Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Mart '07

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
1078
 

Kaymaklı ekmek kadayıfı

Kaymaklı ekmek kadayıfı
 

Haftasonunu sevgili eşim ile Afyonda geçirdik.

Yolculuğumuz Kamilkoç otobüsünde eşim açısından çok keyifli geçti. Her otobüs yolculuğunda olduğu gibi biner binmez dizime yattı, ben ise üç saatlik yolculuğu neredeyse kıpırdamadan otobüsün penceresinden Anadolunun çölleşmiş coğrafyasını seyrederek geçirdim. Yol boyunca neredeyse tek bir ağacın, yeşilin görünmediğini söylemek pekte iddialı bir saptama olmaz.

Arasıra görünen köylerin çevresinde on onbeş koyununu otlatan Anadolu köylüsü. Hani kurtuluş savaşında cepheye mermi taşıyan, aşını ekmeğini Atatürk'ün askeriyle bölüşen ; sırtındaki bebeğinin değil cephanenin üstünü örten Anadolu kadınlarını düşündüm.

Tümünü satsanız birilerinin bir akşam boğazda yediği yemeğin parasını ödeyemeyecek küçük sürülerin sahipleri köylüleri düşündüm. Utandım.

Otobüsümüz neredeyse sessizce akıp giderken (sanki bir utancı gizler gibi) kulağımdaki türküler daha bir içli, acılı, isyan doluydu.

Atatürk'ün "Köylü Milletin Efendisidir" diye onurlandırdığı yoksul Anadolu, sürekli izlenen ekonomik programlarla köleliğe daha bir mahkum şimdilerde.

Kente göçün önünün böyle giderse artarak devam edeceğini söylemek için kahin olmaya hiç gerek yok . Ataların söylediği gibi "Görünen köy kılavuz istemiyor" sözü o kadarda gerçekki.

Büyük çoğunluğu ile ekilmemiş tarlalar, ekilenler ise gerekli gübreleme yapılamadığı için cılız; Hoş olsa ne olur sanki ürün para etmedikten sonra. Nasılsa ithalat ucuz palavraları ile sosyal devlet olmaktan çıkıp, borsaya , yabancı sermayeye endeksli politikalar izlemiyormuyuz! Nasılsa küresel güçlerin savaş ile elde edemediğini liberel ekonomi diye sunmuyormuyuz ayaklarının altına!

Afyon'un sıcacık insanları otobüsten iner inmez hoşgeldiniz diye karşılıyorlar. Öyle medyanın pazarladığı gibi şen değil insanların yüzüne yansıyanlar. Yorgun ve bir garip hüzün var sanki insanların yüzünde yada bana öyle geliyor.

Otobüs firmasının servisi ile kalacağımız otele gidiyoruz. Burada bambaşka bir Türkiye fotoğrafı çıkıyor karşımıza. Bunlar mutlu, iyi giyimli. Ben niye buradayım dercesine düşünceler gelip geçiyor kafamdan. Belli ki yol izlenimlerim beni üzdü, duygusallaştırdı.

Anadolunun gerçeği ile bize sunulanlar pek örtüşmüyor.

Yaşam acı bir tokat gibi bazen yüzünde patlıyor insanın.

İki kısacık gün çabucak geçip gidiyor. Dönüş yolunda yine bildik manzaralar. Birbirleri ile yarış edercesine akıp giden trafikte lüks Alman malı , Japon malı otomobiller. Sanki Anadolunun gittikçe çölleşen coğrafyasından kaçarcasına gidiyorlar.

Nereye kadar.

Her büyük şehrin kıyısına birer köy kurulmuyor mu?. Kendi içlerinde yaşamaya zorunlu kültürel gettolar oluşmuyor mu?

Nasıl olsa belediyeler eliyle sadaka gibi -medyatikliğide cabası- yardımlarla yeniden iktidarlar alınmıyor mu?

Yoksulluğun kader diye sunulduğu bu denklem yeni formüllerle daha ne kadar ayakta tutulabilirki.

Kurtuluş savaşında cepheye mermi taşıyan, oğullarını, kocalarını taprağa kurban eden Anadolu ..

*Yazının başlığı ile bir ilgisi yoktur. Ama birileri için işlerin kadayıftanda , kaymaktanda iyi olduğu kuşku götürmez.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1116
Toplam yorum
: 2289
Toplam mesaj
: 135
Ort. okunma sayısı
: 816
Kayıt tarihi
: 28.09.06
 
 

Ankara'da yaşar, dünyalı,aynadaki görüntüsüne muhalif, vicdan hesapları yapmaktan yorgun, yaşanıl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster