Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ağustos '11

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
925
 

Kedi doymaz, kedi...

Kedi doymaz, kedi...
 

Anlaşılan kedilerle köpekler kadar aç kalmadan insan yaşanan dramı anlamayacak sınırsız bencil olan


Bu akşam saat 21.00 civarı... Akşam yemeğime anca sıra geldi... Kartal'da, özellikle pilavı ve tantunisi ile ünlü bir mekana oturdum. Hem soluklanabilmek, hem de akşam yemeğimi afiyetle yemek için. Mekanın adı aklıma gelmediğinden, bu seferlik yazamıyorum. Hoş görür müsün beni güzel okuyucum? 

Oturduğum piknik tipi ahşap masa, dışarda olmasına rağmen, temiz ve bakımlı; Servis özenle hazırlanmış, çatal, bıçak kapalı ambalajıyla geldi masaya... 

Ben ajandamı açmış, günün notlarına son kez göz atarken, cep telefonumun mikrofonundan son bir iki konuşmamı yapıyorum... Derdim, günün hakkını verdiğimi düşünüp, günü huzurla kapatabilmek... 

O da ne?!! Siparişimi almaya gelen, sol omuz başı dövmeli, dolgun gögüsleri olan, balık etliden hallice, gözleri ışıldayan dalgalı, uzun saçlarını at kuyruğu yapmış, esmer bir hatun kişi, sesleniverdi kulağıma? 

- Hoş geldiniz! Ne yersiniz? Davranışlarından, beden dilinden, onunla ilgilenmemi istediği o kadar belliydi ki... Bense inadına umursamaz ve olabildiğine ilgisiz halimle, yavan, boşvermiş bir ses tonuyla tantuni + pilav + salata + kutu ayrandan oluşan siparişimi verdim kendisine... Ama zerre yüzüne bakmadan... 

Onu farketmediğimi sandığından, " Hey! Ben burdayım ahpap! Kör müsün? Beni görmedin mi? " der gibi bir kez daha üzerime eğildi... 

Ben de; 

Tamam gördüm seni! İşine bakabilirsin tatlım! diyen, kaçamak bir bakış fırlatım hatun kişiye... İlgi çektiğne memnun olan esmer hatun, gidip siparişimi getirdi. 

Tam yemeğime başladım ki, çok aç olduğu her halinden belli olan, yavrulukla ergenlik arası, kırçıllı, gri tonlarında tüyleri olan, orta büyüklükte, insana alışık bir kedi masamın başında gözlerime bakarak beni beklemeye başladı. 

Bu manzaralara çok alışık olduğumdan, ilk lokmayı kediye, ikincisiniyse ağzıma attım. 

Tam karşımda oturan 40 - 45 yaşında tombul abla hemen ortaya attı kendini: 

- Kedi doymaz, kedi... 

Ben umursamaz bir şekilde yemeğime ve kediyi de doyurmaya devam ettim. Umursamazlığımdan rahatsız olan tombul abla, tekrar: 

- Kedi doymaz, kedi... 

Benim yine istifimi bozmadığımı görünce hafiften bozulmaya başlayan tombul abla, benim de duyacağım bir ses tonuyla, yanındakine: 

- Kedi nankördür... Doyduğunu bilmez kedi... 

Hay seni kediler kovalasın emi!... 

- Hanımefendi! Benim bir şikayetim yok. Muhtemelen çok aç kalmış... Üç beş et parçası da o nasiplensin. Benim de yemeğim bereketlensin. 

Kadının arkadaşı olduğunu anladığım, mekan sahibi adam da, hem arkadaşına arka çıkmak, hem o an müşterisi olan bana yaranabilmek için üç beş kelime geveledi dudaklarının arasında: 

- Efendim! Siz bunları bilmezsiniz! Ben bunları artıklarla değil, temiz yiyeceklerle doyurduğum halde, her Allahın günü ( Bence söylediği adamın; püsküllü yalan!) bıkmaz, usanmaz, geri gelirler her seferinde... Pissssttt Nankör kedi! Pis kedi!... 

Halbuki, bu adam benim bu yaşıma kadar, gücümün yettiği kaç kediyi himaye ettiğimi bilse, tam tersi şekilde davranırdı heralde!... 

Hadi insanların sokak hayvanlarına ilgisi, şevkati, merhameti yok diyelim... Herkesin hayvanları sevmediğini de kabul edelim... Hayvan sevgisiyle büyütülmeyen ve hatta hayatı boyunca hayvanların horlandığını, horlanması gerektiğini gören insan, zerre umursamasın; kedilerle köpekleri... Hadi... Eyvallah! Anladık diyelim... 

Peki kendi rızamla, kendi lokmamı paylaşmamdan kediyle; niye rahatsız olur ki umursamaz insanoğlu? Sakın davranışım yüzünden suçluluk duymuş, vicdanı sızlamış olmasın? 

Bana yaranmak için yaptığı davranıştan ne derece rahatsız olduğumu anlamayan adam, konuşmaya devam ediyordu. Bakıyordum ona; ama ne dediğini dinlemeden ve duymadan... Boş boş... Öylesine... Bir an önce başımdan çekip gitsin diye... 

Kadın bozuk plak gibi, otomatiğe bağlamış kendini, makine düzeninde tekrar ediyordu ezberini: 

- Kedi doymaz, kedi... Nankördür kedi... Bilmez, bilmez, bilmez o ne yediğini... 

Masadan kalkarken ben, adam bana bakarak; ama kendi kendine; kadınsa kediye bakarak; ama duyuramadan sesini kimseye; hırltılar çıkarmaya devam etti: 

- Kedi doymaz, kedi... Nankördür kedi... 

Hiçbir şey söylemeden ne adma; ne kadına... Yürüdüm gittim kendi yoluma... 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Duyarlı yüreğiniz dert görmesin Cem Bey.Hayvanları sevmeyen insanları zaten sevemez ki.

Şennur Köseli 
 05.09.2011 1:08
Cevap :
Aklın da doğrunun da yolu bir... Ve bence siz bunu bu hayatta en iyi bilenlerdensiniz Şennur hanım. Cemce sevgilerimle...  21.09.2011 17:13
 

Duyarlığınız beni de mutlu etti. Böyle şeyler söylenmez ama aramızda kalsın. Ben de Antalya'da bir dönerciden bir şeyler alıyordum. Siyah bir köpecik öyle mahzun bakıyordu ki bir ekmek arası döner de ona yaptırdım ve ekmeği rahatça yiyebileceği bir duvar dibine koydum. O sırada yanıma biçare bir adamcağız geldi ve "abi biz de açız, önce insanları doyursanız" anlamında bir şeyler dedi. Ben gülümseyerek ona da alabileceğimi söyledim ve aldım da. Eşim de gülümseyerek yanımda sessizce duruyordu. Dönercinin de duygulandığını ses tonu ve davranışından anladım. Özetle güzel bir gündü ve iç rahatlığı hissettim. Sizi çok iyi anlıyorum. Selam ve saygıyla. NOT: Bloglarınızın bazıları yoruma kapalı, bence yılmayın ve yorumları yayınlayın.

Güz Özlemi 
 24.08.2011 10:05
Cevap :
Sevgili Asabi Kedi, Yazının içeriğiyle ilgili paralel düşünce ve davranışlara sahip olduğumuzu görmek beni tahmin edebileceğiniz gibi, inanılmaz mutlu etti. Bu arada şunu da bilmenizi isterim ki, ben hiçbir yazımın yoruma kapatılmasıyla ilgili hiçkimseden hiçbir talepte bulunmadım. Bu, benim iradem dışında gerçekleşen bir durum. Ve şu an sizin notunuzla " Blog öğretmenliği " başlıklı bloğumun yoruma kapalı olduğunu görüyorum. Uyarınız için çok teşekkür ederim. Ve gereğini yapacağım. Benim hiçbir şeyi yazmaktan, düşünmekten ya da konuşmaktan zerre çekinmeyeceğimi, son sözünü baştan söyleyenlerden olduğumu çoktan farketmişsinizdir sanırım. Benim yapımda bir adamın herhangi bir yazısını da kendi iradesiyle yoruma kapatması söz konusu olamaz. Çünkü bugüne kadar yüzümü kızartacak, hesabını veremeyeceğim hiçbir şeyi de yapmadım. Doğrumun da yanlışımın da sonuna kadar arkasında durdum. Kıvırıp kaçmak yerine, kabul edip yaptığımı; bedeline de razı oldum. Üstelik, o bedel her ne olursa olsun.  25.08.2011 0:49
 

Günaydın Cem Bey. Çok severim kedileri, sizin gibi ben de her gittiğim yerde doyurmaya çalışırım kedicikleri. Benim de ilginç bir anım var. Bir kaç sene önce Belek'te, Türkiye'nin beş yıldızlı ve bunu hak eden güzel otellerinden birinde kalıyordum. Kedicikler orda da çoktu tabii. Yalnız işin garip tarafı, bu kediler sadece onlara kalamar attığınız zaman yiyorlardı :-)) O kadar seçiciydiler ! Salam, sosis, sucuk attığınızda koklayıp geri çekiliyorlardı. O teyzeye selamlarımı iletin, kedi doyar ve seçer ! :) Selamlar, saygılar, sevgiler.

A.Nilgün Aktaş 
 23.08.2011 8:59
Cevap :
Sadece kalamar yiyen kedi haaaa! Çok hoşuma gitti doğrusu! Nilgün hanım. Güzel bir gün geçirmenizi dilerim. Cemce sevgilerimle...  23.08.2011 9:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1340
Toplam yorum
: 3600
Toplam mesaj
: 73
Ort. okunma sayısı
: 1666
Kayıt tarihi
: 30.01.11
 
 

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler veTanıtım, A.Ö.F. Adalet Yüksek Meslek ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster