Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Kasım '15

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
111
 

Kayyuma değil köprüye oy verdiler

Kayyuma değil köprüye oy verdiler
 

Seçimler sonrası artık adeta kanıksadığımız klasik bir muhalefet hezimeti daha yaşanırken, sosyal medya yine paratoner görevini başarıyla yerine getirdi. Bir taraf mazoşist koyunlara veryansın ederken, diğer taraf da kendini beğenmiş elitist Beyaz Türkleri bir kez daha sandığa gömmüş olmanın zafer sarhoşluğunu yaşadı. Ortaya yazılsa da, adresi belli olan söz düellolarıyla bir nevi sanal after-seçim-partisi sahneye konuldu diyebiliriz. Gayet de bize has ironik aşağılayıcı bir üslupla.

Ancak sonuçta ne yaşandıysa - genel olarak - sanal âlemde yaşandı ve bu da aslında milletimiz ve vatanımız için gayet de hayırlı oldu. Bizim gibi siyaseti adeta ölüm kalım meselesi gibi yaşayan ülkeler açısından sosyal medyanın son derece hayati bir icat olduğunu düşünüyorum. Değil yasaklanması, özene bezene korunması lazım, çünkü toplum kesimlerinin birbirine bu kadar tepkili olduğu bir ülkede, bu tepkilerin böylesi “zararsız” giderilebileceği başka bir mecra bulmak zordur.

Seçime dönecek olursak, salt kendi çevresini gözlemleyerek bu seçime bel bağlayanların, özellikle de Beyaz Türk olarak adlandırılan kentli okumuş kesimlerin, çok büyük bir hayal kırıklığı yaşadığı ortadır. Seçime birkaç gün kala cemaat medyasına baskın yapılıp iktidar medyasından kayyum atanması, yani iktidar karşıtı bir televizyon kuruluşuna devlet tarafından iktidar yanlısı gazetecilerin yönetici olarak atanması, bardağı taşıran son damla oldu. Her ne kadar söz konusu aslında pek haz edilmeyen ve hatta zamanında aynı usulsüzlükleri yaşatan cemaat medyası olsa da, böylesi hoyratça ve hukuk dışı bir el koyma muhalif kesimlerin büyük tepkisini çekti. Tüm hukuksuz ve keyfi addedilen girişimlerin adeta sembolü olarak görüldü. İktidar kesiminden bile eleştiri sesleri yükselmeye başladı.

Bu yüzden de 1 Kasım akşamındaki seçim sonuçları bizzat iktidarın kendisi için bile büyük bir sürpriz oldu, çünkü çıkan yüksek oy oranını hiçbir anket şirketi doğru tahmin edememişti. Muhalif kesimlerde de aynı şekilde büyük bir şok yaşandı, çünkü artık iktidarın ve dolaysıyla Cumhurbaşkanı’nın sonu geldiğine inanlar çoktu.

Peki, neden böylesine yanıldılar?

Cevabı çok basit, topluma sadece kendi pencerelerinden baktıklarından, onlar açısından yanlış olanların diğer tarafta yanlış olarak görülmediğini anlayamadıklarından. İktidara oy verenler, kayyum olayı gibi tartışmalı el koymalara oy vermediler. Onlar köprüye oy verdiler, körfez köprüsüne örneğin. Eğer son on yılda İzmit-Yalova arasındaki sahil şeridini yakından izleme fırsatınız olduysa, gözle görülür bir gelişmenin yaşandığını fark etmişsinizdir. O zevksiz ve ucuz müteahhit apartmanlarının yerini, güzel ve modern siteler almaya başladı. Şok, Migros ve Carrefour gibi süpermarketler sadece yiyecek, içecek ve giyim değil, İstanbul’vari bir yaşam tarzı da getirdi hayat olmayan kasabalara. Salt kentli “havalılar” değil, başörtülü “avamlar” da araba kullanmaya başladı. Devlet hastaneleri yenilendi, ulaşılır fiyatlara özelleri açıldı. Bebek gibi semtlerden alışık olduğumuz şık şarküteriler müşterilerini bekler oldu. Körfez köprüsünün iyiden iyiye ortaya çıkmasıyla beraber, sadece bir iki gelişmiş kente has görülen ileri teknoloji kapının önüne kadar geldi dayandı. Heyecanı bütün sahil şeridini şimdiden sardı. Tüm bunları yapanlar ise, yine kendilerine benzeyen ve öyle olmakla gurur duyanlar oldu.

Buna karşın Haziran’da muhalefete iktidar olma şansı doğduğunda,  ortaya kocaman bir fiyasko çıktı. Kimse kimseyle anlaşamadı. Aslında Haziran seçimleri AKP’nin veya Ak Parti’nin mağlubiyeti değil galibiyeti oldu. Geniş kitlelere, onsuz bu ülkede çarkların dönemeyeceği mesajı çok net bir şekilde verildi. Öyle ki, bazı klasik CHP seçmenleri bile içten içe yine tek bir partinin işbaşında olmasına ve ülkeyi bu atıl ara dönemden kurtarmasına sevindi.

Şimdi siz iktidarın tabanı olsaydınız, kayyuma mı yoksa köprüye mi oy verirdiniz?

Diğer partiler de böylesi bir vizyon sunabiliyorlar mı seçmenlerine?

Ancak ortada bir gerçek daha var ki, o da kıyı şeridi olarak adlandırılan “kaymak” kesimlerin veya kent bölgelerinin asla ama asla iktidara oy vermediğidir. Şöyle de bakabiliriz olaya, ülkenin geneline yayılan AKP oyları kuşkusuz ki doyuruyor, ancak çıtır lezzetli olanlar hep CHP’ye kalıyor. Diyebilirisiniz ki, onlar olmasa da olur. Ama ne var ki, resimde gördüğünüz bu harika “Volitan” adlı uluslararası ödüllü tekne tasarımı da bu kesimden çıkıyor. Güneş ve rüzgâr enerjisini kullanarak hareket etmek, deniz suyundan tatlı su çevrimini gerçekleştirmek, karbondioksit atık üretmemek, güneş panellerini hareketli katı yelkenler olarak kullanmak gibi birçok devrimsel özelliği içeren bu geleceğin teknesi, ODTÜ öğretim üyesi ve endüstri ürünleri tasarımcısı Dr. Hakan Gürsu ve yardımcı tasarımcı Sözüm Doğan tarafından tasarlanmıştır. (Aslında harika bir EXPO standı olur, gerçek boyutlarda bir Volitan’ın sergilendiği havuz.)

Diyeceğim, bu kesimleri kazanmasını bilmeyen veya düşman olarak karşısına alan, çok büyük bir değeri harcamış olur.

Bu kesimin dünya algısı çok farklıdır. En büyük çıkmaz da, iktidarın tabanına uyan söylemlerin, onlara hiç uymamasıdır. Onlar da kayyuma karşı oy verenlerdir, çünkü dünyayı yakından takip ettiklerinden, bu tür keyfi hukuksuzlukların nereye varabileceğini çok iyi bilmektedirler. Bunun üzerine bir de iktidara yakın köşelerden, sıranın onların izlediği televizyon kanallarına geldiğine dair tehditler yükselince, korku ve dolaysıyla nefretin tavan yapmaması imkânsızdır. Bu bağlamda iktidara kimin daha büyük bir kötülüğü yaptığını da iyi analiz etmek gerekiyor. Özellikle de seçim akşamı CNN’de Emin Çapa’nın son derece bilgilendirici, detaylı ve tarafsız yorum ve grafiklerini izledikten sonra.  

Şu bir gerçek ki, Beyaz Türk olarak adlandırılan eğitimli kentli kesimlerle beraber çalışmadıkça, gerçek anlamda kaliteli ve global bir üretimde bulunmanız imkansızdır. Diğer bir gerçek de, mevcut iktidarın öyle kolay kolay yerinden kıpırdamayacak olmasıdır.

O zaman bir şekilde bu ülkede beraber yaşamasını öğrenmek zorundayız.

Aslında Beyaz Türkler de yenilgilerinden öğrenmeye başladılar, çok güzel özeleştirilerle karşılaşıyorum son birkaç gündür. Bu bağlamda  "hollanda'daki seçmenin %73'ünün akp'ye oy vermesi" adlı ekşisözlük paylaşımına bir göz atmanızı tavsiye ederim. 

Toplum olarak kayyum ile köprü arasında bir şekilde bir araya gelmeyi başarır mıyız bilemem, ama bildiğim bir gerçek varsa, o da baskılarla yasakların ve de hukuksuzluğun hiçbir zaman olumlu sonuç vermediğidir. Onlar korku ve nefret ikizlerine gebedir. Güven ve sevgi tohumları ekebilmek içinse, önce birbirimizin bakış açılarını anlamaya çalışmalıyız. Bunun için de illaki bu ölümcül kutuplaşmadan kurtulmak zorundayız.

Nasıl mı?

Belki ipucu bu twitter mesajımda saklıdır:

“Hacıosmanoğlu'na 280 gün, yani 9 ay 10 gün, yani hamilelik süresi kadar ceza verilmiş. Bu ince ayar için bir kadın olarak teşekkürler.”

Zuhal Nakay

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Elinize sağlık partizanlık kokmayan, objektif bir seçim yorumu yapmışsınız. Sorunumuz bence millet olarak analitik düşünme becerisine sahip değiliz. Tek bir ağaca bakarak yağmur ormanları üzerinde ahkâm kesiyoruz tabi bunu yaparken de bir dolu şeyi gözardı ediyor ve çoğu zamanda onları bilerek yokmuş gibi kabul ediyoruz. Hal böyle olunca da hepimiz birbirimize haksızlık ediyoruz. Oysa doğruya doğru, yanlışa yanlış diyememek ahlaksızlıkların en büyüğüdür. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 08.11.2015 8:21
Cevap :
İlginiz ve güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim...  08.11.2015 13:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 103
Toplam yorum
: 92
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 553
Kayıt tarihi
: 24.08.13
 
 

Mimar / Blog Yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster