Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Kasım '10

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
878
 

Karmaşa

(İçimdeki Şehir-1)

Her şey bir gün odamda bir iç savaşı komuta ederken oldu. Artık yazmak için çanlar çalmaya başlamıştı bile… Hep yazmaya başladıktan sonra oluşur karakterlerim. Ama bu sefer içimde önceden yazdığım karakterler ve bu yazıda tanışacağım güzel bir bayan karakteri var.

İlk başta Şair Ahmet geldi karşıma. Entelektüel görünüşü, Saçlarına ve sakalları bembeyaz bir adam Ahmet. “Seni düşünmek güzel şey/ umutlu şey…” Bir Nazım şiiri tutturmuş beni biraz olsun gaza getirip bitirmemem gerektiği mesajlarını veriyor. Aklımda çok güzel bir kadın karakteri var, ama saklıyorum Ahmet’ten. Şair değil mi Ahmet, iki laf edip alır elimden diye. Sonra işim gürcüm yok bir karakter, hem de güzel olanında bul. Ahmet her şeyden habersiz, dertleşme derdinde. “Üstat” diyor gırtlağını kabartarak ve sakallarını sıvazlayarak. “Bilirsin, hiçbir şair normal insanların yaşadığı keyfi yaşayamamış, bu hikayede” diyor. Sözünü kesiyorum ve elimle omzuna dokunuyorum Ahmet’tin “Bak Ahmet, bu hikaye senin için fazla kalabalık” Ahmet’i önceki bir hikayeden tanırım. Sevmez kalabalığı, onu hikâyede bir bar ortamına bile sokamadım inanır mısınız? Yedi sayfalık hikâyede Varoş ve müşterisi olmayan bir meyhanede denize karşı içip durdu. Ahmet, “eyvallah üstat” diyor ve kalkıp giderken “sende anlamadın ya beni” diye mırıldanıp gidiyor. Tamam diyorum, o güzel şairane güzellikteki karakter için biraz düzeltiyorum içimi. Adını bile öğrendim. Benimle görüşmek için sabırsızlanıyormuş. Komiser Ali! Yine omuz askılığında iki silah, üstünde her zaman almak istediğim kadife ceket karşımda. “Kardeş, unuttun bizi” diyor. Komiser Ali! Ortaokulda ne kadar çok polis olmak istemiştim. Galiba onun etkisinde oluşan bir karakterdi Komiser Ali. Yakışıklı, karizmatik ve komiser. Bir de içimde dizginlediğim çapkınlık var onda. Çağıramam ki Güzel kızı. “ Hocam, boş ver” diyor ceketini sandalyenin arkasına asarken. Uzun kalacak belli ediyor. “Ali” diyorum parmaklarımı masaya sıra ile vururken. Ali kafası önde gözlerini kaydırıyor bana. “senide yazdım ve sende bittin artık” diyorum. Ali sandalyeyi çekerek oturuyor. “Ahmet’i gördüm gelirken, ben ona benzemem, istediğimi almadan gitmem” diyor. “Ali bittin sen” diyorum ve kafamdaki başka bir hikâyenin içine itiveriyorum Ali’yi. Çalışma masamdaki tüm her şeyi bir çırpıda aşağı itiyorum. Gardırobuna sakladığım Şarabı çıkarıyorum. Plastik kadehleri çıkartıyorum. Kapı açılıyor, içimde belirsiz bir şiir. Karşımda Serap! Her zamankinden perişan. Şarabı almaya çalışıyor. Nafile, şarap Gerçek, Serap yalan! Gözlerinin altı şiş. “Üç gündür gitmedim eve” diyor. Bu sefer başım dertte. Hem de gerçekten dertte. Sayfalarca yazdım Serap’ı ama nafile. Yarım bırakılmış hikâyeler klasöründe Serap! Yine pembe pijamaları üstünde. Saçlarını da yukarı toplamış dağınık bir şekilde. Ne yapsam boş. Aklımda daha tanışamadığım güzel bir kız karakteri. Tarık geliyor aklıma son çare. Serap elini çenesinin altına koymuş bakıyor sadece. Diğer eliyle şarap şişesine dokunmaya çalışıyor, dedim ya nafile. Orta yaşlarda, yaşını göstermeyen bir zamane kadını. “Benim için diyor, ölümlü bir son bile yazamadın” diyor. Sonrada dokunamadığı şarabı içmiş ve sarhoş olmuş edasıyla ağzı kayarak konuşuyor. “Neden, Tarık’ı en son Ebrunun yanında bıraktın?” diye soruyor. Evet Ebru. Bir de o var yarım bırakılmış hikâyenin içinde. “neden gerçekleri yazmadın, hani gerçek duyguları yazardın. Masallarda ki gibi aşka inandın ve yarım bıraktın hikâyeyi” diyor. Aşkı galip getirmiştim gerçektende yarım hikayenin bir yerinde ve tüm çekiciliğine rağmen Ebru’ya bırakmıştım Tarık’ı. “Hımm, Aşka inanmayan yazara bak” diyor ve gittikçe sarhoş oluyor Serap. Sanırım Bitmemiş bir hikayenin içinde Serap’ı kolayca kaldıramam yerinden, zaten sarhoşta. “Aşka inandığım için, Tarık Ebru’ya gitmedi ki Serap” diyorum. “Ya niye gitti” diye soruyor Serap. “sen evlisin ama” diyorum. Serap sarhoş kahkahaları atıyor etrafa. “ Niye barıştırmadın beni kocamla” diyor. “Çünkü çok güzelsin, barışırsan hikaye ilerlemeden biterdi.” diyorum. “Yarım kaldı da ne oldu” diyor Serap. Alıyorum Serap’ı ve yarım kalan hikayedeki kaldığı yere bırakıyorum. Hiç direnmiyor. Üstünü örterken salonda yattığı kanepede, bir ara gözlerini açıyor ve gülümsüyor sadece. Sonra yarım hikâyeden çıkarken Tarık’a rastlıyorum. Tarık mutsuz. Tarık’ın yarım hikayesinde kaldığı yere geçiyorum. “Ebru, neden bana tam olarak sarılmıyor” diye sessiz ve kırık soruyor Tarık. “Kocaman camlardan bakıyorum, daha neresi olduğuna karar vermediğim şehre. “daha hikaye bitmedi Tarık” diyorum. Tarık hikayenin sonunu soran bakışlar atıyor. Diyeceğim yok. Kalkıp omzuna dokunuyorum ve çıkıyorum yarım bırakılmış hikayemden. Bu sefer karşımda Ebru! Her zaman ki yaşından büyük kadınsılığı ve makyajıyla karşımda konuşamayacak kadar aklı karışık. “ Hasan Ali” diyor sadece dudaklarını bükerek. Yarım bırakılmış hikayenin içinde bir son Hasan Ali. Hasan Ali’nin sonu belli. Ama söyleyemem ki Ebru’ya. Ebru ‘yarım hikaye’nin içindeki en önemsiz karakteri soruyor. “Bilmiyorum” diyorum. Karakterin içine bir şeyler doğar mı ki. Ebru gözlerinin içi titreyerek bakıyor bana ve kafa sallayıp çıkıyor. Şarap yarılanmış. Sanırım O kız gelmeden sarhoş olup, masanın üstünde sızıp kalacağım. Ama Şarabın birazını Serap, birazını Ebru içti. Bir Kadeh daha doldurup bir yudum alıyorum. Artık buluşma vakti gelmiş olmalı. Adını bildiğim kız gelmeli ve son karakterim olup bu karmaşanın içinde hapsedilmeli bir hikayenin içine. Gece geç artık gelmez. Serap’ın yarım kalmış hikayesinde, Serap’ın yattığı Kanepenin ucundaki koltuğa bırakıyorum kendimi. Tam dalmak üzereyim uykuya kapı açılıyor. Arkama dönüp kapıya baktım. Bir ışık var ki, kör eder insanı. Gözlerimi kırptım biraz. Serap yok, battaniye yok, hatta Serap’ın yattığı koltuk yok. Onların yerine bir sehpa ve sehpanın üstünde bir şarap şişesi. Işıktan bana doğru gelen bir kadı sesi. Tanıdık bir ses, “Hayatım” diyor yine mi hapsettin kendini bu koltuğa. Üzerinde kırmızı şık bir elbise, nefesinde hafif bir rakı kokusu. Boğazım kuruyor, adını söylemek istiyorum, sesim çıkmıyor. Harflerim boğazıma sarılıyor…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 8
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 739
Kayıt tarihi
: 10.11.10
 
 

1984 Bolu doğumluyum. ilköğretim ve orta öğretimimi Bolu'da tamamladım. Ankara Üniversitesi Ziraat F..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster