Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Eylül '08

 
Kategori
Ruh Sağlığı
Okunma Sayısı
665
 

Kazık

Kazık
 

Gerçek; düşüncelerden, kurallardan, inançlardan, alışkanlıklardan önce gelmiyorsa hayat ancak esarettir ve mutluluk ancak sahte ve geçici olabilir. Tüm kuralların değişebileceğini, tüm alışkanlık ve inançlarının sahte ve yanlış olabileceğini varsaymayan insan kendi esaretinden kurtulamaz. Çünkü cehaleti onu kuşatmış olsa da bunca acı içinde tek güvencesinin kendi gerçeği olduğu yanılgısına saplanmıştır. Suya bir kazık çakmıştır ve boğulmamak için kazığını bırakıp yüzmeyi aklına bile getirmez. Çünkü onun için tek gerçek vardır; kazık (yediği kazık)! Gerçeği yamultmaya kalkışır… Ve gerçek yamultulamaz. Suyla savaşmaya girişir; suya, onu boğmaya kalkıştığı için kızar, öfkelenir, küfreder ve yine de boğulur. Bu her cahilin sıradan kâbusudur. Cahil uyanacağı güne dek acıyla aynı kâbusu görmeye devam eder.

Sürekli kâbus da görsen cehaletten vazgeçmezsin çünkü çok kolaydır. Kendine pazardan bir doğru seçersin ve bedeline bakmaksızın satın alırsın. Satın alınmış doğrunun, gerçek olduğuna inandıkça yarattığı acı senin gururun olur; göğsünde madalyanla gezersin. Acı çekiyorsundur ama buna değer. Aslında aptalsındır ve gururla dolaşırsın. Tüm cahiller gururludur ve tüm cahiller kendilerini ve meselelerini çok iyi savunurlar. Çünkü her neye bu kadar bedel ödüyorsan kaçınılmaz olarak değerlenir. Tabii ki ölümüne savunacaksın. Elindeki gerçek olsaydı lafını bile etmezdin oysa. Gerçeği savunmasan ne olur ki…

Gerçek boşluktur. İçinde gerçeği var et. Gerçeğin olmadığı yeri “yalan” doldurur… Bildiklerin seni de ötekini de özgürleştirmiyor ise seni ötekine, ötekini sana tutsak ediyordur. Bilgi sahibini mutlu etmiyorsa mutsuz ediyordur. Bilgi özgürleştirmiyor ve mutlu etmiyorsa henüz tamamlanmamıştır. Çünkü ancak gerçek, özgürlük getirir. Yalanla ancak bir hapishane inşa edebilirsin. Ve eksik bilgiyi tamam etmek isteyen tüm bildiklerinden vazgeçmeyi göze alabilmelidir. Bu da kendini zihinsel olarak öldürmek demektir. Mevcudu öldürmek zordur ama yeni bir gerçeklik algısı ve başka bir kendin inşa etmeden durabilmek daha da zordur. Kimliksiz ve bilgisiz gözler edinebilmek gerçekten zordur. Edinebilirsen - ötekinin doğasını anlayabilirsin ve bilge olursun.

Gerçeği bir yerlerde arama. Saçma. İç ve dış diye ayrı kavramlar yok ki. O yüzden dışarıdaki nesnellik diye bir şey de yok. Tüm hayat özneldir. Dışarıda bir cevap arayanlar o yüzden her defasında duvara toslarlar. Ve hep kendi inşa ettikleri duvara… Gün gelir; bulduklarını sandıkları hiçbir cevabın onları tam olarak tatmin edemediğini görürler. Her durum kendisini yaratan koşullarla değerlendirilir diyen felsefecilere gülüyorum. Durumu yaratan koşulları da kişinin kendisi yaratır çünkü. Bu biraz da yumurta-tavuk meselesinde hangisi hangisinin öncülüdür diye sormak gibi duruyor aslında. Hangisi önce gelir derseniz deyin sadece meselenizi büyütmüş olursunuz. Sen çözümsüz ikilemleri bırak; ikinin olduğu her yerde gerçeği yalanlarına kurban ediyorsun.

Sevgi boşluktur. İçinde sevgiyi var et. Sevginin olmadığı yeri “korku” doldurur… İçinde yer verdiğin duygular seni de ötekini de özgürleştirmiyor ise tutsak ediyordur. Sevgi özgürdür ve özgürlüğe izin verir. İzin veremeyen sevgi bağımlılıktan öte hiçbir şeydir. Bağımlılık er ya da geç seni batağına çeker; karanlık getirir. Ve eksiğini tamama erdirmek isteyen tüm bağımlılıklarından vazgeçmeyi göze alabilmelidir. Kendisini de ötekini de varsaydığı tüm eksiklikleriyle de kabul edebilmeyi ve sadece sevebilmeyi hatırlaması gereklidir. Bu da mevcut “kendini” duygusal olarak “bırakmak” demektir. Hiçbir şeye tutunmadan durabilmek; öfkeye tutunmadan, acına, incinmişliğine sığınmadan durabilmek zordur. Kendini savunmak zorunda hissetmeden durmak; korkusuz olmak zordur.

Bağımlılıkları bırakmak ve korkusuz olmak zordur ama herhangi bir bağımlılık yaratmadan varlığının özünü yudumlamak; gereklilik, mecburiyet, zorunluluk ya da alacak verecek hesapları olmaksızın sadece sevginin ifadesi olabilmek daha da zordur. Her geleni sevebilmek ve her gelene sevgi verebilmek, gelenle ve onun getirdiğinin ne olduğuyla alakalı bir şey değildir. Öğrenilecek bir yol, yöntem de değildir. Senin olmuşluğunla; kendi doğanla aranda mesafe kalmamasıyla alakalı bir şeydir ve o kadar olabilirsen - sade kendi doğanı yaşarsın ve ermiş olursun.

Sevgiyi bir yerlerde arama, yaratmaya, geliştirmeye de kalkma. Saçma! Kendisi sevgi olmayan bir şey ya da sevginin olmadığı bir yer zaten yok ki. O yüzden erişilesi ya da kazanılası bir sevgi de yok. Tüm hayat sevgidir. Sevgi ya da bir sevgili arayanlar o yüzden her defasında duvara toslarlar. Ve hep kendi inşa ettikleri duvara... Aradığın anda sen öznesindir ve orada olmayan bir nesne yaratırsın çünkü. Bir hazımsızlık, bir hoşnutsuzluk; yetersizlik, eksiklik yaratırsın. Sevgi her şeyin tam olduğu yerdir. Sevgi her şeyin tam olduğu andadır. Her şeyin, daima tastamam olduğunu hatırla; yetersizliğin, eksikliğin olduğu her yerde sevgiyi korkularına kurban ediyorsun.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

*Bazı kişiler henüz benliklerini bulamadıklarını söylerler. Ama benlik insanın bulduğu değil yarattığı bir şeydir. Thomas Szasz

Muharrem Soyek 
 09.09.2008 22:06
Cevap :
Ne güzel söylemiş Thomas. Katkı için teşekkürler.  10.09.2008 8:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 79
Toplam yorum
: 66
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 1605
Kayıt tarihi
: 30.04.07
 
 

1970 Mersin doğumluyum. 1988 yılında Kuleli Askeri Lisesi'nden, 1994 yılında da Ortadoğu Teknik Ü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster