Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ağustos '08

 
Kategori
Dünya Şehirleri
Okunma Sayısı
11343
 

Kavala, Ege’nin suskun kenti

Kavala, Ege’nin suskun kenti
 

Kavala Kalesi'nin denizden görünüşü


Karayoluyla İpsala’nın karşısında bulunan Kipi gümrük kapısından Yunanistan’a giriş yaptıktan sonra, Egnatia otoyolundan Dedeağaç-Gümülcine-İskeçe istikametini takip ederek yaklaşık iki saatlik bir yolculuk sonunda ulaşıyorsunuz Kavala’ya.

Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan ve şehri baştan başa katederek bir gerdanlık gibi süsleyen ve dimdik ayakta duran tarihi su kemerinin altından geçip kent merkezine giriliyor.

Kavala’yı, Ege’nin girinti yaptığı bir körfezin etrafında kurulmuş olması nedeniyle İzmir’e (Tabii İzmir’in esas ikizi Selanik’tir), bir tepenin eteğine basamak şeklinde kurulu evleriyle eski Mardin’e ve bir bütün olarak Tekirdağ’a benzetmek mümkün.

Tarihin doğal güzelliklerle bu kadar güzel bütünleştiği dünyanın nadir şehirlerinden Kavala. Bir dönem Kanuni Sultan Süleyman tarafından Akdeniz’deki donanma faaliyetleri için üs olarak belirlenen kent, bu özelliğiyle Osmanlı’nın büyük yatırımlarını çekmiş.

Büyük su kemerine ek olarak şehrin eteklerine kurulu olduğu tepenin zirvesinde yer alan Kavala Kalesi, bugün Mısır devletine ait olan ve otel olarak kullanılan büyük İmaret binası ve müştemilatı, Kanuni’nin sadrazamlarından İbrahim Paşa tarafından yaptırılan, ancak bugün minaresi kaldırılarak kilise haline getirilmiş bulunan İbrahim Paşa Camii (Agios Nikolaos Kilisesi) şehrin diğer önemli tarihi çekim noktaları.

Şehrin tarihi özelliklerinden bir diğeri ise ünlü Osmanlı paşası Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın doğum yeri olması. Kavalalı’nın doğduğu ev bugün müze olarak ziyarete açık. Evin bulunduğu noktadaki geniş alanda ise Kavalalı’nın at üstündeki heykeli olanca heybetiyle duruyor. Yunanistan’da bir Osmanlı paşasının devasa anıtını görebilmek önce insanı şaşırtsa da at üstündeki kişinin kimliğinin “Osmanlı’ya isyan eden Mısır Kralı Mehmed Ali” olarak tanımlanması açıklayıcı oluyor.

Kavala’nın denizi türkuaz ile mavinin birleşiminde, cam gibi saydam ve berrak. Küçük limanın önünde uzanan sahil alanı ve bu alanda bulunan kafeler siesta saatleri hariç her zaman dolu. Bu kafelerden birisinde oturup, uçsuz bucaksız uzanan Ege’nin üzerindeki ışık yansımalarını izleyerek Yunanlıların soğuk kahvesi <ı>frape’yi yudumlamak ise başlı başına bir zevk.

Limanın diğer tarafındaki açık fuar alanına gelmeden deniz kenarında yan yana dizilmiş lokantalar Akdeniz mutfağı ve deniz ürünlerinin harika örneklerini tadabileceğiniz bir imkan sunuyor. Menüyü elinize aldığınızda yemeklerin İngilizce değil de Yunanca isimlerine bakmak daha açıklayıcı. Çünkü nerdeyse tamamı Türkçe ile ortak kelimelerden kurulu oluyor. Bu kelimelerin hangilerinin Yunanca’dan Türkçe’ye geçtiği, diğer yandan hangilerinin Türkçe’den Yunanca’ya geçtiği ise uzun bir tartışma konusu.

Bu lokantalardan sokağa giriş tarafındaki hemen ilkinde konaklarsanız, müşterileri karşılamak için kapıda bekleyen ellili yaşlarında, ak saçlı görevli, eğer Türkçe konuştuğunuzu duyarsa sizinle hemen Türkçe konuşmaya başlar. İzmirli olan anne ve babası mübadelede Kavala’ya göçmüş. Çocukken evde Türkçe konuşulurdu, ben onlardan öğrendim diyor Türkçe’yi.

Yüzyıllardır ev sahipliğini yaptığı ortak bir tarihin ve kültürün izlerini taşıyor Kavala.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Dedem İsmail Hakkı Kavalalı da 1922 mübadelesinde Kavala'dan İzmir'e göçmüş. Orada tütün çitlikleri varmış. Babam orada doğmuş olmasına rağmen ben hiç gitmedim. Onları kaybettikten sonra eskiler burnumda tüter diye gitmeye de pek cesaretim yok. Dedem ayni zamanda Bulgaristan Osmanlı'nınken Sofya mebusu olduğu sırada ve Balkan savaşında evinde misafir etmiş hatta saklamış. Ah o güzel ve acı hatıralar..

Mine Kavalalı 
 06.12.2008 2:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 24
Toplam yorum
: 51
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 8055
Kayıt tarihi
: 27.07.08
 
 

Yazının icadından bu yana her insanın içinde bir parça da olsa var olduğuna inandığım yazma isteğimi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster