Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ekim '07

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
473
 

Kartal'ın şerefli mağlubiyeti

Kartal'ın şerefli mağlubiyeti
 

Yenileceksen hep böyle yenil Beşiktaş! Ne Galatasaray derbisindeki gibi pısırık ne de Marsilya karşısındaki gibi ürkek bir futbol yakışıyor sana… Taraftarların son saniye golünün kanserojen etkisini bünyesinde hazmetmeye razı, yeter ki rakipten korkmadan, başın dik oyna.

Beşiktaş, bu gece kanımızı donduran bir golle Porto’ya yenilmiş olsa da müzesinde Avrupa Kupalarından bir koleksiyonu bulunan bu ekip karşısındaki futboluyla taraflı tarafsız hepimizin sempatisini kazandı. Evet, belki endüstrileşen futbolun içimizdeki “Kara Kartal” imajını silip süpürdüğü günümüzde haticeden çok netice ile alakadar olmamız gerekiyor ama futbolun içinde Porto’nun yaptığı bu eşek şakasına da yer var. Oyun içinde Cisse, Bobo, İbrahim Toraman ve Higuain’in gol olması muhtemel pozisyonları gol çizgisini bir türlü geçmedi, geçemedi. Ve Beşiktaş bu sezon belki de önemli maçlarda sergilediği en olumlu futbolunun semeresini göremedi. Ancak uzun süredir yazmakta olduğumuz takım bünyesindeki mental problemlerin aşılmakta olduğunu görmek memnuniyet verici.

Teknik Direktör Ertuğrul Sağlam oyun kurgusunu bu sezon hiç başvurmadığı bir taktik dizilişe, yani 4–3–2–1 taktiği üzerine inşa etti. Defansını Serdar, Gökhan, Toraman ve Üzülmez’den kuran Sağlam, orta sahada Tello, Cisse ve Serdar Özkan, tek forvet Bobo’nun gerisinde ise serbest adamlar İbrahim Akın v Delgado’yu kullandı. Bu anlamda Fenerbahçe’de Alex, Galatasaray’da ise Lincoln’ün tek başlarına hallettikleri işi bu iki oyuncunun kıvırabildiğini söylemek zor. Bu problem de direkt olarak bizi transfer politikası ve Beşiktaş yönetimine götürüyor. Bir parantez açarsak, Beşiktaş seyircisinin maç sonunda takımı yuhalayışına anlam vermek zor. Bu takımın oyuncu kapasitesi bu futbolun çok çok üzerine çıkacak nitelikte maalesef değil. Ancak bir grup Beşiktaş seyircisinin yıllardır sürüp giden bu hatalı yönetime karşı tek laf etmezken, her kötü gidişte futbolculara öfke kusması sizce de manidar değil mi? Eğer 81’de Higuain topu ağlarla buluştursa ve Beşiktaş maçı 1-0 kazansaydı, aynı taraftarlar Beşiktaş’a methiyeler düzmeyecekler miydi?

Rakip Porto hücum futboluna dayalı oynamayı seven ve bunu da oyun karakterine yansıtan bir ekip. Böyle kontrollü oynama gereği gördüğü deplasmanlarda Portekiz ekibinin gerçek futbolunu sahaya yansıtamadığına çokça tanık oluyoruz. Her ne kadar büyük umutlar bağlanan Quaresma bu gece sahada Victor Hugo’nun Sefiller’inden 90 dakikalık bir tiradı tek başına sahnelediyse de maç biterken yaptığı sihirli dokunuşla hepimizi hüzne boğmayı başardı. Yıldız futbolcu dediğin böyle oluyor demek ki! Hani belki Akaretler’deki koltuk sahiplerine feyz olur diye yazıyorum.

Ertuğrul Sağlam için de birkaç satır karalamak şart. Beşiktaş Teknik direktörü apoletlerini başarıyla taşımak istiyorsa bu tip bir taktik dizilişte ısrar etmeli, hücum oynamaktan çekinmemeli. Turkcell Süper Liginde çekilen gol sıkıntısı ancak hücuma dayalı bir formasyonda gösterilecek istikrar ile aşılabilir. Ayrıca Rüştü’nün de Beşiktaş takımındaki gerçek yerini yani 1 numaralı kazağı yavaş yavaş alması gerekiyor. Hakan gelecek vaad eden bir kaleci ama dikkat ederseniz yediği goller hep tereddütte kalmasından kaynaklanıyor.

Bu gece oynanan maçlar sonunda Marsilya deplasmanda Liverpool’u yenme başarısını göstererek, Beşiktaş’ın Avrupa’da ilerleme umutlarını bence yok etti. Liverpool takımındaki bu form düşüklüğü devam etse dahi UEFA mücadelesinde Beşiktaş’ın Liverpool ile güreşmesi zor. Siyah-beyazlıların tek düşüncesi alınabilecek maksimum puanı almak olmalı. Hem keseye hem ülke puanına hizmet açısından…

Son bir söz de Porto’daki Bruno Alves marka hızar makinesine edelim. Farkındayım Marsilya’nın Beşiktaş önündeki sert futbolundan sonra rakiplerin bu sertliğe ilerleyen maçlarda da başvuracağından dem vurmuştum. Ama söz konusu futbolcuyu izledikten sonra bir iki kelam etmek farz oldu. Bu hızar kelimesinin öz Türkçesi “biçergeç” imiş. Eh Bobo’nun, Nobre’nin, Delgado’nun halini gördükten sonra Bruno’ya başka ne yorum getirilebilir ki…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazık oldu yahu üzüldük...

Elif'ce 
 04.10.2007 21:44
 

kadro yok.ne başarısı bekliyorlar=)))) saygılar....

Selim Bayraktar 
 04.10.2007 2:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 235
Toplam yorum
: 233
Toplam mesaj
: 44
Ort. okunma sayısı
: 712
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Yazar 1976 yılında İstanbul'da doğdu. Tüm eğitim ve öğretim hayatını burada tamamlayarak, 1999 yı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster