Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ocak '19

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
147
 

Kaynak?

Gece, soğuk, yanımda getirdiğim öteberiyi otele bıraktıktan sonra sokağa bıraktım kendimi. Feribot kalkmak üzere balık ekmekçinin önü kalabalık, çorbacıların ve meyhanelerin ışıkları yanmış.

Ayaza aldırmadan oltalarını denize atmış balıkçılar var, kimi peynir tenekelerinin içine ateş yakmış, kimi deniz kenarına neden geldiğini unutmuş iç dünyasına çekilmiş, kimi kendi kendine konuşuyor.

Kovalar boş.

En çok nerede olduğunu unutup kendi kendine konuşan balıkçıları severim. Kim bilir kimin yüzü var gözünün önünde, kim bilir kime sövüyor?

Bizim görmediğimiz kim bilir kimler çıkıyor sislerin arasından, kim bilir kimin yüzünü, sesini hatırlamaya çalışıyor.

Belki karşısında gördüğü gözlerden utandığı için kaldırmıştır paltosunun yakasını, belki zamanında söyleyemedikleri yüzünden tiksinir gibi tükürmüştür denize!

Artık etraflarından çok iç dünyaları kalabalık insanların.

Hayat yalnızken kalabalıklaşmayı öğretiyor.

Yeri geldiğinde cep telefonlarına, sosyal paylaşım sitelerine sığındıkları için eleştiriyoruz.

Kültürel birikimi, herhangi bir konuda bilgisi, merakı ve beklentisi olmayan insan ne anlatacak?

Karşılıklı oturan iki kişinin elinden alın bakalım cep telefonlarını kuracak cümleleri, şöyle keyifle anlatabilecekleri yaşanmışlıkları var mı?

Varsa var, yoksa yok, kimin umurunda!

Kimse kimsenin umurunda değil ama herkes de bir merkezde olma isteği var.

Neden?

Neden diğerlerinden daha fazla önemsensin ister insan?

Daha iyi öğrenim görmüş olduğu için?

Daha güzel, daha yakışıklı olduğu için?

Doğuştan şanslı ve seçilmiş olduğuna inandığı için?

Daha bilgili olduğu için?

Sosyal olduğu, ağzı iyi laf yaptığı, yerinde taşı gediğine koyduğu, çok kitap okuduğu, iyi yazdığı için?

Kimse kimseyi merkezde görmez, önemsemez oysa!

Çıkar ilişkileri, beklenti varsa merkeze almış görünür, önemsermiş görünür, eline geçen ilk fırsatta da… Ne yapar?

Tarih bunun örnekleri ile doludur.

“ Tarih” derken, hangi tarih?

Bir yazarsanız, kerpiç gibi tarihi bir kitap yazdıysanız ve ortaya çıkıp bu kitabı kaleme almak için bilmem kaç sene araştırdım diyorsanız, kaynak göstermek zorundasınız!

Vatandaş, arkadaş onca işin gücün arasında ne ara araştırdın diye meraklanmaz, markette görür, soğan alır gibi kitabı alır, en şekillisinden bir fotoğraf çeker, sosyal paylaşım sitesine koyar, kitabı okumaz ama “harikaymış” yazar!

Harika kitap yüzbinler satar!

Kaynak?

Üzümü yemek iyidir, bağını sormak sivri akıllıktan başka bir şey değildir!

Sıkıştığın yerde kaynak soranlara, “eşek hoşaftan ne anlar” dersin, çıkarsın işin içinden, onu diyorum.

Ayaza aldırmadan oltalarını denize atmış balıkçılar var, kimi peynir tenekelerinin içine ateş yakmış, kimi deniz kenarına neden geldiğini unutmuş iç dünyasına çekilmiş, kimi kendi kendine konuşuyor.

Kovalar boş.

En çok nerede olduğunu unutup kendi kendine konuşan balıkçıları severim…

 

Adil Bozkurt, Latif, Şahin ÖZŞAHİN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1277
Toplam yorum
: 7729
Toplam mesaj
: 187
Ort. okunma sayısı
: 1082
Kayıt tarihi
: 09.08.06
 
 

Deniz tutkunu.Amatör kıyı balıkçısı. Aynı Şarkı ve Ilık Havada Hoşça Kal adlı kitapların yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster