Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ocak '21

 
Kategori
Özel Günler
Okunma Sayısı
32
 

kayıp yıl

Sezen Aksu’nun bir şarkısı var, hatırlayanlar olacaktır, “Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler,” diye başlıyor. Yeniden dinledim şarkıyı ve kaybolan, ömrümüzden giden yılların geri gelmeyeceğini, kimsenin onları bize geri vermeyeceğini bir kez daha anladım. Giden her gün ömrümüzden kopan yapraklardır, düşer toprağa, bir rüzgârla savrulur, kaybolur.

2020 yılı benim için kayıp bir yıl oldu. Sanırım, herkes için öyle oldu. Korona denilen virüs sardı dünyayı, toplumlar, bilim insanları, dünya liderleri, işçiler, köylüler, şehirliler, herkes çaresiz bir halde bu iletin yayılmasını izledi.

Bilimin çok ilerlediğini, her şeyin üstesinden geldiğini sanan benim gibiler yanıldıklarını anladılar. Doğanın sürprizleri karşısında bilimin de bocaladığını gördüler.

Virüs hızla yayılırken, bir yandan kendimizi korumaya çalıştık, bir yandan da salgına yenik düşüp gözlerimizin önünde ölen yakınlarımıza, dostlarımıza, arkadaşlarımıza yandık çaresizce. Gözle görülmeyen, kokusu, sesi olmayan bir düşman insanlığa, medeniyetimize, tüm güçlerimize meydan okuyordu. İnsanlık çaresizdi.

Herkes gücü, bilgisi oranında bu yeni düşmanla mücadele etmeye başladı. Devletlerin aldığı önlemler bir yana, bireysel olarak da kendi önlemlerimizi almaya gayret ettik, ediyoruz. Ben Koronaya 2020 yılı Mart ayında yakalandım. Ülkemize yeni gelmeye başladığı günlerde. Tam 15 gün mücadele ettim onunla. Bitkin düştüm, acı çektim, günlerce uyudum, ağrılarla boğuştum ama pes etmedim. Yememe içmeme dikkat ettim, midem bulanmasına rağmen gözlerimi kapatıp lokmaları çiğnedim, sürekli C vitamini takviyesi aldım, odamı havalandırdım, egzersiz yaptım, halsiz düştüm, dinlendim sonunda yendim onu. Benim gibi milyonlarca insan yendi onu. Bazıları, özellikle kronik hastalığı olanlar maalesef yenik düştü.

Dedim ya; 2020 yılı kayıp bir yıl oldu benim için. Yakınlarımı, dostlarımı kaybettim, taziyelerine gidemedim, sevenlerinin yanında olamadım, acılarını yüreğimde hissettim ama sıcak bir sarılışla kederlerini paylaşamadım. Hastalananlar oldu, günlerce hastanelerde ölümle yaşam arasında gidip geldiler, yanlarına gidip bir ‘geçmiş olsun’ bile diyemedim. Kimseyi telefonla aramak da gelmedi içimden. Çok sevdiğim bir abim, yirmi gün arayla benim de yakından tanıdığım iki oğlunu kaybetti, ona telefon edecek cesareti bulamadım kendimde. Taziyelerine gidemediğim akrabalarımın çoğu darıldı bana. Kendi yalnızlığıma çekildim, insanlığımdan utandım, psikolojim büyük yara aldı. Bu kayıp yılda herkes kendi derdine düştü. Kimse bilmedi kimsenin hikâyesini, herkes acısını tek başına çekti. Tek başına… Korona insana özgü birçok alışkanlığa, birçok duyguya pranga taktı.

Salgına yakalanan bir yakınıma telefon açtım, ‘Balkona çık, uzaktan da olsa seni göreyim,’ dedim. Çıktı, gördüm, el salladım ‘umutsuzluğa kapılma, dik dur’ dedim. Ayrıldıktan sonra oturup ağlamış. Sonra vazgeçtim uzaktan görmeleri de iptal ettim. Biliyorum birçok insan hasta anne babasını, yakınını uzaktan görmek istiyor, yanlarına sokulamıyor çünkü tehlikeli, kendisi de yakalanabilir. Çoğu insan benim gibi uzaktan hal hatır sordu, el salladı. Tedirgin, kırılgan, yıkıcı günler geçirdik.

Zor bir yıl oldu 2020, kayıp bir yıl oldu, kayıpların yılı oldu.

Benim için de öyle oldu. Eve kapanınca belki daha fazla yazarım diye düşündüm, yarım kalan iki romanım vardı, onları bitirmeyi umut ettim. Yazamadım. Kafamdaki tedirginlik, yüreğimdeki acılarla kalem oynatamadım. Doğru dürüst okuyamadım da. Hiçbir tat alamadım kitaplardan, ilk defa yaşlandığımı, ilk defa ölüme yaklaştığımı düşünmeye başladım. Dünyanın boş bir yer olduğuna ilk defa kanaat getirdim. Dünya tek hücreli bir virüs karşısında çaresizdi. Bilim insanları çırpınıyordu ama ellerinden bir şey gelmiyordu. Geleceğe dair umutlar da kararıyordu. ‘Gelecek yaz şöyle yapacağım’ dediğimde, yanımdaki ‘tabi o zamana kadar hayatta kalırsak,’ diyordu.

İnsanlar evlerine ekmek götüremez oldular, işsiz kaldılar, yoksullaştılar. İşyeri olan milyonlarca kişi ekmek kapısını kapatmak zorunda kaldı. Kirasını veremedi, çarkını döndüremedi. Kimi dinlesen dert yanıyor, kime sorsan 2020 yılı bitsin istiyordu. Salgın, aniden felç etmişti yaşamı, dindarı, muhafazakârı,  materyalisti, ateisti aynı gemideydi ve aynı çaresizlikle izliyordu gidişatı.

Elbet bugünler de bitecekti!

Tarihi bilgilerimizden biliyorduk bunu, dünya daha önce defalarca benzer olaylara şahitlik etmişti. Korona salgınına benzerlik gösteren 1918 yılındaki İspanyol Gribi salgınını biliyorduk, salgının iki yıl sürdüğünü ve elli milyona yakın insanın ölümüne neden olduğunu da. Ama bitmişti işte! Sadece o mu? Daha gerilere gidelim, dünyanın, insanlığın başına bela olan, kitlesel ölümlere yol açan belli başlı salgınlara bakalım birlikte.

Galen Salgını: MS 165 yılında Roma İmparatorluğunda yayılan bir veba salgınıdır. İmparatorluk nüfusunun yüzde 30’nu kaybetmiştir.

Jüstinyen Vebası: Avrupa’da başlamıştır, sonra Mısır’a, Filistin’e, Suriye’ye, Anadolu’ya yayılmıştır. Günde binlerce insanın ölümüne yol açan salgın zamanla kendiliğinden yok olmuştur.

Kara Veba: 1346 yılında görülmeye başladı, 200 milyona yakın insan öldü, Avrupa nüfusu yüzde 60 oranında azaldı.

Suçiçeği Salgını: Avrupa’nın üçte birini öldüren bir salgındır, daha sonra Amerika yerlilerine bulaşmıştır. Milyonlarca insan öldü, yerli nüfusun yüzde 90’nı yok oldu.

Cocoliztli Salgınları: 16. Yüzyılda Meksika’da görüldü, 15 milyona yakın insan öldü.

Kolera Salgını: 1852 yılında yayılan salgın en ölümcül olanıydı. Kirli içme sularından bulaşıyordu. Salgın en çok Hindistan’da yayıldı, buradaki Ganj nehri salgının başlıca sebebiydi. Daha sonra salgın Afganistan ve Rusya’ya yayıldı, oradan da Avrupa, Afrika ve Amerika’ya ulaştı. Milyonlarca insan öldü. Bu salgınla birlikte içme suyunun arıtılması ve kaynatılması gündeme geldi.

Üçüncü Veba Salgını: 1855’te Çin’de başladı ve dünyaya yayıldı. 4 yıl sürdü, sadece Çin ve Hindistan’da 12 milyon insan öldü.

Tifüs Salgını: 1914’te Birinci Dünya Savaşı sırasında başladı, bitlerin taşıdığı bakterilerle yayıldı. Milyonlarca insan hayatını kaybetti.

Asya Gribi Salgını: 1957 yılında Çin’de başladı, 4 milyona yakın insan öldü.

HIV Virüsü: Maymunlardan insana geçti, son otuz yılda 36 milyon insanın hayatına mal oldu. Kesin bir tedavisi bulunmamıştır.

İnsanlığı zaman zaman yoklayan ve büyük yıkımlara yol açan salgınlara bakıldığında, birkaç yıl içinde ya kendiliğinden ya da aşı ve tedavi yoluyla yok oldukları görülmektedir. Bu nedenle elbet bugünler de geçecektir, diyorum. Korona virüsü de bir şekilde yeryüzünden silinecek, tarihin tozlu raflarındaki yerini alacaktır. Her salgının derin izleri kalmakta, her salgın insanlık medeniyetinde yaralar açmaktadır.

2020 yılı benim için kayıp bir yıl oldu

Mutsuzum, acılıyım, çaresizim ama umutluyum. 2021 yılı daha güzel olacak bundan eminim. Dilerim yeni yıl, yeni umutlarla gelir. Daha mutlu, daha neşeli, daha üretken insanların olduğu, sevginin, kucaklaşmanın, paylaşmanın gerçekleşeceği bir yıl olması umuduyla. Yeni yılınızı kutluyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 100
Toplam yorum
: 278
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1470
Kayıt tarihi
: 01.11.06
 
 

1970 yılında Siverek'te doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Tarsus'ta tamamladım. İstanbul Üniversites..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster