Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Mayıs '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
2288
 

Kasırgalar kimleri vuruyor?

Kasırgalar kimleri vuruyor?
 

Çin'deki doğa felaketi, yoksulluğun, dengesiz gelişmişliğin gelecek nesillere nasıl bir miras bırakacağını açıkça gösteriyor. Doğanın kurbanları aslında insanın kendi dünyasındaki acımasız bir çelişkinin mazlumları. Zengin ve yoksul arasındaki uçurumun, insanoğlunun insanoğlunun kendini yoketmesinin ana nedeni olacağı kesin. Doğayı ya da başka bir gücü suçlayan insanoğlu kendi zalimliğini görmemezlikten geliyor. Dünyanın sonunu getirecek olan "mazlumlar"ı sürekli ezerek ve kanını emerek yaşayan "zalimler"dir. Her ülkenin kendine özel "zalim" tabakası var. New Orleans'daki kasırganın kurbanlarının ya da Çin'deki depremde ellerindeki kalemlerine, kitaplarına sarılı olarak ölen yavrucakların katili doğa değil; birbirini sömürerek zenginleşen ve büyüyen insanoğlunun bencilliği.

2004 yılında yazdığım aşağıdaki yazımın anateması bugünlerde gözlerimizi yaşartan, yüreğimizi inciten depremler ve tsunamilerde yaşamlarını yitiren insanların trajedilerinin de anateması. O bakımdan, yıllar ve yaşanan acıların insanoğluna yeterince ders olmadığını ve zenginle yoksulun arasında o korkunç uçurumun varlığını bir kez daha göstermek açısından yazımın başkısmını yeniden yorumladım...
.....
.....

Kasırgalar, Florida’yı vurmaya devam ederken, Karayip Adaları da bu doğal felaketten nasibini en acımasız ve acıklı şekilde almak zorunda kalıyor. Gelir düzeyi bakımından Amerika’nın önde gelen eyaletlerinden olan Florida, milyonlarca emekli vatandaşa hayatlarının geri kalanını deniz kenarındaki villalarında ya da evlerinde geçirmek şansı tanırken, korkulu ve hüzün dolu anlar yaşatmaktan da geri kalmıyor. Dogal felaketlerin verdikleri zararlar her ne kadar ülkelerin coğrafi yapısı ve iklim şartlarıyla doğru orantılı olsa da, az gelişmiş ya da yoksul ülkelerdeki mal ve can kaybının, gelişmiş ve dogal olarak da, zengin ülkelerdekinden kat kat daha fazla olduğu bir gerçektir.

Geçtiğimiz günlerde Karayip Adaları’ndaki ülkeleri tek tek dolaşıp önlerindeki bütün yerleşim yerlerini harabeye çeviren, milyonlarca insanı evlerinden ve yaşadıkları hayattan uzaklara gitmeye zorlayan, pek çok insanı da kendine kurban seçen bu kasırgalar, fırtınalar ve hortumların hepsinin de bilimsel adları var. Son günlerin belli başlıları, Charley, Frances, Ivan, Karl ve Jeanne. “Kimbilir, bir sonrakinin adı ne olacak” derseniz, bilimadamları onu da düşünerek, her yıl olduğu gibi, 2004 yılının da kasırga adlarını önceden belirlemişler. Örneğin, 2004 yılında, Atlantik Okyanusun’daki kasırga adları, Lisa, Matthew, Nicole, Otto, Paula, Richard olabilir. Her yıl kasirga, hortum ve fırtınalar için 21 tane ad olduğunu düşünürseniz, hız ve hasar verme gücü açısından beş ayrı kategoride olan bu kasırgaların zararları inanılmaz boyutlarda. Teknik açıdan çok ileri düzeyde olan Amerika’daki meteroloji istasyonları, Amerikan kamuoyunu sürekli olarak uyarıyor. Hava tahminleri, yağış zaman, yer ve miktarları hakkında inanılmaz derecede doğru veriler elde ediyorlar. A.B.D., bu olayın boyutlarını görerek, ülkenin ekonomik ve sosyal yapısına verdikleri zararları çeşitli tecrübelerle yaşadıktan sonra, kasırga, hortum ve fırtınanın yanısıra kar ve yağmur için çok ileri uyarı ve takip sistemleri geliştirmiş.

Dünyanın en gelişmiş ve zengin ülkelerinden olan A.B.D. sahip olduğu bu olanaklarla bile böylesine büyük doğa trajedilerinin önüne geçemiyor. Ama en azından, erken uyarı sistemi sayesinde, insanların kaçmasına zaman ve fırsat veriyor ya da evlerinde gerekli tedbirleri almalarını sağlıyor. Böylece can ve mal kaybını en aza indirgemiş oluyor. Evsahipleri bu tür doğal afetlere karşı evlerini sigortalayarak mal kaybını asgariye indirmelerine rağmen, yazık ki, pek çok insan ömrünün çok değerli anlarını yaşadığı kimisi saray yavrusu evlerini savaştan çıkmış bir enkaz halinde görünce gözyaşlarını tutamıyorlar. Hatıralar, fotoğraflar, hayatlarındaki önemli anlara mekan olan evlerinin odalarının, bahçelerinin ve hatta teknelerinin yerinde olmadığını ya da sanki savaşta bombalanmış gibi harabe haline geldiğini görünce yürekleri parçalanıyor. Hele bir de, yalnız yaşayan hasta ve yaşlıların durumu çok daha acıklı oluyor. Yollar ve köprüler çökerken, ağaçlar ve direkler doğanın korkunç gücü tarafından köklerinden sökülüyorlar. İnsanlar hayatta kalmayı seçerek, ya evlerini ve arsalarını satıp tamamen başka eyaletlere taşınıyorlar, ya da geri dönüp sigortadan aldıkları parayla yeniden evlerini yapıyorlar. Zenginler, zaten iki –üç tane evleri olduğu için kafayı fazla takmıyorlar. Doğal olarak — dahası ‘dünya kanunu’ olarak, yoksul olanlar, hele bir de konut sigortaları da yoksa sefalete düşüyorlar. Ama en sefilinin bile arabası ve sığınabileceği güçlü bir devlet var. Felaket bölgesi ilan edilen kasaba ve köyler devletten doğal afet yardımı alıyorlar. Gelişmiş ülkenin yoksulu bile, böylesine ardı ardına gelen felaketlerin yaralarını sarabiliyor. Amerika’nın batısında Pasifik Okyanusuna bakan Kaliforniya’yı orman yangınları ve depremler cehenneme çevirirken, Atlas Okyanusu’nun saatte 155 mil’e varan şiddetli rüzgarları da dev dalgaları, doğu kıyısındaki Florida, Georgia, Güney ve Kuzey Karolina’lar, Maryland, Delware, Virginia, New Jersey ve New York eyaletlerine, ayrıca Meksika Körfezi etrafındaki Teksas, Alabama ve Lousiana eyaletlerine acımasızca sürüklemektedir. Ülkenin iç ve orta kesimlerindeki eyaletler de, kış mevsiminin getirdiği felaketlerle savaşmaktalar. Bu kadar sık doğa afetleri yaşayan bir ülkenin hala dimdik ayakta durup, dünyaya meydan okuması da ayrıca incelenmesi gereken bir konu.

Kasırgalar asıl vurgunu Karayip Adaları’ndaki Dominik Cumhuriyeti, Haiti, Jamaika ve Küba gibi ülkelerin yoksul insanlarına yapıyor. Son günlerde arka arkaya gelen her kasırga bütün bu ülkelerin kıyılarını hallaç pamuğu gibi atıyor. Medya’nın çeşitli kaynakları sayesinde, bu ülkelerdeki can ve mal kayıplarını sadece kısa metrajlı bir film gibi de olsa görebilme şansımız oluyor. Şu bir gerçek ki, ateş düştüğü yeri yakıyor. O bölgedeki ülkelerin insanların gelir düzeyleri, A.B.D.’kilerin yanında ‘devede pire’ kalıyor. Her tarafı ada ya da adacıklardan oluşan bu ülkelerde insanların kaçabileceği öyle çok yer de yok. Ama ülkenin zenginleri, Amerika’ya ya da başka bir yere tatile gidip, sonra geri dönebiliyorlar. Evleri yıkılsa bile, ya tamir ettiriyor ya da daha güzel bir yerde, daha lüks bir ev alabiliyorlar. Yoksul olanlarsa kahpe kaderin ve ülkenin kronik ekonomik sıkıntılarının bedelini ödüyorlar. Yağmur, selbaskını, fırtına, kasırga, hortum gibi doğa olayları, bu insanların hayatını cehenneme çevirerek, sefilliklerine son damgayı da vurmuş oluyor. Ormanlar, yakacak odun ve tarla yapmak amacıyla kesildiği için artık toprak bile duramıyor ayaklarının altında. Denizin dev dalgaları onları boğmak için gelirken, kasırgaların şiddetli rüzgarları gecekondu tarzındaki ‘evciklerini‘yerle bir ediyor. Zaten çok düşük gelirli olan, hatta işşiz olan ve gelişmiş ülkelerle onların kuklası kendi devletleri tarafından sömürülen bu insanlar, değil evlerini sigorta ettirmek, ailelerine ve kendilerine içecek su ve yiyecek ekmek bulmakta zorluk çekiyorlar. Binlerce insan koyunlar gibi doğanın ellerinde kurban olurken, sefaletin ve yoksulluğun en acımasız şekilde yaşandığına tanık oluyoruz.

Gazetenin birindeki haber beni çok düşündürdü. 2000 Haitilinin hayatını alarak saatte 193 km hızla Amerika’nın Florida eyaletine yönelen ve Bahama Adaları’nda bazı kasabaları suyun 2 metre altına gömen Jeanne kasırgası sonrasında, Haiti’de hayat normale döneceği yerde iyice kaos haline dönüşüyor ve bölgeye gıda yardımı götüren Birleşmiş Milletler konvoyu, Haiti’nin Gonavies kenti merkezinde aç kasırgazedelerin saldırısına uğruyor. Haberin fotografında da, BM araçlarından bir çuval pirinç kapabilmek için halkın sopalarla, bıçaklarla birbirine girdiği görülüyor. Yerde bir Haiti’li sarıldığı çuvalı, üstüne saldıran bir sürü aç insanın elinden kanın son damlasına kadar savaşarak alıyor.Ama bu sefilliği en acı şekilde anlatan asıl olaysa, 13 yaşındaki bir çoçuğun o yaşanan arbedede hayatını kaybetmesi. Önce, kendi ülkesinin devlet adamları tarafından açlık ve sefalete sürüklenen ve sonra da, iç savaş yüzünden harabeye dönen Haiti, şimdi de doğanın ellerinde çırılçıplak ve çaresiz kalıyor. Amerika’daki yaşıtları aileleriyle daha güvenli yerlere kaçarken ya da sığınaklarda olabilecek en uygun şartlarda, bu felaketi yaşarken, Haiti’li yoksul çocuğun yaşama hakkı bile kalmıyor.

Görüldüğü gibi, doğaana bile yoksula ve güçsüze karşı ne kadar acımasız. Doğa olaylarındaki asıl felaket, toplumsal yapısı bozuk ve ekonomik gücü zayıf olan ülkelerde yaşayan bireylerin enkaz yığını haline gelen ve darmadağın olan hayatları. Belki de hiç yaşanamamış hayatları. Yıllarca cehalet ve sefaletin içinde sürekli sömürülen yoksul ülkelerin, büyük bir insanlık ayıbına kurban giden insanları, bir sonraki gün hayatta nasıl kalabileceğini bile bilmezken, hemen yakınlarda, aynı doğa felaketini yaşayan ancak insanlarının canlarını ve mal varlıklarını koruyabilen bir gelişmiş ülkede, yaraların hemen sarılmasına başlanıyor. İnsanlar açlık nedeniyle yiyecek kamyonlarına saldırmıyor, birbirlerini ezmiyorlar ve insanların ümitleri hala var. Hayat devam ediyor. Çocuklar hayatın gerçeklerinden birini yaşayarak, ailelerinin ve devletin sağladığı imkanlarla yaşamaya ve ümidetmeye devam ediyorlar.

Ama Haitili o coçuğun böyle bir yaşama hakkı ve böyle bir ümidi olamayacak!
Çünkü, o coçuk, yoksul ülkesinin kaosunda umutsuzluğun içinde doğmuştu, daha doğarken ölmüştü!

Ne kasırga Jeanne’i, ne de Frances’i beklemesine gerek kalmamıştı….

Alp İçöz
Eğitimci Yazar

Copyright©Alp İçöz -2004

JOURNALTA
The Journal of Turkish Americans

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 52
Toplam yorum
: 108
Toplam mesaj
: 49
Ort. okunma sayısı
: 1743
Kayıt tarihi
: 11.11.06
 
 

"İnsan, aslinda gönül gözüyle görmeli dünyayı. Herşey, o iç dünyanin merkez olduğu kişiliğine şek..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster