Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Aralık '16

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
1607
 

Karşı tarafı hayatının merkezi yaparsan ne olur?

Karşı tarafı hayatının merkezi yaparsan ne olur?
 

Karşı tarafı hayatının merkezi yapmak. Birçok ilişkinin kısa sürmesindeki ya da tek tarafın çabası ile ilerlemesindeki en büyük sebep; bu hataya düşmek…

Birlikte olduğu insanı hayatının merkezi yapmak birçok kişinin yaşadığı bir durum. Sevgili ya da eş rolü;  hayatımızda var olan rollerden sadece biri… Ebeveyn rolü, evlat rolü, çalışan rolü, arkadaş rolü ve diğer roller… Sahip olunan rollerin enerjisel ve zamansal paylaştırılmasında yaşanabilen dengesizlik yaşanan ilişkinin kalitesine ve dengesine de yansıyabiliyor.

Bir partner olmak; hayattaki tek rol değil… Bir ilişkiyi insanın her şeyi yapması hem kendisini hem de karşısındaki kişiyi zamanla boğabiliyor. Sorgulamalar, yargılamalar ve sonucunda da yıpranmalar başlayabiliyor. Hem kişilerde hem de yaşanan ilişkinin kalitesinde ve sürdürülebilirliğinde…

Her insanın kendi kişisel alanı ve kişisel bir hayatı var. Birini sevmek; onu hayatının merkezi haline getirme algısını yaratmamalı. Bir kişiye ya da bir olaya olması gerektiğinden çok fazla enerji yüklemek ve tüm enerjisini bir ilişkiye adamak o ilişkiyi ve kişiyi kendinden uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramaz.

Kendi içinde tam ve bütün olmayı başarabilen kişi zaten enerjisinin büyük kısmını kendi için öncelikle harcamayı bilir. Kendi içinde mutlu olabilmeyi başardığında zaten başka şeylerden ya da kişilerden aradığı mutluluğu beklemeyecektir. İlişkisini kaliteli yaşayabilen insanlar; önce kendisi ile meşgul olmayı, hayatındaki tüm rolleri dengede tutmayı ve kendi hayatında tek başına da olsa düzeni oturtmuş insanlar.

“Karşı tarafı hayatının merkezi yapmak” nelere sebep olur?

Karşı tarafın her dakika diğer tarafı düşünmesi ya da her anını onunla paylaşması beklentisi ilişkiyi yıpratabilen en önemli sorunlardan birisi… Kendi yaşantısının her alanını karşı tarafın doldurması beklentisi zamanla hem bu beklentide olanı hem de karşısındakini yormaya başlar. Bu beklentinin altında yatan kök sebep aslında kişinin bilinçaltına kodlanmış kaybetme, aldatılma, sevilmeme, değersizlik ve yalnız kalma korkusudur.

Eğer sürekli başlamadan biten ya da başlasa da fazla sürmeyen ilişkileri çok fazla yaşıyorsanız kendi içinize dönüp bu korkular var mı bir düşünün. 

Hayatınıza çektiğiniz her insanın bir anlamı var aslında; sizi size aynalamak…

Sürekli düzeltmeniz gereken ya da sizdeki eksik yönleri yansıtan tipte insanları hayatınıza çekiyorsanız belki de önce kendinizle yüzleşmeniz ve kendinize odaklanmanız gerekiyor.

Unutmayın, hayatınıza çektiğiniz her insanın bir anlamı var aslında; sizi size aynalamak. Neden hep benim başıma geliyor, neden hep yanlış insanları buluyorum diyerek kendinizi hırpalamak yerine, biraz içinize dönüp sorunun kaynağına yönelin. Davranışlarınız ve enerjiniz değiştiğinde size gelenlerin de değiştiğine şahit olacaksınız. Bunun için önce farkına varmanız, sonra kabullenmeniz ve devamında ne gerekiyorsa değiştirmek için önce kendinizle biraz uğraşmanız gerekiyor.

Her insanın kendini mutlu hissettiği ya da ihtiyaç duyduğu yalnız kalma ya da kendi hobileri, kendi ailesi, arkadaşları ya da işi ile ilgili ayırması gereken zamanları olabilir. Bu karşı tarafı sevmediği ya da önemsemediği anlamına gelmemeli. Ya da diğer tarafın buna bir anlam yükleyerek diğer tarafı boğması, ben merkezci beklentilerini karşı tarafa gereğinden fazla yansıtması gibi…

Karşı tarafın hayatındaki en önemli kişi olma beklentisi ilişkinin temel amacı haline dönüştüğünde, dengeler ciddi anlamda sarsılabilir. Buna  karşılık insanın hem kendisinin hem de karşısındaki kişinin hayat amacında farklı rolleri de olduğunu kabullenebilmesi ilişkiyi olumlu anlamda besleyebilir. Tabi ki bu durumda da, diğer rollerdeki denge kurulurken partner olma rolünün de dengede tutulabilmesi önemli…

Tek bir role -bu hangisi olursa olsun- endekslenmek diğer rollerin de paylaşım dengesini bozabilir.Bir ilişki yaşarken ya da evlenildiğinde; her şeyi birlikte yapma beklentisi iki tarafı da zamanla birbirinden aksine uzaklaştırabiliyor. Karşı tarafı hayatının merkezine oturtma ihtiyacı; bir tarafın ilgisi ile kişinin değerinin beslenmesi ihtiyacından kaynaklanıyor olabilir. Ya da kendisini daha güvende ve değerli hissetme ihtiyacı…

Erkekler baskılanmaktan, sorgulanmaktan, her yaptığını rapor etmekten, suçlanmaktan ve fazla konuşulmasından hiç de haz almazlar. Karşı tarafı hayatının merkezi yapmak zamanla baskıları, sorgulamaları ve suçlamaları arttırır. Bir kadın bu istenilmeyen davranışların dozunu arttırdığında, bu durum da erkeği boğar ve uzaklaştırır. Bırakın bir ilişki içinde kalmayı, bir ilişkiye başlamadan kaçmasına sebep olur.

Daha ilk görüşmelerde bile bunu yapıyorsanız, karşı tarafı bir anda odağınız haline getiriyorsanız baştan hatayı yaptınız demektir. Kadınlar da aynı durumların kendisine yapılmasından hoşlanmaz fakat gerçekçi bakıldığında kadınlar, erkeklere bu davranışları maalesef daha çok sergiliyor. İlk görüşmeler sırasında hemen sevgili konumuna geçme hissi yaratan kadınların çoğunluğunun karşılaştığı durum; o erkeği korkutup kaçırmak. Hele ki karşısındaki erkek geçmişte yıkımlar, zor ilişkiler yaşadıysa ön yargı yaratmamak adına biraz akışa bırakmak ve karşı tarafla dengede adım atmakta fayda var. 

Yeşim Buyurgan

Kişisel Gelişim Uzmanı, Eğitmen

Yazılar telif hakları gereği yazar ismi ya da link belirtilmeden kopyalanamaz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 92
Toplam yorum
: 402
Toplam mesaj
: 26
Ort. okunma sayısı
: 3600
Kayıt tarihi
: 10.11.10
 
 

İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü'nden Kimyager olarak mezun olmuştur. 1996-1997 yılları ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster