Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ağustos '06

 
Kategori
Biyoloji
Okunma Sayısı
581
 

Kayıp şehrin uyuyan insanları

Kayıp şehrin uyuyan insanları
 

Ben bir şehirde yaşıyorum. Memleketimin başkenti Ankara'da. Şöyle bir baktım etrafıma, düşündüm sonrada. Bakmakla görmek aynı mı acaba diye? Şehir yalnızca geceleri mi uykuda diye? Bir telaştır almış hayatımızı. Öyle ki geleceğin şu andan ibaret olduğunu ve bundan başka gelecek olmadığını dahi unutturuyor insana. Hep ertelenen işler, ya erken gitmek mutsuzluğa ya da geç kalmak mutluluğa. Ne yapıyoruz? Neredeyiz?

Dinlemeden tepki gösteriyor,anlamadan kine dönüştürüyoruz onu. Damla damla biriktirip; katılaştırıyoruz yüreğimizi. O katılıkla bizden farklı olan her şey düşmanımız oluveriyor. Küçük hesaplarla bitiyor ömrümüz, onunla birlikte gezegenimiz de. O hesaplar yüzünden yüzyıllardır yükümüzü çeken dünyamızın, artık altımızda duracak gücü kalmadığını göremiyoruz. Ağacın, kuşun, kurdun yani tabiat ananın ellerimi açıp yaralarıma daha fazla tuz basma diyen sesine duyarsız kalmış;insanın dünyaya değil de, dünyanın insana ait olduğunu sanma gafletine düşmüşüz.

Büyük bir hızla yok ediyoruz farklılıkları çeşitliliğin güzelliğinden habersiz. Birçok göl ve ırmak örneğin; Aral Gölü kirlilik yüzünden toplu mezar haline geldi. Hayat durdu. Toprak, hava, su son gaz kirlenmekte. Ve birgün "su! su!" diye bağıran torunlarının sesiyle uykularından uyanacağından habersiz olan insancıklar yani bizler hala doğal dengeyi şu veya bu sebeple bozmaya devam etmekteyiz. Bununla birlikte boğulmak için boğazımıza birilerinin sarılmasının gerekmeyeceği günlerin geleceğinden habersiz marketimizden ekmeğimizi almaktayız. Ekmek bulamayınca da pasta yemekte. Peki bunlar tümüyle bitince ne olacak?

Nükleer devlerle, barışçı cücelerin dünyası haline gelen gezegenimizde ot bile olamadık mı?"Ot gibi gelip ot gibi gitmeyin."dedik. Tek düze yaşamların eleştirisi için. Oysa onlar yüzyıllarca toprağımıza ana gibi sarılıp, yok oluşuna engel oldu evrenin. Üstündeki börtü böceği kovdu, toprağı suyla buluşturdu. Bu gün en gelişmiş ülkelerde dahi, bir yığın aç insan, aç insanlara tezat fazla ve dengesiz beslenenler. Neden kimimiz aç kimimiz tok?

Keşke sizlere güzel hikayeler anlatebilseydim. Ancak bu koşullarda, tehlike altında olmadığımızı söylemek uyurgezerliktir ve doğanın yeniden başlatma tuşu da yoktur. Buna ne güç ne de zaman var? Ayrıca doğanın hiçbir şeyi affetmediği cezasını verirken de suçluyu suçsuzu ayırmadığı bir gerçek.

Ey insanlar! Benim türdaşlarım, kayıp şehirlerin uyuyan insanları uykumuzdan uyanalım artık, seyirci olmaktan vazgeçip savaşçılar safına geçelim. Başka canlıların medeniyetler müzesinde "dünyayı kendi malı sanan insan"diye sergilenmek istemiyorsak insan da dahil tüm canlıların yaşama hakkını tanıyalım. Her şey kirlenmiş; sokaklar, caddeler, duygular, yağmur, kar hatta ılık esen rüzgar bile.

O da ne! Tam bunları yazarken kafamı kaldırdım. Bir çocuk asfalttaki yaprağı alıp bahçeye attı. (Onun atık değil milyonlarca minik canlıya hayat kaynağı olduğunu biliyor muydu bilmiyorum) Anne çocuğunu kucakladı. Çocuk bir kedinin başını okşadı. Bir adam başka birine gülümseyip sıcak bir "merhaba" dedi. Yaşlı teyze kavgacı çocukları ayırdı. Liseli bir kız yerdeki solucanı ezmek üzereyken arkadaşının ayağına sarılıp onu kurtardı. Aşağı mahallede biri tarlasını ateşe veren adamın eline sarılıp milyonlarca canlıyı hayata döndürdü. Yağmur böceklere kanatlarını açtı. Gökkuşağı çıktı. Rengarenkti.

Ne dersiniz son gördüklerim gerçek miydi yoksa bir biyoloji öğretmeninin düşü mü? Peki gerçek olursa gezegenimiz kurtulabilir mi sizce? Eğer gerçekse ellerinizi uzatır mısınız bu uğurda nasırlaşan ellere? Tüm dünya buna inansa kardeş olsa der misiniz? Ne dersiniz?

Ünal Şeref bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Keşke herşeyle barışık olsak. Doğayla, zararsız bir karıncayla hatta yüzünü soğuk gördüğümüz yılanla. Ama biz aslında kendimizle bile barışık değilizki! Duygularımız bile yabancılaşmış bizlere. "Kalabalığın içerisinde bile yanlız olmak" metropol kültürü dedikleri dejenerasyon bu olsa gerek. Ama biz belli çıkarlar, hırslar için ne kendimizi nede yaşadığımız dünyayı seviyoruz. Daha fazla kazanmak için, bizi kucaklayan tabiat anayı bile yok ediyoruz. Kendi ellerimizle oluşturduğumuz bir düzen bizi canavara çeviriyor. Paylaşmaz, bencil, vurdum duymaz varlıklar olduk. Güzelliklere olan özlemlerimiz bile sindirildi. Çocukluğumuz varoşlarındaki o içten gülmeleri büyüdükçe özler olduk. Biz bu dünyayı kendi ellerimizle yıktık. Yazdıklarınıza bende birşeyler eklemek istedim çünki içten, yürekten ve en temiz duygularla kaleme döküldüğü ilk satırlardan itibaren o kadar belliki kayıtsız kalamazdım. Bu samimi duyguları paylaştığınız için teşekkür ederim..

Sedat OKTAY 
 18.10.2006 0:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 5
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 3111
Kayıt tarihi
: 24.08.06
 
 

ODTÜ Biyoloji mezunuyum Bir süre mikrobiyoloji ile ilgili bir şirkette çalıştım. Küçük hikaye ve den..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster