Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Temmuz '08

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
405
 

Kavramları kavramsızlaştırmasak… Karıştırmasak…

Kavramları kavramsızlaştırmasak… Karıştırmasak…
 

Kıvır kıvır ettik, tıkıştırdık kavramları yanlış deliklere, delikler vıcık vıcık, kavramlar kırılıyor boşluktan, boş yere…

Sınıf arkadaşlarımız vardı bir vakitler, mahalle arkadaşlarımız…

Tanışlarımız…

Hani tanıştırılmışızdır da, henüz arkadaş statüsüne ulaşmamışızdır…

Okul arkadaşı ile paylaşılanla mahalle arkadaşınınkiler biraz farklıydı, o vakitler…

Birinde okul çevresi ve ortak paydalar ön plandayken, diğerinde oyun ağırlıklıydı ve mahallenin diğer yaşıtları çerçevesinde devam ederdi sohbetler…

Arkadaş biraz daha bireyseldi, okul ya da mahalle arkadaşlığından kendini sıyırmış, bizim için biraz daha fazlasını ifade edendi!

Yakın arkadaş, arkadaşın daha da üst seviyesiydi ki, bir sonraki seviye ancak dostluk ile tanımlanabilirdi!...

“Kanka” ifadesi, dostluğa tekabül ediyor zannımca…

Şık mı geldi kulağımıza, kavga öncesi bir uzlaşma amacıyla mı çıkmıştı ortaya, tam da bilemiyorum, “Bak arkadaşım…” ile başladı sanıyorum her şey…

Bir tehdit vardı ilk başlarda ama, onu çok iyi biliyorum, özellikle erkek erkeğe diklenmelerde kullanılmaya başlamıştı, sanıyorum sağ-sol kavgalarından bize kalan “Bak efendiliğimi bozmadım, arkadaşım dedim, uzatma istersen” tarzı bir vurgu ve eşdeğer bir koşulda kullanılmaya başlanmıştı…

Kulağa hoş gelmişti ama!

Dürüst!

Erkekçe!...

Uzlaşmacı gibi duruyordu her şeyden önce, aslında hakaret gibi söyleniyordu ve algılanıyordu taraf kişilerce ya, o başka…

Tanış dilimize zor mu geldi, tanıştığımız her kişiyle arkadaş olmaya başladık desem, mümkün değil, belki de “Bak arkadaşım” ın şıklığından mı etkilendik, okul arkadaşı, mahalle arkadaşı demek de arkadaşlığı sınıflandırmak gibi mi gelmeye başladı, bazılarınca hakaret gibi mi algılandı, onu da çıkarıverdik dağarcığımızdan…

Her iki laf ettiğimizin tek bir adı vardı artık: Arkadaş…

Samimi arkadaşın adı da doğal olarak “Dost” a çıkıverdi bir anda…

Sanal alem diyeceğim, ifrit oluyorum bu deyime, internet ortamında insanların birbirlerini görmeden, gözlerini tanımadan, ki göz tanışması çok da önemlidir, ifade öğrenilir, beden dili öğrenilebilir ama göz dilini öğreten herhangi bir okul oluşamadı henüz…

Üç-beş kelime konuşuyorsun, arkadaş oluveriyorsun…

Arkadaş denince de beklentiye giriyorsun!

Arkadaşlık kavramın ne ise artık, ona uygun davranılsın diye bekliyorsun…

Azında mutsuz oluyor, çoğunda hop dost mertebesine atıyorsun!

Şimdi efendim, burada da bir parantez açmak isterim:belli bir siteye üye olunduğunda, arkadaşlık sitesinde bile, arkadaş arayan da var sevgili ve eş arayan da…

Hele ki, diyelim ki, bir edebiyat sitesi örneğimiz, arkadaş edinmek adına üye olup, okuyanı, arkadaş edinmek üzere üye olup yazanı, arkadaş edinmek, hem de yazmak adına üye olanı ve yalnızca yazmak adına üye olanı var…

Bu arada arkadaş dediğim, önce tanış, sonra arkadaş, sonrası artık dost mu olur, sevgili mi, eş mi, niyete göre değişir…

Beklentiler eşleşmediğinde ise problem doğar…

Beklerler ki kendi doğrultusunda gerçekleşsin ilişkiler!

Sanır ki herkesin amacı aynı...

Her sanal tanışıklığın dostluğa varmayacağını asla söyleyemem, en büyük örneğim fotoğraf sanatçısı dostum Hakan!

Ama her tanışıklığın arkadaşlık ve dostluğa dönüşeceğini de söyleyemem…

Şimdi, bir edebiyat sitesini düşünelim, her bir birbirine yazan, arkadaşım, dostum diyor…

Ay, ayol… Hangi arkadaşlık ve dostlukta vardır, bir diğerinin yazdığının okunma sayısına bakıp da kendisininkiyle karşılaştırmak?

İki saniye düşünelim, ne olur… Milliyet Blog dese ki içinizden birini seçeceğim ve Milliyet’te köşe vereceğim, hangimizin içi kıpırdamaz?

O noktadan sonra kim kime “Müthişsin arkadaş!” der?

Bir zamanlar “Müthişsin arkadaşım!” diyen kaç kişi seçilen olmadığını öğrendiğinde, “Helal olsun, hak etmişti arkadaşım!” der?

Ayyy… Ne olur, derdim diyenler, kendi kendilerince bir kez daha düşünsünler, sonra cevap versinler…

Aynı kulvarda koşan, aynı kazanda kaynayan insanlarız a blogdaşlar…

Tanışıklıklarımız da olacaktır, arkadaşlık, hatta dostluklarımız… Sevgili olanlar da olur, evlenenler de, herkesin gönlüne göre…

Biliyorum ki, okuyan bir çok kişi karşı duracaktır, karşı durmak da haklarıdır…

Bana karşı dursunlar da, ne olur yalnızca iki dakika, kendi içlerine dönüp de bir düşünseler, kendilerine karşı durmasınlar ne olur…

Aynı kazanda kaynayıp da, birinin başarısına sevinmek mümkün değil midir?

Haşa, mümkündür elbet, ama önce kendi sınırlarımızı, sonra da başkalarınınkini algılama ve ölçme yetisine sahip olmamız gerek…

Bunun için önce özgüvenimizi sağlayıp, sonra da herkesin ayrı bir becerisi, tarzı, duruşu olduğunu bilmek gerek…

Önce kendini sevmek gerek!...

Kendini sevemeyen bir diğerini sözle sevse de gönülden sevemez…

Dostluk sevgidir, dostunun başarısından öykünüyorsan eğer, önce kendini sorgulaman gerek!...

Haa… Bu arada, ay ayol, insanız her birimiz sonuçta, üç aşağı beş yukarı yaşayacağımız ömür belli, gideceğimiz yer, farklı mıdır bilemem ama ortak bir payda var ki, kazık dikmeyeceğiz sonuçta hiç birimiz dünyaya!...

Kavramların içini boşaltmadan, blog arkadaşı olsak, mesela, rekabetimizi de insan gibi yaşasak, hani saklamadan, o zaman daha bir hoş olmaz mı ki, laf sokuşturmalara gerek kalmadan…

Arkadaşlık, dostluk kavramlarını da bozmadan…

Hani… Fazla mı ileriye gittim diye de düşünmüyor değilim, ama…

Benim doğrum bu blogdaşlarım, kusura kalmayın, gizlim saklım olamadı bir türlü, atladığım bir şey, yanıldığım bir durum olabilir, göremediğim bir pencere de var olabilir, yorumlarınıza açıktır bloğum her daim…

Gülgün Karaoğlu

Temmuz,13/08

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

makalenizin konusu önemli bir derdin sere serpe masaya yatırılması...Şiirde makalede her şeyde müthiş bir enflasyon var...Kopyala yapışır, şiir fabrikatörleri dedim bir edebiyat sitesinde idamdan döndüm..))...çok güzel vurgular yaptınız gerçeklere...En azından kimin ne olduğu değerlendirmesi geçti yüreklerden.Bu bile bir ders aslında... Toplumsal yapıya,insanlığa söylenecek sözü olanlar yazsın bakalım. Bir yerlerde değerini bulur.ben şahsen şiire makaleye, bravo,alkış ,çok yaşa diyemem...velevki kimse yazdıklarımı bir satırda olsun eleştirmesin. Okusun yeter diyorum.Bakın sizin bu yazınız neler söyletti bana ... Kendimden bir şeyler bulmasam yazmazdım değil mi.)) sevgiler saygılar,başarılar efendim...

Metin TOPÇU 
 03.08.2008 15:30
Cevap :
:) Bir insanın samimi konuşmasına neden olamayı büyük bir erdem sayarım kendimce, iyi ki konuştunuz, yazdınız Metin Bey, hem siz mutlu oldunuz hem de ben! Zaten bu değil midir ilişkiler, paylaşımlarda olması gereken! Sevgilerimle...  03.08.2008 22:32
 

Aman canım yazarlıkta da torpil olurmuymuş demesin. Bal gibi oluyor. Bazı yazarlar gözümüzün içine baka baka FENA HALDE BARİZ OLARAK KAYIRILIYOR. Bazı yazarlara bir takım ünvanlar verilerek çifte standart uygulanıyor. Velhasıl Gülgün hanım...! Arkadaş dost kavramları bu payelerin içinde de var oluyor. Kim kimi pof poflar yardakçılık yaparsa onlar güzel yazı yazan yazar ünvanına nail oluyor. Bende böyle düşünüyorum. İlk yorumumun başında da dediğim gibi körler sağırlar misali birbirimizi ağırlıyoruz işte. Bu konular irdelendikçe farklı görüşler ve farklı savunmalar ortaya çıkar. Ki çıkmakta da çok haklıdırlar. Öylesine yanlış uygulamaların yanında yorum yazarak arkadaşını dostunu desteklemek bence puro sabunu gibi kalıyor. Hasetlik neye ve hangi nedene göre bence değişir. Hayatta bu kelimenin asla ifade ettiklerini yaşamadım. Arkadaşım dostum dediğim kişiyi kendi yakınım gibi gördüm. Niye hasetlik yapılsın ki yapanlarda ayıp ederler diyorum. Değermi şu ölümlü dünyada. Selam ve sevgiler

Zeynep Gülay 
 15.07.2008 11:52
Cevap :
Sevgili Zeynep Gülay Hanım'cığım, henüz pek tanıyamadım ortamı, bilgilerinizi paylaştığınız için teşekkür ediyorum. Elbet bazı şeyler gözüme çarptı ki bu yazıyı yazma isteği duydum. Ama her şeyden önce insanı, dürtülerini, hangi ortamlarda, hangi sosyal statüden gelenlerin ne tür tepkiler vereceğini iyi kötü biliyorum... Hele ki oriental coğrafyada yetişenlerin düşünce ve algılayışlarını... Sizinkilerle çelişmiyor düşüncelerim... Ancak elbette ki istisnalar var ve iyi ki de varlar! Yine dönüp dolanıyor özgüvene dayanıyor bence konu... Ahh, okulda neden öğretmezler, ezber yaptırana kadar kişiliklerini geliştirmelerine yardımcı olmazlar, oysa yaşama hazırlanırken ilk öğrenilmesi gereken şeydir özgüven ve de saygı, bireysel ve toplumsal özgürlüklere saygı!... Çok teşekkür ediyorum katılımınız için... Sevgilerimle...  15.07.2008 12:26
 

Siz gayet güzel açık ve sarih yazınızda konuları gerektiği gibi açıklamışsınız. Ben özellikle bu konuya değinmek istedim. Zira birileri kendini acayip köşe yazarı moduna sokmuş durumda olduğundan hani biraz kendine gelsinler istedim. :)Madem siz diğer konuda da bir şeyler söylenmesi gerektiğini savunuyorsunuz. İşte o zaman ben sizi asla kırmam. :)Öncelikle şunu belirtmek istiyorum ki... Her ne kadar blog' dan arkadaşım dostum dahi olsa sırf birilerine yalakalık olsun diye kimseyi pof poflamam. Güzel bir yazı değilse eğer, asla aman ne güzel olmuş demem. Beğenmediğim yazıya asla yorum yazmam. Eğer itiraz edeceklerim varsa o zaman iş değişir. Karşımdakinin fikrinin yanı sıra benimde söyleyeceklerim olabilir diye düşünüp bir şeyler yazarım. O da ancak içimden gelirse olur. Üstelik blog dostlarımın yazıları iyi yerlerde görmek isterim. Neden olmasın ki? Bu işler birazda kısmet ve şans işidir. Bazende torpil faktörünü ortaya koyarsak kriterleri tamamlamış oluruz. Ne olur kimse bana...

Zeynep Gülay 
 15.07.2008 11:44
 

Herkes kendi için en iyi olanını ister şüphesiz.doğanın kanunu böyle. Ben kendi adıma gıpta ederdim.Ama bir o kadar da gurur duyardım. Ve O yazarın tüm yazılarını okurdum.Neler yazıyor, uslubu nasıl,seçtiği konular neler.Takip ederdim ki ben de mükemmeli yakalayabileyim.Ama sizin bahsettiğiniz açıdan kıskanma asla olmazdı...Belki de gerçekleşir söyledikleriniz ve günün birinde içimizden biri, birkaçı yazar Milliyette...Sevgiler...

papatya altı yüz elli 
 15.07.2008 9:56
Cevap :
Sevgili Papatya, Milliyette köşe yalnızca bir örneklemeydi, ama bakarsınız abdala malum olur durumu gibi olur. :) Hasetten arınmış kişilerin var olduğunu bilmek güzel... Katılımınız için teşekkür ve sevgilerimle...  15.07.2008 10:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1269
Toplam yorum
: 4372
Toplam mesaj
: 226
Ort. okunma sayısı
: 1316
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster