Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Nisan '20

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
174
 

Karşıtlık İlkesi & Koronavirüs

 
“Karşıtlığın deneyimi olmadan bütünlüğün deneyimi yaşanamaz” Carl Gustav Jung
 
Baştan belirtmek isterim ki bu yazımın amacı koronavirüs salgını nedeniyle karşı karşıya kaldığımız bu trajik tabloyu hafife almaktan ziyade bu durum nedeniyle yaşadıklarımızı tarihte yaşanmış benzer olaylar ve yaşamın temel yasaları perspektifinde gerçekçi bir bakış açısıyla ele alabilmek.
 
Her daim konfor alanımızda kalmanın yaşamın doğal akışında olağan bir durum olduğunu kanıksamış bir kesim olarak, ortaya çıkan bu tür bir global pandemi durumuna verdiğimiz tepki olağanın ötesinde gibi görünmekte. Biraz etrafta söylenenlere kulak kabarttığımızda; 2020’nin en uğursuz yıl olduğu iddia edenler ya da çeşitli kıyamet senaryolarını dile getirenlerle karşılaşarak doğal olarak son derece kaygılı ve umutsuz bir ruh haline geçiş yapabiliyoruz. Sanki yitirdiğimiz ‘cennet’imize yeniden kavuşamama ihtimalimiz morallerimizi fazlasıyla bozabilmekte. Bu süreçte çarpıcı bir şekilde şunu fark ettik ki, önceleri rutinimizin birer parçası haline almış alışkanlıklarımız bizler için ne büyük lütuflarmış meğerse; sevdiklerimizle doyasıya kucaklaşabilmek, serbestçe sokağa çıkabilmek, özgürce seyahat edebilmek... Kısacası güvende olabilmek ne büyük bir lüksmüş şimdilerde hepimiz daha iyi anlıyoruz sanırım.
 
Aslında pek de farkında olmadığımız bir diğer husus şu ki; yaşadığımız dünya, tarihin hiçbir döneminde güvenli bir yer olmadı. İnsanlık binlerce yıldır nice doğal afetler, virüs salgınları, ekonomik krizler ve savaşlar yaşadı. Bizim şansımız -belki de şanssızlığımız- soğuk savaş sonrası dünyada bireyselliğin ve kişisel özgürlüğün ön plana çıkan, daha fazlasını istemenin ve tüketmenin teşvik edildiği bir yaşam stiline aşinalık kazanmış olmamız. Hal böyle olunca ölümlü varlıklar olduğumuz gerçeğini belki de tarihte hiç olmadığımız kadar göz ardı ederek nesnelere, konfora ve sınırlarını bizim belirlemek istedigimiz bir özgürlük anlayışına bağımlı bir hale geldik. Şimdi de bizlere tüm bunlardan vazgeçmek ve onlarla olan bağlarımızı koparmak zorunda kalmak oldukça zor gelmekte. Ancak şimdilerde daha bir fark etmeye başladık ki bizim ve yakınlarımızın sağlıklı kalabilmesi, sevdiklerimizin hayatta olması her şeyden daha önemli ve değerliymiş. Belki de her zaman için olması gereken bu bakış açısını kazanmamız ve buna bağlı bir yaşam stilli geliştirmemizdi; zira bireysel önlemlerin alınmadığı takdirde yaşadığımız dünya sağlık açısından da hiçbir zaman güvenli bir yer olmadı. Bu gerçeği daha iyi anlamak için kitleleri etkileyen salgınlar geçmişine kısa bir göz atmakta fayda var diye düşünüyorum:
 
M.Ö. 430’da Atina’da çiçek hastalığı salgını gelişti ve bu salgında 30.000 kişi öldü. M.S. 541’de Ortadoğu, Asya ve Akdeniz Havzası’nda ortaya çıkan Justinian Vebası’nda 50 milyon kişi, 1334 yılındaki Büyük Londra Vebası’nda ise 25 milyon kişi (bu rakam Londra nüfusunun yaklaşık % 15'i) hayatını kaybetti. Dünya tarihinin en ölümlü ikinci çiçek hastalığı salgını ise 1519’da Meksika’da ortaya çıktı ve bu salgında 5 ile 8 milyon insan öldü. Bu olaydan yaklaşık 150 yıl sonra Çin’de çıkan veba salgınında ölen insan sayısı 12 milyondu. Bugüne doğru geldiğimizde ise 1918’deki meşhur İspanyol gribi salgınında yaklaşık 50 milyon kişinin hayatını kaybettiği iddia ediliyor.*
 
Bunlar sadece dünyada belli zaman dilimlerinde yaşanmış salgınlarda hayatlarını kaybeden insanların sayılarıydı. Bu rakamlara o günlerden bu yana savaşlardan, doğal afetlerden ve kıtlıklardan ölen insanları da eklediğimiz zaman kuşkusuz ortaya devasa bir ölüm rakamı çıkacaktır. Sakat kalmış, yakınlarını kaybetmiş, akıl sağlığını yitirmiş milyonlarca kişiden hiç bahsetmiyorum.
 
Peki, pek çok can kaybına neden olan bu tür olaylara bugün kalıcı ve önleyici bir çare bulabildik mi? Maalesef hayır, yaşadığımız çağda da kitleleri etkileyen bu tür sorunlarının hemen hiçbirine kalıcı bir çözüm üretebilmiş değiliz. Savaşlar, doğal afetler ve açlık çağımızda da kitleleri etkilemeye devam etmekte, dolayısıyla halen hiç bilmediğiniz bir yerde farklı sıkıntılarla ölümün kıyısında olan milyonlarca insan yaşamakta. Hatta şu anda bile -bizler teknolojiyle donatılmış evlerimizde sıkılmadan kalabilme mücadelesi verirken- ülkesinde çıkan savaşta bir gözünü ya da bacağını kaybetmiş Suriyeli bir babanın, her an patlama ve alabora olma riski bulunan şişme bir botun üzerinde ailesini bir Avrupa ülkesine sığındırma mücadelesi verdiğini iddia etsem, sanırım buna kimse itiraz edemeyecektir.
 
Geçtiğimiz yüzyıllara baktığımızda da dünyanın farklı coğrafyalarında insanlığın çok çeşitli ve son derece trajik tecrübeler yaşamış olduğunu fark edebiliriz ve bunlara doğrudan maruz kalmış kişiler için bir süreliğine evde kalıp hijyen konusunda dikkati elden bırakmayarak kontrol altına alınabilecek bir kriz, muhtemelen oldukça hafife alınacak bir durum arz edecekti. Örneğin 1918’de İspanyol gribinin ve Birinci Dünya savaşının kaotik etkilerini aynı anda yaşamış ve sonrasında gelen büyük ekonomik çöküşle açlık sınırına gelmiş bir kişi, büyük olasılıkla bize şu anki durumumuz için “ne kadar şükretseniz az” telkininde bulunacaktı. 1958-1961 yılları arasında gerçekleşen Büyük Çin Kıtlığı'nın tam ortasında -insanların açlıktan cesetleri ve küçük çocukları yediği bir ortamda- çocuğunun başında nöbet tutan, aç bitap düşmüş Çinli bir anne için güvenli bir şekilde evde kalmak zorunda olmak, sanırım ona verebilecek en büyük ödül olacaktı. Ya da 13. yüzyılda Anadolu topraklarında yaşamış, her an bir Moğol istilasıyla kendisinin ve ailesinin acımasızca öldürülmesi tehlikesi ve kaygısı altında yıllarını geçirmek zorunda kalan atalarımız için bugünkü evlerimizden dışarı çıkmama önlemimiz, kim bilir ne büyük bir lüks ve özgürlük olarak değerlendirilecekti.
 
Tüm bu örneklerden anlaşılacağı üzere yaşadığımız dünya, tarih boyunca son derece kaotik ve insanlar için çok çeşitli sıkıntılarla dolu bir gezegen olma özelliği taşıdı. Aslında aksini beklemek de yaşamın doğal akışına ters bir durum arz etmekte. Fizikçiler bilir, termodinamiğin ikinci yasası entropidir, yani her sistem bozulma yönünde bir ilerleme gösterir, dolayısıyla yaşadığımız dünyada kalıcı ve mutlak bir düzen oluşturma ütopyası, her daim beyhude bir çaba olmuştur. İnsanlık tarih boyunca farklı sorunlarla sınanmış ve sınanmaya devam etmektedir. Bu bağlamda ünlü psikiyatrist Carl Gustav Jung, "karşıtlığın deneyimi olmadan bütünlüğün deneyimi yaşanamaz" derken, ister kabul edelim ister etmeyelim bizlerin çatışma yaşamadan bakış açımızı genişletemeyen varlıklar olduğumuza vurgu yapmaya çalışmıştır.
 
Bugün her zamankinden daha fazla haz odaklı bir yaşam arayışında olan egomuz, her ne olursa olsun konforunu bozmama eğiliminde ancak sorun şu ki, bu yöndeki ısrarlı tutumumuz hayatın olağan akışına ters bir durum arz etmekte, zira bizler gelişmek ve ruhsal olarak olgunlaşmak üzere programlanmış varlıklarız ve bunun gerçekleşmesi için de dualiteye yani çatışmalara ihtiyaç duymaktayız. Bu bağlamda bu süreçte biz insanlar için sergilememiz gereken en makul tutum, dünyada her daim çatışmanın -diyalektiğin- olduğu ve olacağı ön kabulüyle, egomuzun konfor arayışında olan tuzaklarından sıyrılarak yaşanılanları -acı çekmek pahasına- deneyimlemek ve tüm bunlardan gereken dersleri çıkarmaya çalışmak olmalıdır.
 
Kuşkusuz yaşadığımız bu kriz ne bir ilk ne de bir son olacak. Kuvvetle muhtemel ki bundan sonra da hiçbir şey eskisi gibi olmayacak; zira dünya hem sosyal hem siyasi hem de ekonomik anlamda bambaşka bir hal alacak gibi görünmekte. Belki de insanlık olarak buna uzun zamandır ihtiyacımız vardı... Böyle bir tablo karşısında bize düşen ise zihinlerimizde oluşturmaya çalıştığımız "sıkıntısız yaşam" beklentimizi, yaşamda dualitenin olduğu gerçeği ile uyumlu bir hale getirip mümkün olduğunca bu krizi bir fırsata dönüştürebilmek olmalıdır. İnsanlık olarak öğrenmemiz gerekenleri biran önce öğrenip, olabilecek en az hasarla değişmiş ve dönüşmüş olarak karanlıktan aydınlığa çıkmamız umuduyla…
 
Ümit Akçakaya
Uzm. Psikolojik Danışman & Yazar
 
* Salgınlar Listesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Salg%C4%B1nlar_listesi
Cemile Torun, jale kasap, Filiz Alev bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kesinlikle katılıyorum .Umarım insanlık bir sürü saçmalıktan vazgeçer ve yaşamaya başlar.. Sevgiyle kalın

jale kasap 
 02.04.2020 5:58
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 86
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 3443
Kayıt tarihi
: 06.12.11
 
 

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ,“Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık” bölümünden mezun oldum. Yüksek lisans..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster