Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Temmuz '15

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
83
 

Kavgalı ülkenin koalisyon kaderi

Kavgalı ülkenin koalisyon kaderi
 

Evet, bu ülkede farklı toplum kesimleri gerçekten de birbiriyle kavgalıdır. Değil yakınlaşmak, geçen son on yıl içersinde birbirlerinden iyicene kopmuşlardır. Eskiden kendi adıma empati kurma konusunda umudum vardı, ancak artık böyle bir şeyin mümkün olmadığını anlamış bulunuyorum.

En basitinden başörtüsünü ele alacak olursak örneğin, dünya görüşüne göre yaklaşımların temelden farklı olduğu ve bunun da pek değişmeyeceği ortadır. Belki genel anlamda en büyük anlaşmazlıklar dindarlıkla ilgili yaşanmaktadır, hatta en büyük ayrışma bu eksende yaşanıyor diyebiliriz. Buna bir de milli kimlik tartışmalarını eklersek, zaten ülkenin dört ana eksenini ortaya çıkarmış oluyoruz.

Tüm bu toplumsal kavga ayrıca son derece hassas ve kaygan bir jeopolitik zemin üzerinde gerçekleştiğinden, siyaset denilen idare sanatı ülkemizde tam anlamıyla bir cambazlığa dönüşmektedir.

Buna bir de kendimize has toplumsal özelliklerimizi eklemeliyiz. Bunların başında da sözde inanılmaz idealist olan yurdum insanının, pratikte ilk menfaat durağında değerlerine elveda demesi gelir. Bundan da hiçbir toplum kesimi muaf değildir. Aynı şekilde gücün etrafında toplanmaya ve ondan nimetlenmeye de bayılırız. Bu uğurda kimlerin hangi keskin U dönüşleri yapmaya hazır olduğunu, tek iktidar dönemi fazlasıyla göstermiştir.

Ayrıca dik duranın yanında olmayıp, dımdızlak ortada bırakmak da pek bize has özelliklerimizdendir. Konu ne olursa olsun, varsa verecek bir mücadeleniz bunu baştan tek başına göze almanız gerekmektedir. Aksi takdirde yarı yolda kalmanız işten bile değildir. Özetle dayanışma sıfır, menfaat etrafında toplanma potansiyelimiz ise yüzde yüzdür.

Gücü olana hoş gözükmeyi ve hava atmayı da çok severiz. Zaten genelde maddi varlıklar manevi kazanımların önüne geçer. Sakın ola ki soldan sağa, dindarlardan laiklere ve Türklerden Kürtlere kendini bunun dışında gören olmasın. Dediğim gibi, bu konudaki idealistlerimiz her kesimde pek bir azdır ve çoğunlukla da acınası saftirik muamelesi görmektedir.

İşte böyle bir ortamda siyaset yapmak gerçekten de beceri ister. Bu açıdan bakınca da tek parti iktidarı aslında biçilmiş kaftan gibi gözükmektedir. En azından birinin düdüğü ötmekte ve yukarda saydığım milli hasletlerimizle de gayet güzel uyuşmaktadır.

Ne var ki, günümüz ileri teknoloji ve iletişim çağında her şey çok hızlı değiştiğinden, siyaset de bundan payına düşeni fazlasıyla almaktadır. Genel olarak kimse artık bir diğerinin boyunduruğu altına girmek istemiyor. Öyle ya da böyle kendini bir şekilde siyaseten ifade edebilmeyi arzuluyor. Mevcut iktidar-muhalefet yapısı buna elvermeyince de, yeni arayışlara yöneliyor, gereğinde zayıf olan kanala akarak yeni muhalefet odağı oluşturuyor.

Şunu da unutmamalıyız ki, yukarıda saydığım “hasletlerimiz” aslında dünyadaki tüm insanlar için geçerlidir. Hatta çok gelişmiş olarak bilinen ülkelerden gelip, mevcut ortamımıza kısa sürede ayak uydurup “yamulan” örnekleri de biliriz, özellikle iş hayatından. Ancak kurumları kuvvetli olan toplumlarda insanların kişisel menfaatlerini ön plana koymaları zorlaştığından, herkes kendiliğinden bir düzene giriyor. Gelişmiş ülkeleri diğerlerinden ayıran en önemli özellik budur.

Yine bu yüzden gelişmiş ülkelerde bize benzer oy tablosu ortaya çıkınca, koalisyon kurmak çok daha kolay oluyor. Çünkü temel yapı sağlam olunca, üzerinde rahatlıkla farklı kombinasyonlar oluşturulabiliyor. Bizde ise hem temel yapıda çatlaklar mevcut, hem de dünya ve siyasi görüşler taban tabana zıt.

Böyle bakınca da sanki çıkmaz sokakta gibiyiz.

Ancak diğer taraftan bünyenin illaki kuvvetlenip sağlığına kavuşması gerekiyor. Bir nevi toplumsal nekahat döneminden geçiyoruz. Son seçimler ne gösterdi derseniz, bize ne olduğumuzu gösterdi derim.

Biz işte farklı toplumsal yapımızla tam olarak buyuz. Elimizdeki malzeme budur. Bir şekilde birbirimizle uzlaşmayı ve beraber yaşamayı öğrenmeliyiz. Birinin diğerine baskın çıkma hayalinden vazgeçmeliyiz. Başka yolumuz yok.

Bu kadar derin çatlaklara ve uzlaşmaz değerlere ne iyi geliyor diye soracak olursanız, ortak projelerde çalışmak derim. Beraber bir şeye kafa yormak, emek vermek ve başarıyla sonlandırmak kadar insanları birbirine bağlayan başka bir şey yoktur. İş hayatında bunu yaşamış olanlar çok iyi bilirler.

Bu yüzden de bu topluma bir iyilikte bulunmak istiyorsanız, farklı kesim ve dünya görüşünden insanların bir araya gelip beraber çalışmalarına izin verin derim. Kendi içinde kapalı çevrelerde yürütülen her iş, öncellikle rekabetsizliğin kalitesizliğine sonrasında da denetimsizliğin istismarına mahkûmdur. Sadece kötü işi pahalıya çıkarmakla kalmazsınız, toplumu da birbirine temelden düşman edersiniz.

Yaşadıklarımız bunu fazlasıyla göstermiştir diye düşünüyorum.

İsterseniz geçen sene koalisyonla ilgili kaleme almış olduğum satırlarla bitireyim bu yazımı:

Madem bu ülkede başta saydığım dört siyasi akım mevcut, o zaman hepsinin oyları orantısında bu ülkenin iktidarında yer alması gerekirdi diye düşünüyorum. Bakanlıklar da yine bu oy oranlarına göre paylaştırılabilirdi bu partilerin arasında, dönüşümlü olarak. Dış siyaset, eğitim ve ekonomide ortaklaşa oluşturduğumuz temel kuralların dışına taşmayarak. Bunun dışında herhangi bir baraj olmaksızın tüm siyasi oluşumların, bir sandalyeyle dahi olsa, mecliste yer almalarını isterdim. Gerçekten de çoksesli bir demokrasi olabilmemiz için.

Biliyorum, böylesi İsviçre-vari bir demokrasi bizim için her anlamda hayal.

Ancak geleceğin ve özellikle de acı tecrübelerin bize neler yaşatacağını bilmiyoruz.

Belki de böylesi bir hayal, gün gelir can simidimiz olur.

Zuhal Nakay

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İsviçrevari bir demokrasi bizim için her anlamda hayal tespitinize ister istemez gülümsemek zorunda kaldım. İsviçreye hiç gittiniz mi bilmiyorum, ben defalarca gittim. Size şunu söyleyebilirim ki İsviçre Avrupa'nın en kendini beğenmiş ve yabancı düşmanı bir ülkesidir. Öyle ki Doğu Perinçek İsviçre kanunlarına göre "Türkiye Ermenilere soy kırım uygulamamıştır" dediği için mahkum edilmiş ve bu kararda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Tamam, kabul İsviçre bizden çok daha gelişmiş, kültürlü bir ülkedir ve bizim onlara yetişmemiz bu yüzyıl içinde mümkün bile değildir, ama İsviçrevari demokrasiyi hayal ediyorsanız, lütfen dikkat, dikkat, dikkat derim. Ayrıca Türkiye'nin en büyük sorunu ne biliyor musunuz? Çok sesli olması! Her kafadan ayrı bir ses çıktığı için anlaşamıyoruz. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 01.07.2015 16:22
Cevap :
İsviçre'ye gitmekle kalmadım, orada büyüdüm zaten. Master eğtimimi de orada aldım ve sonrasında da çalıştım. Bu yüzden o toplumu tüm artı ve eksileriyle oldukça iyi biliyorum. Çoksesliliğin ise bir ülke için sorun olduğunu düşünmüyorum. Asıl sorun bir ülkede seslerin kesilmesidir. Bu bağlamda da daha çok kat edecek yolumuz olduğunu düşünüyorum. Sonuçta siyaset ve meclis toplumun aynasıdır. Beğensek de beğenmesek de. Asıl siyasi beceri farklı sesleri bir araya getirip toplum yararına yönlendirebilmektedir. İlginize teşekkürler, saygılarımla...  07.07.2015 11:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 102
Toplam yorum
: 92
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 559
Kayıt tarihi
: 24.08.13
 
 

Mimar / Blog Yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster