Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Ruşen Nur Arıkan Uzman Psikolog

http://blog.milliyet.com.tr/rusennurarikan

03 Şubat '14

 
Kategori
İlişkiler
 

Kaygı çağında aşk!

Kaygı çağında aşk!
 

Geçenlerde 30' lu yaşlarda bir kadın danışanım, umutsuz bir ifade ile serzenişte bulunuyordu; "Ruşen hanım, kadınlar olarak doğru düzgün erkekler nerede diye söylenip duruyoruz ya! Eğitimli Türk erkekleri gündüz plazalarda işte, akşam sporda, hafta sonu kendi erkek arkadaşları ile gece dışarda, geri kalan zamanda internette" dedi.
 
Danışanımın söylediği şey, aslında bilmediğimiz bir tespit ya da bilgi değil. Bu konuyla ilgili tespitler ve yorumlar birçok yayın organında yer almakta, inceleme kitaplarına konu olmakta, sosyal bilimlerde araştırma konusu olabilmektedir. 
 
Erkekler kadar kadınlar da internettedir fakat kadınların şikayet ettiği şey, arkadaşlık sitelerinde çoğunlukla kadınlar duygusal ilişki yaşayabilecekleri birileriyle karşılaşabilecekleri ümidiyle bu sitelere üye olurken, erkekler günü birlik ilişki yaşamak için akşamları bu sitelerde uzun saatler geçirebilmektedirler.     
 
Anlatılan hikayeler odur ki; genellikle kişiler birbirleri ile kısa bir yazışma yaşadıktan sonra erkek direk cinsel mesaj ve taleplere geçmektedir. Yani çoğunluğu lafı dolandırmadan, gayet açık bir biçimde niyetini belli etmektedir. Benim anladığım genel olarak kadınların bundan hayal kırıklığına uğradığı ama bir umut yazışmayı bazen sürdürdüğü şeklinde. Sonuçta buluşmaların gerçekleştiği durumlar, kadının da cinsel paylaşımı kabul ettiği durumlar.
 
Erkekler de kadınlar da eğer birlikte olurlarsa, sonrasında genellikle birbirlerini tanımıyorlar. Daha çoğunluk olarak erkekler yeni bir deneyim için tekrar bıraktığı yerden devam ediyor. 
 
Bu durum "Acaba yeni biri var mı? Ne kaçırıyorum?" gibi her akşam bu sitelerde gezindikleri bağımlılık yaratan bir sürece dönüşebiliyor.
 
Bu tür ilişki yaşamayı tercih eden erkekler ya da kadınlar için kendi lehlerine gördükleri pekçok şey olabilir:
 
Kolay ulaşılabilirlik,
 
Hızlı bir şekilde amacına ulaşma,
 
Kendini açığa vurmadan sahte bir imaj ve maskelerle görüntü verme,
 
Tüketip atabildiği için sorumluluk taşımama,
 
Bunu bir oyun haline getirip buluşmanın gerçekleştiği durumları başarı gibi görüp bundan narsisistik olarak beslenme,
 
Evli ise kendi kimliğini saklayarak macera yaşama,
 
vb.
 
Bu öyle bir oyun ki, siber ve sanal aşk olarak tanımlanan ilişki modellerinde herkes kendini bir ürün gibi sunabilmekte. Bu ürüne, kişi canı nasıl isterse o şekilde bir içerik, donanım ve özellik katarak kurmaca bir kimlikle pazarda yerini almaktadır.
 
Bundan sonra birer cyborg olma durumu kaçınılmaz olarak gerçeğe dönüşüyor gibi! Antropolog Amber Case, hepimizin birer Cyborg olduğunu savunuyor; makinelerin etrafındaki ritüellerimizi ve tıklamalarımızı örnek göstererek yarı makina olduğumuzu belirtiyor(bkz. adres gezgini).
 
Peki bu kurmaca kimlikler bir süre sonra gerçeği ile bir çatışma ve karışıklık yaratır mı? Bu apayrı bir inceleme konusu.
 
Gelelim sanal alem aşklarına! Hemen ve şimdi istediğine ulaş ve arzunu tatmin et! Hemen herkes bir tık ötede! Hemen ve şimdi belaltından başlayabiliriz! 
 
Bu kadar birbirine nesne muamelesi yapan insan soyunun, 'cyborg' olduğu yolundaki iddialar yanlış mı?
 
Hemen ve şimdi arzusunu tatmin eden kişiler, ne oluyor da kaygının esaretinden bir türlü kurtulamıyorlar? Niye fonda yalnızlık ve depresyon eşlik ediyor. Niye bu yabancıyla yattıktan hemen sonra bile doymuşluk hissi bir türlü oluşmuyor ve hep yeni bedenlere açlık devam ediyor.
 
Psikanalist Rollo May "Ne kadar çok seks o kadar az zevk" der. Kırılma, yara alma korkusuyla ruhsal temastan kaçıp sekse abandıkça, ruhlarımız da yalnızlaşıyor. Yalnızlaştıkça yabancılaşıyoruz. Önce kendimize sonra etrafımıza yabancılaşıyoruz. Karşımızdakini özne olmaktan çıkartıp nesneleştirdikçe, kendimizi de aynı yere konumluyoruz.
 
Korunaklı sırça köşklerimizde sanal kahramanlar olmanın bedelleri oldukça ağır. Medyada birkaç gün önce  antidepresan kullanımının Türkiye' de oldukça arttığı haberi yer aldı. Boşluk depresyonuna kaygının da yüksek oranda eşlik ettiği bir gerçek.
 
Kaygı çağında yaşadığımızı işitiyoruz sıklıkla. Kaygımızı yatıştıracak ya da anlam duygusunu yaratacak deneyimler kendi kişisel acılarımızla yüzleştiğimiz ve ötekiyle gerçek anlamda ilişki kurduğumuz deneyimlerdir. Bu da 'biri' ni tanıma deneyiminin kanlı canlı gerçekleştiği ve makinanın aradan çekildiği birarada olma halidir.
 
Birini tanıma deneyimi 'özne' olduğumuzu en iyi hisettiren deneyimdir. Kişiyi ileriye doğru götüren, zenginleştiren en önemlisi anlam duygusu yaratan eşsiz durumlardan biridir. Bağlanmak aynı zamanda ruhsal sağlık göstergesidir.
 
Birisini sevebildikçe, verebildikçe, sorumluluk alabildikçe büyür, olgunlaşır ve daha mutlu olursunuz. Aşk kapasiteniz; kırılmaları göze alabildikçe, kayıplarınıza yas tutabildikçe ve yeniden başlamayı göze alabildikçe gelişir.
 
Şimdi siz karar verin: Olanı mı yaşayacaksınız, yalanı mı?
 
 
 
www.esduyum.com   

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazının en çok başındaki kısmı dikkatimi çekti. Enteresan, gerçekten enteresan. Yazının başındaki danışanın durumu enteresan olan. Demek bir erkek sadece bu özellikleri haizse "sevilmeye" layık. Ondan sonra hala neden yalnız olduğunu mu sorguluyor bu danışan?

Kemal Keskin 
 05.03.2014 15:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 169
Toplam yorum
: 117
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 2300
Kayıt tarihi
: 23.11.10
 
 

İlk, orta ve lise öğrenimini İstanbul' da tamamladı. Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü' ünde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster