Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mayıs '07

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
465
 

Kayıp ve suçlu (3)

Kayıp ve suçlu  (3)
 

Ağlar mıydı? Bilmiyorum; ağladığını hiç görmedim… Güldüğü anlar olurdu elbet; en çok gözlerinin içi gülerdi; Eşek kadar güzel gözlüydü ve eşek gözlüydü…“Katıla katıla gülme”nin yabancı tanığıydı o. Gülmek, sadece gamzelerinin çukurlaşmasıydı onda .

Sanıyorum 1974-1975 yıllarıydı ve bahar mevsimiydi; okul sınırları içine giren koyunları çıkarmakla görevlendirilenler arasındaymış; şimdi angarya olarak gördüğüm işler; o zamanlarda gönendirirdi beni. Ben görevlendirilmemiştim; haberim yoktu.; nerden bilebilirdim bunun bir avantaj olacağını… Onun daha o zamanlardan bu tür görevlendirmelere ayak sürüyerek gittiğini anımsıyorum; gönenmezdi…

Emir almayı hiç sevmedi o…

Yine içtimaya çağrıldık; içtimaya çağrılmak olumsuz bir durumun olduğunu bildirirdi bize; biliyorduk. Toplandık. Toplanmamız zor olmazdı; çocuk ufkunca büyüktü okul sınırlarımız; ama evrenimiz küçüktü; uzaklaşamaz; korkardık.

Şimdi anımsamıyorum nedendi; anımsadığım sadece birer tane de akide şekeri dağıtılmış olmasıydı. Sonra açıklandı içtimada bulunmamızın nedeni…

Suç: okul sınırlarına giren koyunları çıkarmakla görevlendirilenlerden bazıları, hayvanlara eziyet etmiş; koyunların sırtına binmişler. Koyunların sahibi müdüre şikayet etmiş. Öğrendik; müdür açıkladı. Sonucun ne olacağını biliyorduk; nasıl olacağını bilmiyorduk sadece…

Ben bu suçu işlememiştim; Ama korkuyordum; anımsıyorum…

Suç bireysel olmadı hiçbir zaman bizim okulumuzda; ceza da...

Nasıl yazmalıyım bilmiyorum; ama artık yazmak zorunda olduğumu biliyorum; aynı zamanda bir borç ödeme yükümlüğü bu…

Koyunları okul bahçesinden çıkarmakla görevlendirilenlerin tümü içeriye alındı; bodrum katı; infaz yeriydi çünkü; biliyorduk. Bize dağılmamız emredildi; oynayabilirdik; ama dağılamadık, merakımız oyuna galip gelmişti; her şeye rağmen…

O da bodrum katına indirilenler arasındaydı; umursamamıştı bunu; her zamanki gibi…

Yine haykırışlar, çığlıklar, yakarışlar yankılandı bodrum katının duvarlarından; duyabiliyorduk; yetmezdi, çocukça merakını dizginleyemeyenler, bodrum katının buzlu camlarından içeriyi görmek için itiyordu birbirini; daha sonraları otobüs kuyruklarında, hayatın tüm kategorilerinde itileceklerini bilmeden; nasıl oldu anlayamadım; birden müdür merdivenin başında beliriverdi; kaçmadılar; kaçamadılar…

Büyüyünce öğrenecektim; iyi bir avcı bile, bir kez kaçma fırsatı verirmiş avına…

Aslında kaçtılar, kaçmaya çalıştılar; karışamadılar kalabalığa, hayatlarının diğer bölümlerinde olduğu gibi…

İsim isim çağırdı müdür; bizzat suçüstüymüş yaptığı; daha sonra öğrenecektim bu kavramı…

Onlar da bodrum katına indirildi; hepimizin korkuları, yürek çırpınışları daha önceden inmişti zaten, bodrum katına…

Var olan sıraya dizilmişler; birbirini hiç ama hiç itmemişler; sadece sıralarını bekleyip korkularıyla birlikte titremişler…

Sandalyeyi bilirsiniz; bir işkence aleti olabileceğini o zaman öğrendim; dokuz yaşındaydım…

Yere yatırılıyor; iki ayakları sandalyenin sırt bölümünde bulunan demir aksamdan içeri sokuluyor; okul hizmetlisi sandalyeyi diz kapaklarına doğru bastırıyormuş; ayak tabanlarını böylece kaçıramıyorlarmış, birazdan ayak tabanlarında şaklayacak lastik hortumdan… Müdür adaletliymiş; sayıyormuş vurduğu lastik hortumun sayısını… Soğuk suda yürütülmüşler sonra; nedenini yıllar sonra öğrenecektim; yıllar sonra öğrenecektim çünkü merak etmemenin kendimi korumak için daha iyi olacağını öğrenmiştim…

Diğerleri apalayarak merdivenleri çıkarken, o ayakları üzerine basarak çıkmıştı; zorlanmıştı elbet; ama yine de ayaklarının üzerine basarak ve yürüyerek çıkmıştı merdivenleri ve hiç ağlamamıştı…

İşkenceciye inat; iç sesine kulak verdiğinden olsa gerek, dik durmak ve umarsız davranmak gerektiğini öğrenmişti; ve henüz sanıyorum on yaşındaydı…

Anlatıldığında, unutmuşum; akide şekeri kalmış ağzımda; yutkunamıyordum…

Ben şekeri ve tatlıyı hayatımda hiç sevmedim…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çocuktunuz , sevinçleriniz gökyüzüne müsavi, umutlarınız sonsuz olmalıydı. Bodrum katlarına bırakılmış çocukluk düşleri. ZAKKUM anlıyorum neden bu ismi seçtiğinizi. ESEN KALIN..

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 22.06.2007 21:57
Cevap :
Duygularınızı, duygularımı paylaştığınız için içten tşk  23.06.2007 16:55
 

bu adamların yetiştirdiği kimi çocuklar büyüyünce işkenceci oluverdiler. hazır kıta bekler oldular emirleri. sevgiler.

Ali BAKMAZ 
 31.05.2007 11:22
Cevap :
Mrb Ali Bey, geç oldu yanıtım, nedenini yazarım; ne ki, bizlerden hiç birimiz işkenceci olmadık; bildiğim kadarıyla. Bu ülkede işkenceciler hep iyi eğitim almışlar arasından çıkmıştır, çıraklığa mahkum hayatlar; güçlü olamaz, güçleri ancak hepimiz gibi aile içi şiddetin aktörü olmaya yeter. Saygılar  04.06.2007 20:37
 

En çok, yaşıyorsa şayet o müdürün gözlerine bakmayı arzuluyorum...Irak'ta General Franks olayı bilinen öykü..10 yaşında ve enkazdan çıkan çocuğa, Franks'in karşısında sorulan:"benim bir gözüm takma, hangiisi olduğunu bilirsen yaşamın kurtulacak" anlamıdaki soruya o çocuğun verdiği yanıt: "sağ gözünüz!" yanıtından sonra nasıl bildiği sorusuna da verdiği "o daha insanca bakıyor" yanıtı gibi diyebilmem için...varsa ama...Ben 1 ve 2 için kendi sayfamdan yorum yazma hazırlığındayken 3. sü düştü ekranıma. Sayfamdaki uzun bir yazı olacak... İnsan olmak bazen de olsa utandırır mı acaba insanı? H.Hüseyin Dulun

Hasan Hüseyin Dulun 
 28.05.2007 14:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 41
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 676
Kayıt tarihi
: 23.04.07
 
 

Akdeniz Üniv EYO, İnönü Üniv. Egitim Fak. mezunuyum. Hacettepe Eğitim Fak. yüksek lisans eğitimimi a..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster