Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Şubat '18

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
75
 

Karnı Açlardan Çok, Kafası Açlara Acırım Ben

Karnı Açlardan Çok,  Kafası Açlara Acırım Ben
 

“Mal kaybeden bir şey kaybetmemiştir.
Onurunu kaybeden
çok şey kaybetmiştir.
Cesaretini kaybeden
her şeyi kaybetmiştir.”

GOETHE

 

Telefonda tanıdık bir ses:

“–  Hüseyin Bey, canım kardeşim; merhaba!” diye başladı söze. Ve devam etti:

“–  Yahu arkadaş, bu senin 25 – 30 yıl önceki Malkara Kaymakamın nasıl bir yöneticiymiş öyle?”

Takdir edeceğini sanmıştım ama yanılmışım:

“–  Köylünün ineğiyle, ineğin sütüyle, sütün kaç liraya alınıp satıldığıyla, sığır cinsinin ıslahı için suni tohumlama yapılmasıyla ilgilenmesi yetmiyormuş gibi hayvanlar daha kaliteli yemle beslensin diye yem fabrikası da yapıyor.”

       “–  Ne güzel, değil mi?”

       “–  Güzel, güzel de!.. Başka işi yok mu bu kaymakamın?”

       “–  Ne gibi?”

       “–  Niçin yalnızca köylülerle ilgileniyor? Sözgelişi ilçe merkezinde yaşayan halkın hiç mi sorunu yok? Neden onların hatırını sormuyor hiç? Böyle bir ayrım yapmasını onaylıyor musun sen?”

       Bakın, bu aklıma gelmemişti hiç. Bir köylü çocuğu olarak köylüye pozitif ayrım yapılmasını isterim; yapılırsa da hoşuma gider ama kasaba ve kentlilere de yan gözle bakılmasını istemem asla.

       Malatyalı bir köylü çocuğu olan Kaymakam Turan Eren’in görev yaptığı ilçelerde özellikle köylülerin sorunlarıyla ilgilenip çözüm üretmesini çok takdir ettim elbet. Ancak O, doğru oturup doğru konuşalım, ilçe halkının sorunlarına da “Bana ne!” demeden çözüm arayıp bulan bir yönetici.

       Sözüm havada kalmasın diye örnek vereyim hemen:

       Kaymakam Bey, köyler için, “Köylere Hizmet Götürme Birliği”ni kurarken, ilçe merkezi için de “Malkara Eğitim ve Kültür Vakfı”nı kurar. Bir miktar gelir elde edilir edilmez de bir “Kültür Merkezi” yapmaya karar verir.  Önce belediye ile görüşülüp bir arsa temin edilir. Para var, arsa da var… Yani Nasrettin Hocamızın deyişiyle, “Un var, şeker de varsa, niçin helva yapıp yememeli” değil mi?

       Yıl 1990… Köylere Hizmet Götürme Birliği, “Yem Fabrikası”nın temelini atarken, Eğitim ve Kültür Vakfı da “Kültür Merkezi”nin yapımı için kolları sıvar. İki yıl sonra 6 katlı son derece güzel bir Kültür Merkezi kazanmış olur Malkara.

       Neler varmış bir bakalım; bu “Merkez”in içinde:

1)            400 koltuklu bir tiyatro ve sinema salonu;

2)            Resim ve sanat eserleri için sergi salonu:

3)            Tarihi ve etnografik eserlerin sergilendiği bir müze;

4)            Halkın ve öğrencilerin yararlanacağı zengin bir kütüphane;

5)            On masalı bir bilardo salonu;

6)            Bilgisayarlarla donatılmış bir gençlik salonu ve 350 metrekarelik (çatı katı) bir kafeterya

             Yem Fabrikası ile Kültür Merkezinin açılışı aynı güne denk getirilir. Buradan da anlaşılıyor ki; Kaymakam Turan Eren üretime, üreticinin emeğine, ekonomiye ne kadar önem veriyorsa; eğitime, sanata da o kadar önem veriyor.

       Yaptığı işlerden anlıyoruz ki, Kaymakamımız, “Karnı aç insanlarla hiçbir yere varılmaz ama kafası aç insanlarla da hiçbir savaş kazanılmaz. Mide ne kadar önemliyse, kafa da beyin de o kadar önemlidir. Dahası, kafası olumlu bilgilerle dolu olan bir insan, karnını doyuracak yolları da düşünür; bulur.” diye düşünüyor olmalı ki, aklı eren hangi insan hayır diyebilir bu görüşe?

       Kültür Merkezi ile Yem Fabrikasının açılış törenine, o günün Başbakanı Süleyman Demirel ve Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü’yü davet etmek üzere Belediye Başkanı ile iktidar partisi ilçe başkanlarını da yanına alarak Ankara’ya gider.

       Demirel, “Açılışa geleceğim. 25 Kasım günü açılışı yapalım. Sayın İnönü’yü de getiririm. O gün güzel bir açılış yaparız.” der.

       25 Kasım 1992’de yapılan törene Başbakan, Başbakan Yardımcısı ile birlikte İstanbul eski Belediye Başkanı Bedrettin Dalan, Tekirdağ Milletvekilleri, Tekirdağ Valisi Şenol Engin, bürokratlar ve kalabalık bir halk kitlesi katılır.

       Sıra ile Kaymakam, Vali ve Başbakan’ın konuşmalarından sonra, kurdele kesilip Kültür Merkezinin açılışı yapılır. Kaymakam, seçkin konuklarına binayı gezdirerek bilgi verir. En son tiyatro ve sinema salonuna girilir. Demirel de İnönü de gördüklerinden çok memnun kaldıklarını belirtip “Kaymakam Bey, fevkalade olmuş! Çok güzel yapılmış. Tebrik ederiz.” derler.

       Bir ara Demirel, yavaşça, “Kaymakam Bey, ne kadar borcun var?” diye sorar.

       “Efendim, hiç borcum yok.” cevabını alınca, “Ne demek? Tamamen ilçenin imkânlarıyla yaptığın bu güzel tesis için, şimdi hiç borcun yok mu?” diye sorar yeniden.  

       Şöyle sonuçlanır bu söyledi:

       “–  Hayır, efendim; hiç borcumuz yok.”

       “–  Peki, benden ne istiyorsun?”

       “–  Efendim, sizden uğurlu ellerinizle açmanızı istemiştim. Sağ olun, var olun. Geldiniz, açılışı yaptınız. Canınızın sağlığından başka hiçbir şey istemiyorum.”

       “–  Allah Allah!.. Bu kadar kaliteli ve güzel bir tesis yapacaksın, ufak bir ilçenin imkânları ile bunu başaracaksın, hem de borcun olmayacak. Başbakan’dan da hiçbir şey istemeyeceksin. Hayret doğrusu! Tekrar tebrik ederim, aferin!”

                                                                               ***

       Kültür Merkezinin açılışından sonra, Belediyeye gidilir. Dışarıdaki coşkulu kalabalığın gittikçe arttığını gören Demirel, balkona çıkıp halka hitap ederek bu fırsatı değerlendirir. Bu konuşmasında, Kültür Merkezinde gördüğü güzelliklerden özellikle söz ederek mutluluğunu bir kez daha belirtir.

       O gün, Yem Fabrikasının açılışı da yapılacaktı; ondan hiç söz etmedik; değil mi?

       Etmedik; çünkü o gün, fabrikanın resmî açılışı yapılamamış. (Kızım Dilem, bir not koymuş buraya. Aynen veriyorum: “Yaaaa, tüh!.. Üzüldüm. Olan yine köylülere oldu; desene babacık. O gün heyecanla,  ‘yem fabrikamızın açılışı yapılacak’diye toplanan köylüler, buruk buruk ayrılmışlardır oradan. Umarım, yine de Kaymakam, açılışı yapmıştır o gün.)

       Niçin mi yapılamamış; fabrikanın açılışı?

       Fabrika gelin gibi süslenip açılışa hazır bekletilmiş ama Demirel ve İnönü planlanan zamandan bir saat sonra gelmişler Malkara’ya. İkinci sebep, programda olmayan, “balkon konuşması” da girince araya vakit iyice gecikmiş. Üstelik o gün, Enez ilçesine de gitmeleri gerekiyormuş “devletlû”ların!

       Böylece, yaklaşık 2 bin insan, boşu boşuna beklemişler orada, saatlerce. (Olsun! Beklesinler! Beklemekle bir şey mi kaybettiler sanki!)

       Bardağın boş tarafına değil, dolu tarafına bakın siz.

       Ta Ankara’dan Başbakan gelmiş, Başbakan Yardımcısı gelmiş. Vali gelmiş, milletvekilleri gelmiş. Sıra ile güzel güzel konuşup  “Kültür Merkezi”nin kurdelesini kesmişler. Yetmemiş, Demirel Belediye balkonundan da hitap etmiş halka. Daha ne istersiniz, daha ne beklersiniz ki?

       “Yem Fabrikası”nın kurdelesi Başbakan tarafından değil de Kaymakam ve Belediye Başkanı tarafından kesiliversin; ne fark eder?

       Evet, bardağın dolu tarafına bakmayı alışkanlık haline getirelim biz; hep dolu tarafına!        Kızım ve kızım gibi düşünenlere sesleniyorum: Aman, boş verin! Karnı açlara da acımayın siz, kafası açlara da!..

Hüseyin Erkan                   

huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 267
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 261
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster