Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Aralık '07

 
Kategori
Anne-Babalar
Okunma Sayısı
404
 

Karpuz kabukları

Karpuz kabukları
 

Tanrının bu coğrafyaya sunduğu temel geçim kaynağı, her yıl üreyen hayvanlardı. Ve insanlara geçimlerini temin edebilecekleri yegane kaynak hayvancılıktı. Hayvancılık, binlerce yıldan beri bu coğrafyada yaşayan insanların kaderini çizmişti ve onu bütünleyen bir diğer kaynak da tarımdı.

Hayvanlar tükenmiş ve Annenin arazileri işlemekten başka çaresi kalmamıştı.Arazilere buğday ekmek, yonca tarlasını sulamak ancak bir erkeğin yapabileceği türden şeylerdi. İcara vermek bir diğer çözüm yolu idi.Tarlada çalışan işçilerin yemek , su, çay vb ihtiyaçlarının karşılanması tarla sahibinin sorumluluğunda olan şeylerdi. Özellikle öğle yemeği ihmal edilemezdi. Saatlerce tırpan sallayan işçinin çok enerji sarf ettiği kesindi. Hele kızgın güneşte.

Tarlaya yemek götürmek için birkaç kilometre yol yürümek gerekirdi... Annenin, çocuklardan birisini yanına alması bu gidip gelmelerde özellikle çocuklar için eğlenceli olurdu. Yol boyunca uzanan sulama kanalının yukarıdan dökülürken çıkardığı şelaleyi andırır sesler, büyük- küçük herkesi dinlendiriyordu. Rüzgarın akan sudan kopartıp insanın yüzüne çarptığı su parçacıkları tatlı bir serinlik veriyordu.Su kanalının eğiminin bittiği yerde ise bir huzursuzluk başlardı.Zira bu bölgede söz dinlemeyen, annelerinin elinden kayıp kanala düşen , boğulan birçok çocuk hikayesi ve aile dramı dinlemişlerdi. Bu bölgelerde ister istemez çocukların içlerini bir korku kaplar ve annelerinin eteklerine sıkıca tutunurlardı.Durgun sudan korkmak lazımdı.Bazen babalar çocuklarını sıkıca kavrar ve onları kanala doğru iterek"Bak söz dinlemezsen atarım haa!” der, korkutup onları geri çekerlerdi. Babaların bu eğlencesi çocuklar için tam bir işkenceye dönüşürdü.Ara ara dönüp bakan başların amacı arkadan gelmesi muhtemel, ve kasasına binilecek bir at arabası veya kağnı içindi.

Birkaç kilometre süren yorucu yolculuğun dinlenme noktaları, çevredeki kavun karpuz tarlalarıydı. Bostanlarda mola vermek ve tarladan bir karpuz veya kavun alıp dilimlemek, çocuklar için bu yolculuğu inanılmaz şekilde keyifli kılardı . Akıllı uslu çocuklar bu şekilde ödüllendirilmiş olurlardı. Nakitiniz yoksa, takas usulü hala geçerliydi.Köylülerin, ambardan yada harman yerinden getirdikleri bir iki kilo arpa yada buğday ile bu lüksü elde etmek için en çok baş vurdukları yöntem olurdu . Özellikle kadınlar ve canının meyve çektiğini söylemesi ayıpsanan hamile gelinler, evden aşırdıkları buğdaylarla bostanların daimi müşterileriydiler. Bostan sahibi tanıdık ise birkaç gün sonra buğdayını getirmek şartıyla veresiye bile verirdi.

Anne ve Yağmur, işçilerin yemeğini alıp yola koyulmuşlardı.Bostanlara yaklaştıkça da etrafa yayılan kavun karpuz kokuları dayanılmaz bir arzu uyandırıyordu.Anne, Yağmur'un karpuz satın alma isteğini ve etek çekiştirmelerini kısa bir süre engellemeyi başarabildi. Ancak Anne’nin karpuz alabilecek nakitti, bir iki kilo buğdayı veya kredisi artık kalmamıştı.Bir annenin çaresiz kaldığı, gözyaşlarını içine akıttığı anlardan biriydi. Anne, Yağmur'un “Ne olursun anneciğim belki bize birkaç günlüğüne borç verirler, ne dersin ha? Şansımızı bir deneyelim” yakarmalarına, sesini yükselterek yanıt verdi. Gerekirse onu pataklayacağı tehditleriyle biraz daha ilerledi. Her ikisi de gerçekten yorulmuşlardı ve biraz dinlenmek istemişlerdi. Anne, varlıklı yaşam yıllarını ve şu an içinde bulunduğu dramatik durumunu düşünürken gözleri uzaklara dalıp gitmişti.

“Kocam... Kardeşlerin en küçüğü ve en iyilik seveni, çalışkan ve Tanrının makbul saydığı kullarından biriydi.Sağlığında mahalleye bir cami bile yaptırtmıştı.Onu neden aramızdan alıp bizleri bu hale getirdi?

Tıpkı budadığımız ağaç filizleri gibi.Aynı kökün üzerinde olan filizlerin bir kısmını budarken bir kısmını da koruyup gelişmesini ve serpilmesini, yeni bir ağaç olmasını istiyoruz .Gür ve gürbüz olanlarına yaşam alanları açıyoruz.Neden hep zayıf ve cılız olanlarını seçiyoruz?Tanrı da benim filizimi kesip aldı.Neden başkalarını değil?” Sorgulamaları, Tanrıya isyan ve Tanrı buyruğuna itaatsizlik olabilirdi. Tanrının mutlaka bir bildiği vardı. Akıp giden su gibi yaşam da akıyordu işte. “Kader kızım…. Kader işte…. ” diyerek Yağmur'a şefkatle sarıldı, Yağmur'un saçlarını okşadı, onu öpüp koklayarak derin bir iç çekti.Dilinden, dudağından, kafasındaki isyan düşüncelerinin affı için birkaç cümle döküldü.Yağmur da artık annesinin eteklerini çekiştirmekten vazgeçmiş, durumu kabullenmiş gibi görünüyordu.

Annenin dalıp giden gözlerine , kenarda henüz kesilip yendiği belli olan karpuz kabukları ilişti.Aynı şeyi Yağmur da fark etmişti.Belli ki, kısa süre önce aynı yerde dinlenmiş ve varsıl oldukları belli olan insanlar, karpuz molası vermişlerdi . Oldukça cömert davranmışlardı. Karpuzun, bıçakla sadece ortası alınmıştı. Kabuklar, sanki onların geleceklerini sezmişler gibi, kemirilecek şekilde kaba kesilmişti. Anne ve Yağmur bir an göz göze geldiler. Yüzlerinde bir mutluluk belirdi ve aralarında herhangi bir konuşma olmadan sessizce karpuz kabuklarına doğru yöneldiler.

Karpuz kabuklarını ellerine alarak kemirmeye başladılar ve Tanrıya şükrettiler . Tanrıdan tek dilekleri, bir dönemin varsıl ailesinin bu acıklı halini kimsenin görmemiş olmasıydı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 49
Toplam yorum
: 45
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 953
Kayıt tarihi
: 04.11.07
 
 

On beş yıllık eğitimciyim. Halen bir devlet kurumunda öğretmenlik yapıyorum. Dünyanın en zor ama en ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster