Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ocak '09

 
Kategori
Okullar
Okunma Sayısı
1034
 

Karne mi, toto mu?

Karne mi, toto mu?
 

Yaşasın tatil!!


Karneler dağıtılırken insanın ensesinden kuyruk sokumuna doğru soğuk bir ürperti inerdi eskiden.. Eee! Kolay mı? Ya şimdi, "spor toto" kuponu gibi ise? Heyecan olurdu, merak olurdu.. Aslında, az çok bilirdik, yok yahu! Ne azı çok'u? İnsan bilmez mi kendi durumunu? Bal gibi bilirdik, "kaç zayıf geleceğini"

"Yaptıysan, delikanlı gibi itiraf et!" dersiniz şimdi.. Yemin ederim, yapmadım.. Ama, bilirdim, nasıl yapıldığını.. Abiler yaparken izlerdim, hep karnım ağrırdı, "ya yakalanırlarsa? ya anlaşılırsa?" diye... Birincisi, Lise son sınıfa kadar hep iyiydi karnem.. Son sınıfta nedenini hala çözemediğim, fakat, büyük olasılıkla, "insanın başının üstünde esen kavak yellerinin hışırtısı"ndan kaynaklanan bir "sallantı" geçirmiş ve ilk dönem 4, ikinci dönem 6 (yazıyla altı) zayıf getirmiştim..

Gerçi, o sene "nasıl olsa lise bitirme sınavları olacaktı" Yani, bir dağa güvenmiştik, üzerinde kar olmayan.. Fakat, "her an o çok güvendiğimiz dağlara kar yağabileceğini" unutmuştuk.. Ve, yağmıştı!! Hem üniversite sınavının heyecanı, hem de kavak yelleri, "Eylül'de gel!" şarkısını söyletmişti bize..

Neyse, bunlar teferruat... Asıl anlatmak istediğim şey, başka.. O zamanlar, karnelerin dağıtıldığı günlerde, aseton ve hidrofil pamuk satışlarında patlama yaşanırdı.. Mahallenin abileri, ablaları, mahalle bakkalının tezgahının arkasına geçip, karnelerdeki 1, 2, 3 gibi 10'luk not sistemindeki "yüz karası" ve de "bir ölçüde aile içi şiddet sebebi" notlara "operasyon" yaparlardı.. O bakkal amcalar, müthiş sır küpleriydi.. Şimdi, ne mahalle bakkalı var, sırrınızı paylaşabileceğiniz, ne de manavlar..

Bir tutam pamuk üzerine dökülen aseton ile "müdür'ün dolma kalemi" ile yazılmış, "1" dikkatlice silinirdi.. Silerken, o kadar hassas davranılması gerekir ki, hem silinen yere mürekkep dağılmamalı, hem de kalın karton karne kağıdı, kabarıp, lif lif yolunmamalı.. Yani, acemiysen yapma! Hani bir laf vardır, "acemi nalbant, kürt eşşeğinde dener kendini" diye.. Şimdi bu atasözünden "etnik ayrımcılık yapılıyor" sonucu çıkartan olursa, "yuh!" derim.. Böyle giderse, konuşmayı da unutacağız.. Töbe yarabbim?

Evet, nerede kalmıştık? Rakam dikkatlice ve çok bastırılmadan silinir, (ya da "yumuşatılır" demek daha doğru olabilir) ortası delik, bir tarafı portakal rengi, diğer tarafı uçuk mavi, yuvarlak "sabit kalem silgisi" marifetiyle, yine çok dikkatlice temizlenir.. Bu işlemi yaparken, acele edilmemesi, aşırı güç kullanılmaması ve de dilin alt ve üst dişlerin arasında ısırılarak, dudak kenarından ufak bir miktarının çıkartılması şarttır.. Kafanızı da hafif eğebilirsiniz, sağa veya sola.. Mesela, ben şahsen, bizzat solak olmam nedeniyle, genellikle başımı da, sola eğerim, bu durumlarda..

Esas sorun, "müdür'ün dolma kalemi"nin akıttığı mürekkep renginde mürekkep teminidir ki, bunu başarı ile aşabilen kişilerin, ileriki yaşamlarında, sahte nüfus cüzdanı, sahte pasaport, bilumum sahte evrak ve hatta sahte banknot üretimi konusunda "yüksek ihtisas yapabilecekleri" iddia edilmektedir.. Hani, "adam olacak çocuk ve onun kokulu göstergesi" gibi..

Bu aşama da "muvaffakiyet" ile aşılırsa, karnesinde beş zayıf nedeniyle "anne veya babasıyla yakın ve şiddetli temas yaşama" olasılığı bulunan, oğlumuz veya kızımız, durumu geçici olarak atlatmıştır ve artık huzur içindedir.. Çünkü, akşam ezanı saati aile bir araya gelince, büyük ihtimalle, yemeğe oturmadan hemen önce, hafif karanlıkta karne'ye bakılacak, üzerinde en kötü not olarak 4 (yazı ile dört) görülecek, "bu dörtlerin ikinci dönemde kurtarılacağı" sözleri ve yeminleri sonucunda herkes huzura ermiş olacaktır.. Baba, zaten yorgun gövdesini doyurup, henüz deneme yayını yapan TRT televizyonunda akşam ajansına dönecek, anne akşam yemeğinin bulaşıklarını yıkayıp, sobanın kömürünü eşeleyip, üzerine çay suyu koyacak ve "evinin direği" beyinin yanında, portakal, mandalina ve elma soymaya koyulacaktır..

Karneye operasyon düzenleten kızımızın veya oğlumuzun da, artık "sömestr tatili" fiilen başlamıştır.. Bundan böyle yapılması gereken şey, kartopu oynamak, kardan adam yapmak ve de yandaki arsada naylon leğen veya tahta kızak marifetiyle kaymak olacaktır.. Birtek şey unutulmamalıdır; "hangi dersin notu, ne idi?" Çünkü, bu karne onbeş gün sonra okula götürülecektir.. Hem de baba tarafından imzalanarak.. Hem de eski notlar tekrar yazılmış olarak.. Aman! Dikkat!! Notlar mı? Onlar düzeltilir sonra.. "Söz, ikinci dönem çok çalışacağız!"

Şu kriminal geçmişe sahip olmayan kaç kuşak var? Şimdiki çocukların buna bile hakları yok, biliyor musunuz? Zavallıların karneleri bile "sanal" alemde görüntüleniyor.. Okulda karne almanın zevkini yok ettik.. Tamam, belki hala ellerine bir "bilgisayar çıktısı" veriliyor, üzeri müdür, sınıf öğretmeni tarafınan imzalanmış, "başarılarının devamını dilerim" ya da, "daha çok çalışıp, notlarımızı düzeltelim" gibi kimseye yararı olmayan, belki sadece "laf olsun, torba dolsun" bab'ından cümleler yazılı.. Ama, notlar da bilgisayar çıktısı olunca, ne aseton işler, ne başka birşey..

Sakın bana, "ohoo?! Şimdi daha kolay, oturup, excel'de bir tablo yaparsın, karne formatında, 'dak sil' ile rakamı silersin, bilgisayarda aynı yere yeni rakamı yazıp, dökersin?" demeyin.. Çünkü, artık her çocuğun okul hayatına dair herşey, velilerin ellerinde.. Girersin şifreyi, açarsın çocuğunun "e-okul" sayfasını, daha sınav sonuçları açıklanmadan, daha karneler basılıp verilmeden, öğrenirsin, ne durumda olduğunu... Korkarım, yakında karne de vermeyip, "flash bellek" içine "Adobe acrobat reader sayfasında" yükledikleri karne bilgilerini göndereceklerdir evlere?..
"Bizim robot'un, aman pardon!, bizim kızın notlarının hepsi pekiyi, amcası!" diyeceğizdir... Kimbilir? "Öğrenci olmanın dayanılmaz keyfi" de kaçtı be!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 21
Toplam yorum
: 26
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1231
Kayıt tarihi
: 11.10.08
 
 

Ankara'lıyım. 2 çocuk babasıyım. Evliyim tabii ki.. Bir "Ankara aşığı" diyebilirsiniz bana. Beşiktaş..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster