutluluk? Bir annenin evlatlarına olan sevgisi, şefkati miydi? Yoksa bir kadının erkeğine karşı hissettiği tutku, ihtiras, arzu muydu? Ya da başını okşadığım köpek yavrusunun tüyleri arasında gezinirken sıcak ve ıslak dilini sevgiyle, şefkatle ellerimde gezdirmesi miydi? Ya da bir bebeğim ufacık, narin ve yumuşacık ellerini keşfetme arzusuyla saçlarımın arasına daldırıp bütün gücüyle- bir bebeğin ne kadar gücü olabilirse artık- çekmesi miydi? Bebekler neden saç çeker hiç düşündünüz mü? Ben şimdi düşündüm ve bir cevap bulamadım. Bilen biri varsa bana da söylesin. Üç cümle önce yazdığımdan farklı bir sebebi varsa tabi.


Pamuk ipliğine bağlı hayatımızı yaşarken “Bugün de bitti.” diyoruz. Neden sonra bakıyoruz yirmi dört saat yetmiyor. Keşke diyoruz günler biraz daha uzun olsa… Daha çok şey yaşasam, unutulmak üzere hafızama daha çok anı kaydedebilsem… Hep istiyoruz, hep arzu ediyoruz… Bazen de istediklerimiz için savaşmıyoruz. Hepimiz biliyoruz ki insanoğlu hep aç gözlü. Aldıkça alıyor, verildikçe istiyor ve hiç usanmıyoruz, uslanmıyoruz. Kör, karanlık bir kuyuyuz sanki…


Bakmıyoruz ki hayatımızdan neler gitmiş. Hep kazanıyoruz derken aslında kaybetmişiz. Ve kaybetmişliğimizde kaybetmeye mahkûm kılmışız kendimizi. Bu sefer istemeden, bakar körlüğümüzde, farkında olmayışımızda olmuş her şey. Aldığımızı zannederken bizi biz yapan ruhumuzu vermişiz. Ama zaten biz, bizde değilmişiz ki; neyin alışverişini yapalım…


Ve hayat… Girift bilmece… Çözmeye çalıştıkça daha karmaşık bir hal alan, karmaşıklığına daldıkça kendimizi bulduğumuzu sandığımız aslında bulmak yerine daha çok kaybolduğumuz, sığ gibi görünen ama insanı içine çeken, gitmek istemesen bile sürüklendiğin karanlık, soğuk bir girdap… Kendinin bile duyamadığın, boşlukta asılı kalan çığlıklarını başkası duyabilir mi?


Değişik duygularla yazmaya başladığım yazımdan bunlar çıktı şimdilik. Henüz anlatabilecek kelime bulamadığım, içimde dörtnala koşan ve tarifsiz yorgunluklara neden olan duygularım-ya da adı her neyse- hariç… Gelin- kaynana yarışmasında Semra Hanım’ın gelin adayı Sinem’e dediği gibi “Daldan dala…” olmuş olabilir. Ama içimden geldiği gibi yazdım, beni yazdım. Bir başkasını değil… Saçmalamış da olabilirim tabi. Belki karamsarım şu sıralar… Ya da duygusal… Ya da adı henüz bulunmamış bir his… Değişik… Siz anlayın işte anlatabildiğim kadarıyla…

“Hayatını, kendi seçtiğin gibi yaşarsan senin olur.”


Kesinlikle…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 24
Toplam yorum
: 22
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 553
Kayıt tarihi
: 13.01.09
 
 

Çiçeği burnunda bir öğretmendim geçen sene. Ama öğrenciler o çiçeği koparıp parça parça ettiler sonr..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster