Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Aralık '06

 
Kategori
Hayvanlar Alemi
Okunma Sayısı
1092
 

Kediler Tanrıdan bir mesajdır

Kediler Tanrıdan bir mesajdır
 

Önceleri kedilere pek düşkün değildim. Uzaktan severdim. Öyle kucağıma almayı, evimde beslemeyi falan hiç aklımdan geçirmezdim. Ama kendini bana zorla sevdiren o şahane yaratığın zoraki misafirliğine kadar… Bir giriş katında oturuyordum. Daha doğrusu evin ön tarafı giriş, mutfağının bulunduğu arka tarafı ise kot farkından dolayı yarı bodrum hizasındaydı. Öğrencilik yıllarımdı. Mutfakta yemeğimi hazırlarken kokuyu hemen alır ve gelip pencerenin önünde gözlerini gözüme ve tezgâhın üzerindeki yemeğe dikip dururdu. Evsahibimin kedisiydi. Önceleri ilgisiz davrandım, bazen orada yine öyle durmuş beni dikizlerken pencereyi açıp yemek artıklarını, tavuk kemiklerini falan önüne atardım ama işte o kadar. Zamanla ben eve adım atar atmaz gelip alıştığı yerde beklemeye başladı. Bir süre geçtikten sonra onu o şekilde karşılaşmalarımızda biraz daha yakından izlemeye başladım. Daha önce hiçbir kediyi öyle yakından incelememiştim.

Duruşu, bakışı, renkleri, gözalıcıydı. Göğsü sürekli yalanmaktan tertemiz, bembeyazdı. Ayaklarında sanki çorap giymiş gibi siyah benekler vardı. Tüyleri burnundan başlayıp kuyruğuna kadar uzanan beyaz, sarı, kahverengi ve siyah karışımı deseni adeta bir renk cümbüşüydü. Orada öylece oturuşunda müthiş bir asalet vardı. Etrafından gelen koku ve seslere verdiği tepki bana bazen komik bazen de şaşırtıcı gelirdi. Sokulgandı ama yüzsüz değildi. Penceremin kenarında oturuyor, hareketlerimi dikkatle takip ediyor, yiyecek bir şey verirsem alıp yiyor, vermezsem bir süre sonra çekip gidiyordu.

Gün geçtikçe gözlerim onu orada arar hale gelmişti. O da çok aratmıyordu zaten. Bir gün yine her zamanki yerinde oturmuş beklerken pencereyi açıp kafasını hafifçe okşadım. Hemen tepki verdi; kafasını kaldırıp elime süründü. “Ne zamandır bunu bekliyordum” der gibi bir hali vardı. Hani yeni yetmeliğinizde bir kızla uzun süre konuşursunuz da bir türlü elini tutmaya, onu öpmeye cesaret edemezsiniz. Cesaretinizi toplayıp öptükten sonra ise aslında onun da ne zamandır bu hareketinizi beklediğini öğrenirsiniz. Yani eskiden öyleydi demek istiyorum; şimdi küt diye oluveriyor bu işler! Neyse, mevzu bu değil; konumuz kediler!..

Tabii ilerledi arkadaşlığımız. Bir gün pencereyi açıp bakalım içeri gelecek mi diye denedim. Hareketlenmeyince pisi pisi diye çağırdım bu sefer. Bir süre inanmazmış gibi bakındı, sonra temkinli adımlarla atladı içeri. Önce bacaklarıma süründü, sonra burnunu oraya buraya uzatıp çekerek evin içini dolaştı. Yiyecek bir şeyler verdim, yedi.

Çekip gitmesini beklerken kanepenin üstüne postu serip yattı. Bakalım ne yapacak diye hiç dokunmadım. Yanına oturup yakından incelemeye başladım. Kulaklarını, küçücük biçimli burnunu, çenesinin iki yanından fırlamış bıyığa benzer kıllarını önce gözle sonra ellerimle yoklayarak uzun uzun inceledim. Çıkardığı ritmik mırıltıyı dinledim. Gerçekten mucizevi bir yaratıktı. Herşeyinde müthiş bir estetik ve denge vardı. Renklerinin karışımı ve vücuduna dağılımında, duruşunda, çıkardığı seslerde, esnemesinde, temizlenmesinde, bir yerlere tırmanmasında, etrafı gözetlemesinde, yeme – içmesinde, oturacağı, yatacağı yerleri seçmesinde aklımın alamadığı bir marifet gizliydi. Arada bir derken zamanla her akşam pencerenin önüne gelip içeri almamı beklemeye başladı. Geliyor, yemeğime ortak oluyor, perdeyle, kablolarla, ordan burdan sarkan iplerle ya da bulduğu herhangi bir şeyle bir süre oynuyor, sonra da yatağımın ayak ucuna kıvrılıp yatıyordu.

Hiç hesapta yokken yerleşip kalmıştı benim eve. Gündüzleri yine sahibinde kalıyor akşamları ise bana geliyordu. Hangi saatte nerede yemek yendiğini biliyor, ona göre hareket ediyordu kurnaz. Artık eve geldikten sonra onu pencerenin önünde bekler görmüyorsam arar hale gelmiştim. Bu arada hamile kaldı, birkaç yavru doğurdu. Yavrulardan biri büyüyüp esas sahibinin evine ikinci bir kedi olarak yerleşince orada gözden düştüğü hissine kapıldı ve o da kapağı bizim eve attı. Şikayetim yoktu. İstediği zaman kendi kendine girip çıkması için pencerelerden birini aralık bırakıyordum. Çoğu zaman eve gelince içerde kapının arkasında beni bekler buluyordum. Bir kedim olmuştu. Eve yiyecek alırken onu da hesaba katıyordum artık. Kahvaltı yaparken karşımdaki boş sandalyeye oturup ön ayaklarını masanın kenarına dayar ve beni seyrederdi. O duruşu o kadar hoşuma giderdi ki sırf öyle dursun diye önüne yiyecek bir şey atmayıp bir süre bekletirdim.

Evsahibim Mercan koymuştu adını, ben de değiştirmedim. Adını bilirdi. Bazen yatmış uyuklarken birden “Mercan!” diye seslenirdim, cevap olarak “hıh” biçiminde bir ses çıkarırdı. Herhalde kendi dilinde, “efendim, ne var?” gibi bir anlama geliyordu o ses.

Ömrümün en güzel yıllarına denk gelmişti onunla beraberliğim. Onun varlığı yüzünden değil tabii. Sarsıntılı hayatımda nispeten daha birçok şey yoluna girer gibi olmuştu o zaman diliminde. Dişiydi, sayısız yavru doğurdu. Kısırlaştırmayı hiç düşünmedik. Çok aktif bir cinsel yaşamı oldu. Evde kalmış kızlar, abazan erkekler, dul kadınlar, kocası/karısı ile kardeş olmuş çiftlerle silme dolu çevremizde onun bu özgürlüğünü kıskanmaz değildik doğrusu!. Kızışma dönemlerinde sayısız manita adayı evin etrafına doluşur o bunların içinde kafasına yatanları peşine takıp çatılarda, boş arsalarda gürültüden mahalleyi ayağa kaldırarak vuslata erişirdi. Birkaç hafta sonra ise bu vuslatların mahsulü karın bölgesinde bir genişleme olarak gösterirdi kendini. Yavrularını büyütürken gösterdiği şefkate, beceriye ve özene hep şaşırırdım. Nasıl da biliyordu herşeyi, bunları nereden öğrenmişti? Bu becerilerin kendiliğinden oluşması pek mümkün değilmiş gibi gelmeye başlamıştı bana.

Kedimin inanılmaz ve şaşırtıcı varlığı benim Tanrı düşüncesiyle yeniden barışmama neden oldu. "Oldu" ama yerimiz de doldu!. Devamı da hemen sonraki yazıda...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hayvanları sevmek ve ilgilenmek bir ayrıcalıktır. sevgi ve saygıyla

Meral Yağcıoğlu 
 09.04.2007 16:33
Cevap :
Çok teşekkür ederim Meral Hanım. Bence de öyle.. Sevgiler, saygılar...  09.04.2007 21:23
 

emin olun bu "hih" larla bana istedigini anlatiyor, sorularima yanit veriyor benim kedim. Bende ondan bahsetmeyi düsünmüstüm. Ama cikardigi o ses tonunu ifade edebilmem icin, hangi harfleri kullanmam gerektigi konusunda karar verecek kadar zeki olmadigimi anlayinca vaz gectim. Duygularinizi düsüncelerinizi cok hos bir anlatimla yazmissiniz. Satir aralarinda güldüm. Beni dinlendirdi. Beynimdeki yorgunluk bir anda gideriverdi. Cok tesekkür ediyorum Celal Bey. Yazilarinizi ilgiyle okuyor ve devamin diliyorum. Sevgiler-saygilar

mine objektif 
 13.12.2006 19:04
Cevap :
Güzel değerlendirmeleriniz için çok teşekkür ederim Mine Hanım. Ama kendiniz için "zeki olmadığımı anlayınca" diye bir ifade kullanmışsınız ki buna katılmam mümkün değil. Her insanın zekası kendine göredir; insanın belki bir konuya kafası yatmaz ama bir başka konuda da herkesten daha iyidir. Kendinize haksızlık etmeyin lütfen :)) Yazımın size iyi gelmesi beni de çok sevindirdi. Sevgilerimle...  14.12.2006 10:03
 

Çok güçlü ve samimi bir anlatım tarzı. Üstelik bu dostluk da imrenilecek türden :) Başarılarınızın devamı diliyorum ve yazının devamını da bekliyorum ama :))

Nazan Adıgüzel Köseoğlu 
 13.12.2006 15:08
Cevap :
Güzel değerlendirmeleriniz için çok teşekkür ederim Nazan Hanım, devamı son rötuşlar için yarına kaldı artık :))) Sevgiler...  13.12.2006 16:58
 

rahatta okunmalı...saygılarımla.

Hakan Karaduman (Akdenizli) 
 13.12.2006 14:17
Cevap :
Merhaba Akdenizli, beğenmenize sevindim. Çok teşekkür, çok selam. Saygılar...  13.12.2006 16:52
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3688
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster