Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ocak '09

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
443
 

Kaynaştırılan öğrenciler!

Kaynaştırılan öğrenciler!
 

Öğretmen olanlar ya da eğitimle biraz olsun alakası olanlar Milli Eğitim Bakanlığı'nın "Kaynaştırma" politikasını bilir. Bilmeyenler için özetleyim. Kaynaştırma: Özel eğitime ihtiyacı olan bireylerin, akranları ile birlikte eğitim ve öğretimlerini bütün kademelerde sürdürme esasına dayanan, destek hizmetlerinin sağlandığı özel eğitim uygulamalarıdır.
Başka bir deyişle engelli bireylerin, engelli olmayan bireylerle eğitsel ve sosyal olarak bütünleşmesini sağlama işlemidir.

Şimdi okuyanlar diyecekler ki "Ne kadar güzel bir uygulama!"
Davulun sesi hoş geliyor değil mi?
Ama göründüğü gibi değil malesef... Bu öğrencilerin diğer öğrencilerle kaynaşma şekillerinden bahsedeyim biraz. Kız öğrencilere sarılmak, yanaklarından makas almak, gıdı gıdı(!) yapmak, kovalamak ve bunun gibi aklınıza gelmeyecek bir sürü şikâyet. Erkeklerle kaynaşmaları çok farklı tabi! Uçan tekmeler, yumruklar, küfürler...

E tabi bu öğrencilerin şu an altıncı sınıfta bulunmaları, kendilerinin(!) ve karşı cinsin(!) farkında olmamaları durumu biraz kurtarıyor. (Ayraç içindeki ünlem işaretleri biraz sonra açıklığa kavuşacak.)

Bu öğrencilerin sekizinci sınıf olduğunu düşünelim.
Kız öğrencilerle kaynaşmaya çalışacaklar.
Bunu duyan kız öğrencilerin velileri kaynaştırma öğrencilerle kaynaşacak.
Bunu duyan kaynaştırma öğrencilerinin velileri de diğer velilerle kaynaşacak.
Ortalık kaynaşan ve deyimi yerindeyse bütünleşen insanlarla dolacak. (Arada ben de kaynamazsam gelişmelerden haberdar olursunuz. Umuyorum...)

"Öğretmenim!"
"Efendim F..."
"Bize müzik dinletir misiniz?"
"İkiniz de uslu durursanız dinletirim." (Anlaşıldığı gibi bir sınıfta iki tane var.)
"Tamam öğretmenim, söz. Bir şey yapmayacağım."

(Bir şey yapmayacağım derken şunları kastediyor: Sınıf dolabının içine girmeyeceğim, panodaki gazeteleri yemeyeceğim, arkadaşlarımın ayakkabılarını yalamayacağım, arkadaşlarıma sarılıp öpmeyeceğim, kalorifer peteklerinin üzerinde gezmeyeceğim, geğirmeyeceğim gibi şeyler.)

Diğer kaynaştırma öğrencim de geldi yanıma.
"Öğretmenim! Bana yer gösterin yazacağım."
"Oh, iyi!" dedim içimden. Bu ders rahat geçecek gibi görünüyor.

Gerçekten de öyle oldu. Dersimizi güzelce işledikten sonra öğrencilerimize verdiğimiz sözü tutalım dedik. İlk olarak seçtiğimiz şarkı öğrencilerimiz tarafından pek beğenilmedi(!)

"Öğretmenim!"

......... (Bu sırada kafamı çevirip sol tarafa bakıyorum.)

"Yabancı şarkı yok mu?"

O sırada beynimde şimşekler çakıyor. Dün gece telefona Hadise'nin Eurovision şarkısını yüklediğim aklıma geliyor. Açıyorum şarkıyı.

A...'nın gözler parlıyor.

"Öğretmenim yaa.. Bu fıstık gibi! Nasıl kıvırıyor. Göbeğini açmış ta yukarı kadar!!!"

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kaynaştırma eğitimi hakkında bir iki noktayı açıklığa kavuşturalım. Bütün zihin engelli çocuklar kaynaştırma eğitimine alınmaz. Bu durum onun ihtiyaçları baz alınarak değerlendirilir. Yani eğer yaşıtlarıyla aralarında zihinsel gelişim açısından çok fark yoksa ve akademik becerileri öğretmeninin birebir ilgilenmesi ile kazanabilecekse kaynaştırma eğitimine alınır. Eğer zihinsel engelliliği fazla ise özel eğitim sınıfına veya özel eğitim okuluna alınır. Bu süreçte ailenin uzman tarafından sağlıklı şekilde bilgilendirerek yönlendirmesi gerekir. Benim bazı velilerim ilk yıl özel eğitim sınıfını kabul etmemiş ikinci sene kendileri gelip burada öğrenemiyor özel eğitim sınıfına alalım demişlerdir. Tabii bir de özel durumlar vardır. Bulunulan bölgede özel eğitim sınıfı veya özel eğitim okulu olmayınca mecburen kaynaştırmaya alınıyor. Bu durumu kaynaştırma eğitiminin bir yanlışı olarak sunmayalım. İlk yıl tükenmişlik öğretmenlerde çok olur. İnşallah ilerde çok daha iyi başa çıkarsınız...

cetuşa 
 27.01.2009 13:14
Cevap :
Ben yanlışı olarak söylemedim sadece öğrencilerimden bahsettim. Ayrıca biliyosunuz ki veliler istemezse göndermiyor ve rapor alamayınca mecburen geliyor. Ve bu öğrencilerden bazıları rehabitasyon merkezine zaten gidiyor. Rehabitasyon merkezlerinde onların özel ilgilerine göre davranılıyor. Fakat biz okulda onlarla özel olarak ilgilenemiyoruz.  27.01.2009 20:31
 

Başarmışsınız, tebrik ederim... Ayrıca hoş geldiniz : ))

Ali Gülcü 
 22.01.2009 17:21
Cevap :
Tesekkür ederim (: Biraz diş gösterip mail atınca oluyormuş sanırım (: Keşke siz de öyle yapsaymışsınız iki hafta ile kurtarırdınız (:  22.01.2009 19:50
 

Ben böyle düşünüyorum ama böyle bir ortamda ders yapmanın da zorluğunu biliyorum. Bu konuda öğretmenler daha iyi yetiştirilmelidir diye düşünüyorum. Bilmiyorum, siz devlet okullarında mı görev yapıyorsunuz, bu tür öğrencilerin şubelere dağıtılımına da dikkat edilmelidir, düşünün ki, o tür öğrencilerden beş tanesi bir sınıfta, öğretmen ne yapsın o zaman, öğretmenin ruhsal yapısı bozulur. Sizin değindiğiniz konunun çok önemli olduğunu biliyorum. Gündemde de olması gerekir. Bu vesile ile blog sayfalarına hoş geldiniz diyorum. Bu sayfalar sizi rahatlatacaktır. Esenlikler dileğimle.

Erdoğan Şahin 
 22.01.2009 16:43
Cevap :
Düşünce olarak doğru ama uygulama da yetersiz kalıyor malesef... Çünkü ders işlemek imkansız hale geliyor. Ayrıca söylediğiniz gibi aileler rehabilitasyon merkezleri için "Deliler Okulu" deyip çocuklarını göndermiyor.  22.01.2009 19:59
 

Gerçekten zor bir durum. Özel Eğitime muhtaç çocukların, normal sınıflarda ders görmesi, özellikle öğretmen ve diğer normal öğrenciler açısından sıkıntı yaratıyor. Almanya örneğini biliyorum."Sonder Schule" öğrenme güçlüğü çeken öğrencilerin devam ettiği okullar. Bu okullarda da büyük sıkıntılar yaşanıyor, özellikle veliler çocuklarının ayrım yapılarak bu okullarda okutulmasına karşıdırlar. Ben, bu çocukların eğitimi ile ilgili özel eğitim almadım ama bu okulların birinde, haftada iki ders saatı(blok ders) Türk Dili ve Kültürü dersim vardı. Ben çektiğimi bilirim... Bu iki ders saatı bitince haftayı bitmiş sayardım. Sadece de 6 Türk öğrencim vardı. Bu okullarda zaten öğrenci sayısı en fazla 9 oluyordu. Almanya'da sıkıntı yaratan bu sisteme, karşı Türkiye'de uygulunan sistem örnek gösteriliyordu. Alman Eğitimcilerin çoğu, Türkiye'deki sistemi daha insancıl buluyorlardı. Bana soracak olursanız, bence de öğrenciler ayrıma tabi tutulmadan kendi yaş grubu içinde eğitilmelidir. (devam)

Erdoğan Şahin 
 22.01.2009 16:34
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 24
Toplam yorum
: 22
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 552
Kayıt tarihi
: 13.01.09
 
 

Çiçeği burnunda bir öğretmendim geçen sene. Ama öğrenciler o çiçeği koparıp parça parça ettiler sonr..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster