Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mayıs '20

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
64
 

Kediseverin Büyük Kararsızlığı

İster pet shoptan alın ister sokaktan. İster barınaktan bulun ister dostunuzdan. Geldiği, girdiği andan itibaren yuvanızın havasını değiştiren, neşenize neşe, eğlencenize eğlence katan, keyfinizi katlaya katlaya büyüten kediler; kendileriyle birlikte bir çelişkiyi/ kararsızlığı da çakarlar kafanıza: “Kedimi evde mi sokakta mı beslesem? İçerde tutarak ona yardım mı ediyorum yoksa onu özgürlüğünden yoksun mu bırakıyorum? ”

Kedi sever herkesin zihnini eninde sonunda bulandırır bu mesele. Ve bilirsiniz ki, maalesef vereceğiniz hiçbir cevap, bu soruların tam ve tatminkar karşılığı değil. Zıp zıp zıplayan, yerinde duramayan bu enerji bombalarını ne yapacağınızı bilemez hale gelirsiniz birden. Aynı sorular yinelenir durur içinizde: “Kedimi evde mi sokakta mı beslesem? İçerde tutarak ona yardım mı ediyorum yoksa onu özgürlüğünden yoksun mu bırakıyorum?”

Yanınıza aldığınızda: Soğuktan, sıcaktan, açlıktan, susuzluktan, insan-doğa kaynaklı birçok tehlikeden korumaya başlarsınız evladınızı. Amma velakin, ne denli büyük olursa olsun, evinizin yüzölçümüyle kısıtlarsınız yaşam-hareket serbestisini. Sağlayacağınız hiçbir hava temizliği, gökyüzünün verdiğiyle mukayese edilemez. Sağlayacağınız hiçbir oyun alanı, dışardaki sonsuzlukla karşılaştırılamaz.

Evet, pet shoptan kurtardığınızda, göreceli bir rahatlama görülür kedinizin yaşamında. Edindiğiniz yere göre çok daha şefkatli ortama kavuştuğu da kesin. Ama yine de, böyle davranarak ona farklı bir esaretin kapısını açtığınız da inkar edilemez. Üstelik bir köpek gibi tasmayla da gezdiremezsiniz onu.

 Arkadaşınız verdiğinde sokağa terk edilme, barınaktan edindiğinizde tel kafeslerin içinde, ardında kalma, hemcinsleriyle zorlu bir mücadeleye girme  ihtimalini ortadan kaldırırsınız tabii ki yavrucağın.

Elbette amacınız iyilik yapmaksa da, sonuç ortada.

Bahçeli eviniz varsa pek sorun kalmaz. Ama yoksa derdiniz büyük demektir.

Giriş katta oturuyorsanız, kedinizin kapıdan, pencereden girip çıkmasına izin verebilirseniz de; bunun da evinizi her tür mikrop, pislik ve hastalığa (kuduz dahil) açık hale getireceği kesin.

“Peki kardeşim, çözüm önerin ne?” mi diyorsunuz? Kelin ilacı olsa kendi başına sürer! Bulamasam da çaresini, onları sevmeyi de, beslemeyi de sürdürüyorum. Bu yazıdan maksadım, aynı durumda olduğumuzu anlatmaktı. En azından paylaşarak sıkıntımızı hafifletmek istedim.

                                                                                                                   3 Mayıs 2020 Pazar 13.26

 

Ohannes, Sibel Yılmaz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Cem Bey, hayvan sevgisi fedakarlığın yanında sorumluluk ve de zaman ister. Canlı bir saksı bile hizmet ister. Sonuçta insanları sevdiğimizin en azından yarısı kadar hayvanları da sevebilir isek bir şekilde mutlu olabiliriz. Ama giderek bu sevgi artıyor görüntüsü var kanımca.. Anlamlı yazınız içln teşekkürler...

Yalnıztürk 
 04.05.2020 20:13
Cevap :
Hassasiyetinize, yazıma değer katan düşüncelerinize teşekkür ederim. Şehirli olmayı becerebilmiş, evrensel insani değerleri içselleştirmiş, hayata değer, evrene anlam katmaya çalışan, eğitimli, kendini yetiştirmiş, donanımlı insanlarda hayvan ve doğa sevgisi, çevre bilinci giderek hızlanan bir şekilde artarken; ne gariptir ki, tarımdan gelen, kökünü köyden alan, toprakla ve dünyayla barışık halde hayata gözlerini açanlar: Kimlik bunalımlarından mıdır, kişilik kaymalarından mı, iki arada bir derede kalıp taşralılıklarını kabul etmeyip şehirli olmayı da becerememelerinden mi, nedir anlamam; ağır bir garez, dinmez bir öfke, yersiz, anlamsız bir "kimin gücü kime yeterse" acziyle, kompleksiyle eşi benzeri görülmemiş bir hırs ve hınçla ortadan kaldırmaya, tarumar etmeye çalışıyor kendileri dışında kalan tüm canlıları. Şahsi uyumsuzluklarının, yenemedikleri yabancılaşma duygusunun hırsını ezebildiklerine yansıtıyorlar anca. Kedilere, köpeklere, kuşlara, gariplere. Allah müstehaklarını versin.  04.05.2020 22:06
 

Noktasına,virgülüne katılıyorum yüreğinize sağlık. Keşke bir olur yanı olsa. Bizim de bir Tarçın'ımız var. Bazen tüm bunları en ince detayına kadar düşünüyorum doluya koysam almıyor boşa koysam dolmuyor... Hayırlısı...Allah can sağlığı versin onlara.

Sibel Yılmaz 
 04.05.2020 13:04
Cevap :
Acaba diyorum Sibel Hanım, hayvansever olmasa mıydık? O zaman böyle dertlerimiz kalmazdı. Psikopatın biri zevkine arabasıyla onlarca güvercini ezdiğinde çıldırmazdık mesela. Zehirlenen kedi köpeğe evlat acısı gibi içimiz yanmazdı.Ot gibi, saksıda çiçek gibi, üstelik mutlu mesut yaşar giderdik hayatımızı. Ne göçmen kuşlara, ne doğal hayata kafa yorardık ne güzel(!) Zevkine avlananlara kızmaz, sakaları, bülbülleri el kadar kafeslere hapsedenlere, mahkum edenlere celallenmezdik. Sokağa çıkma yasağı yüzünden aç kalan sokak hayvanları ne olacak?, diye diken üstünde durmaz, denizlerde bilinçsizce, paragöz,doyumsuz bir vahşetle balıkların kökünü kurutanlara, bu yüzden deniz canlılarını aç bırakanlara, balina avcılarına ah üstüne ah etmez; yediğimiz önümüzde, yemediğimiz arkamızda sürdürür giderdik günümüzü. Ne kürk giyene diş biler ne çevreydi, ağaçtı, ottu, böcekti diye kendimizi paralardık.Ezcümle: Suç bizde. Hayvanseveriz. Doğayla barışık, gelecek nesillerden sorumlu hissederiz kendimizi.  04.05.2020 19:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1349
Toplam yorum
: 3614
Toplam mesaj
: 73
Ort. okunma sayısı
: 1693
Kayıt tarihi
: 30.01.11
 
 

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler veTanıtım, A.Ö.F. Adalet Yüksek Meslek ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster