Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Temmuz '07

 
Kategori
Tarım / Hayvancılık
Okunma Sayısı
2270
 

Kekik soslu bir su tasarrufu projesi

Kekik soslu bir su tasarrufu projesi
 

Organik olmak ya da olmamak! Yaşanabilir çevre, sürdürebilir tarım için faturayı paylaşmak. Ve de kekik soslu bir hikâyeden yola çıkıp toplumsal ve güncel bir soruna çözüm aramak arayışında bu yazım. Öykü kahramanı kekik ile resmini gördüğünüz bir köylü bahçesinden koparılmış, yerel tohumdan üretilmiş dikenli mis kokulu taze hıyar ilgisiz gibi görünseler de organiklik nedeniyle ilgililer aslında. Organik olup omamanın farkını tartışan bu yazı sonunda toplumsal olarak ödememiz gereken ortak bir faturayı koyuyor karşımıza. Hesaplar Alman usulü olmalı, herkes payına düşeni ödemeli yani. Nasıl mı? Önce öyküyü okuyalım.

Döne Bacı Torosların dağ yamaçlarında bir köyde yaşar. Vakti geldiğinde orman içindeki alanlarda taze kekikler biçer. Evinin bahçesinde kurutur. Sapını, çöpünü temizler. Çuvallara, poşetlere doldurup paketler.

Dr. Ahmet Bey biriktirdiği parayla biraz yatırım biraz da hobi amacıyla bir çiftlik satın almıştır. Muhtelif ürünler yanında kekik te yetiştirmektedir. Organik tarım sertifikalı tarlasının birkaç dönümlük kısmında yetiştirdiği kekikleri hasat eder. Sergenlerde kurutur. Sapını, çöpünü, temizler. Paketler.

Sulu ve verimli ovanın ortasındaki bir köyde yaşayan Mehmet Ağa mısır, buğday, karpuz, kavun, biber, domates üretir genelde. Ancak bir gün kekiğin iyi para ettiğini duyar. On dönümlük tarlasının birkaç dönümünde domates yetiştirmek yerine bu defa kekik yetiştirmeye karar verir. Çok ürün almak için daha önce yaptığı gibi kimyasal NPK gübreleri kullanır. Böcekleri öldürmek için tarımsal ilaç bayiinden aldığı ilaçlarla ilaçlar tarlasını. Sonra traktörün arkasındaki çayır biçme makinesiyle ile biçtiği kekikleri sergenlerde kurutur ve çuvallara doldurup paketler.

Döne Bacı, birkaç çuval kekiğini il veya ilçe merkezindeki köylü pazarına getirip küçük naylon poşetlerle kentli kadınlara satar. Bazen de kentlerdeki doğal şifa dükkânlarının sahipleri veya baharatçılar gelip toptan alır kekiklerini.

Dr. Ahmet Bey ise kekiklerini ya kendi çiftliğinde albenili ve çoğunlukla birkaç yüz gramlık organik paketlere koyar. Veya organik gıda işleyen şirketlere toptan satar.

Köylü Mehmet Ağa genelde şehir çerçileriyle çalışır. Onlar da semt pazarı, köy bakkalı, baharatçılar, süpermarketler. Baharatçılar ise açıkta sepetlerde, kovalarda, irili, ufaklı, siyahlı beyazlı naylon poşetler veya gazete kâğıdı keselerine doldurup satarlar kekikleri.

Döne Bacı’nın kekiği doğal üründür. Yani, kekik doğada kendiliğinden, insanın herhangi bir müdahalesi ve katkısı olmaksızın yetişmiştir.

Dr. Ahmet Bey’in ve ovalı Mehmet Ağa’nın ürünleri ise kültür ürünleridir. Yani tarlalarda insan kontrolü altında, modern tarımsal yetiştirme ve bakım yöntem ve teknikleriyle üretilmişlerdir. Dr. Ahmet, organik tarım yönetmeliğine göre kimyasal gübre, tarımsal mücadele ilacı kullanmadan üretim yaptığı için ürünleri “organik”tir. Mehmet Ağa ise kimyasal ilaçlar ve gübreler kullanmış, bilinen tarımsal üretim teknikleriyle üretim yapmış olduğundan ürünleri organik değil, yoğun üretim ürünüdür.

Artık doğal, organik ve organik olmayan üç kekik seçeneğiyle karşı karşıyasınız. Şimdi karar verin bakalım hangisini alacaksınız? Peşin söyleyeyim, karar vermeniz zor iştir. Çünkü yalnızca Dr. Ahmet’in kekik paketlerinde “organik” etiketi var ve orijini bellidir. Bir an için çok güzel çalışan bir etiketleme sistemi olduğunu ve izlenebilirlik kodları aracılığıyla almak istediğiniz kekik paketinin öyküsünü öğrenebileceğimiz ideal bir gıda güvenlik sistemi olduğunu varsayalım. Baktık, kekik paketinin içindeki kekiğin Döne Bacı’nın mı, Dr. Ahmet Bey’in mi veya Mehmet Ağa’nın mı olduğunu öğrendik. Öğrendik de yine de hangi kekiği alacağız?

Birçoğunuz hemen “Doğal olanı, yani Döne Bacı’nın kekiklerini alırız” diyeceksinizdir. İyi bir tercih ama tam olarak doğru bir tercih değildir bu. Elbette “Doğal olan saftır, temizdir. İnsan sağlığına zararlı herhangi bir kalıntı içermemektedir. Kokusu ve tadı daha özgün ve yoğundur” derseniz isabetli bir cevap vermiş oluyorsunuz. Doğada yetişen ürünlerde GDO olma riski nerdeyse sıfırdır. Doğal ürünlerin tat ve kokusu daha iyidir. Fakat… Sürekli olarak doğal ürünleri toplamak ve tüketmek hele de talep yüksek ise doğayı tüketmek anlamına da gelir. Bu yüzden Döne Bacı her yıl daha da azalan miktarda kekik toplayabilmektedir zaten. Doğal ürünler genel olarak talebi karşılayacak miktarda da değildir. Ve son olarak yalnızca insan işgücüne dayandığı için toplama ve işleme maliyeti yüksektir. Ve doğal ürünlerin fiyatı da bu nedenle yüksek olduğundan toplumun çok büyük bölümünü oluşturan gelir düzeyi düşük kesimlerce satın alınamayacaktır (Şimdilik köylüler henüz bu farklılığın farkında olmadığından Anadolu kentlerindeki semt pazarlarında doğal ürünleri ucuza bulmanız mümkün olsa da kentlerdeki doğal ürünler mağazalarını düşünün).

Dr. Ahmet’in organik kekiğine gelince o profesyonel bir üretim sonucunda, doğal olana yakın bir ortamda üretilen kekiktir. Doğadaki üretimden farkı, üretimi arttırmak için yeşil gübre ve/veya çiftlik gübresi, zararlı böcek ve hastalıklar için organik preparatlı ilaçlar kullanılarak üretilmesidir. Söz konusu organik ilaçlar insan ve çevre sağlığı için risk oluşturmayan, kalıntı sorunu olmayan ilaçlardır. Yetiştirme dönemine göre sulama da yapılmakta, özetle kontrollü biçimde, modern tekniklerle doğal olana yakın ürün üretilmektedir. Fakat bu üretim şekli geleneksel olarak yapılan üretime göre oldukça zahmetlidir. Dr. Ahmet bir yandan sağlıklı ürünler üretmekte, diğer yandan doğal hayat ve çevreyle dost, ekosisteme herhangi bir zararı dokunmayan sürdürülebilir bir tarım gerçekleştirerek doğa ve çevreyi korumaya katkıda bulunmaktadır. Dolayısıyla yaptığı üretim takdire şayan, hatta kutsal bir üretim işidir. Ancak bu zahmetli ve doğa dostu organik üretimin maliyeti yüksektir. Bu nedenle organik ürünler pahalı olmaktadır. Doğal ürünler de olduğu gibi organik ürünler de toplumun büyük kesimince satın alınamayacaktır.

Gelelim Mehmet Ağa’nın kekiklerine. Onun kekikleri en bol ve dolayısıyla da en ucuz olanıdır. Çünkü hem birim alandan en yüksek verimi elde edecek kadar kimyasal gübre kullanmış, hem de hastalık ve zararlılara karşı kimyasal mücadele ilaçları kullanarak ürünü korumuştur. Fakat… Hem toprağı yormuş, biyolojik aktivasyonunu bozmuştur hem de kimyasal ilaçlarla toprağa, suya ve dolayısıyla çevreye zararlı madde birikimine neden olmuştur. Dahası eğer ilaç ve gübre kullanımını bilinçsizce yapmış ise kekiklerde zararlı kalıntılar da mevcut olabilecektir. Ancak üretilen kekik boldur, ucuzdur ve satın alınabilecek en ucuz kekiği de üretmiştir.

Şimdi karar verelim. Hangi kekiği almalıyız? Karar vermek hâlâ zordur. Belki yukarıdaki kekik örneği için kolay olsa da temel gıdalar için cevaplanması zor bir soru var ortada. Şöyle ki, kekik yenmese de olur ama ya ekmek, bulgur, patates, et ve süt? Kekiğin doğalı, organiği ve organik olmayanı olsa da buğdayın doğalı yok, sütün doğalı yok. Bu gibi temel gıdalarda karşımıza iki seçenek çıkıyor: Organik ve organik olmayan ürünler. Bugünkü tarım alanlarında tamamen organik üretim yapsanız bile insan gıdasının bu şekilde ancak dörtte birini karşılarsınız. Bir başka deyişle Mehmet Ağa’nın üretimini yasaklasak ve Dr. Ahmet’in üretimine izin versek dünya nüfusunun dörtte üçü açlıktan ölür.

Bu çok kafa karıştıran bir şeydir. Bir yanda tükenen toprak ve su kaynakları, gittikçe daha da kötüleşen çevresel kalite, bozulan doğal hayat ve türsel olarak azalan biyolojik çeşitlilik ve dolayısıyla tükenen bir dünya bulunurken diğer yanda doyurulmayı bekleyen insanlar ve açlık tehlikesi bulunmaktadır. Ne yaparsınız? Doğayı kurtarmak için organik tarım mı? İnsanları doyurmak için yoğun tarım mı?

Bu soruyu yanıtlamak kolay iş değildir! Tekrar kekik hikâyesine dönersek:

a) Döne Bacı, doğaya zarar vermeyecek, doğayı sömürüp tüketmeyecek ölçüde kekik toplayabilir. Böylece kırsal kesimde ekonomik ve sosyal hayatı için geçim kaynağı sağlamış olur.

b) Dr. Ahmet Bey, kârlı olduğu kadar eğlenceli bir iş olan organik kekik üretimine devam edebilir. Doğayı ve çevreyi korumadaki katkılardan dolayı ona müteşekkir olmalıyız. Hali vakti yerinde olan vatandaşlarımız da organik ürün tercihi yaparak doğal yaşam ve çevreyi korumaya destek olurlar.

c) Mehmet Ağa’nın yoğun üretimi hâlâ olmazsa olmaz bir üretimdir. İnsanları doyurmak için üretimine devam etmelidir. Ama olabildiğince çevre dostu uygulamalara geçmek zorunluluğu da duymalıdır. Örneğin iyi tarım uygulamaları gibi. Su tasarrufu için damla ve yağmurlama sulama, tavsiye edilen ölçülerle ve yöntemlerle ilaç kullanımı gibi.

d) Bize, tüketicilere düşen ise her şeyi üreticiden beklememektir. Ülkemizde tarımsal ürünler çok pahalı dışarıdan ithal edelim. Tarımsal üretim çevreyi katlediyor, durdurulsun. Devlet önlemler alsın” denilirse her şeyin yükü ve sorumluluğu devlete ve de üreticiye yüklenmiş olur. Ne devlet ne de üreticiler tek başına bu yükün altından kalkamazlar. Kuraklık nedeniyle açlık tehlikesi kapımızdayken tüketici olarak bizim de elimizi taşın altına koymamız, sorumluluk ve faturayı paylaşmamız gereklidir.

Sonuç olarak tarımsal üretim yalnızca toplumun belli bir kesimini, çiftçileri ilgilendiren bir konu değil, derin sosyo-kültürel ve ekonomik boyutları olan çok taraflı desteklere ihtiyaç duyan bir temel üretim koludur. Son yıllarda farklı ve etkili dönüşümlere ve desteklere ihtiyacı bulunan vageçilmez, vazgeçilemez bir üretim sektörüdür.

Yazıyı daha da uzatmak istemiyorum. Ancak şimdlik çok önemli gördüğüm bir dönüşüm projesi önereceğim sizlere. “Türk Tarımında Damla Sulama Dönüşüm Projesi”. Bu projenin bir faturası var. Faturayı birlikte ödemek için her satın alınan 50 YTL ve üzerindeki gıda için 5 Ykr ek ödeme yapabiliriz kolayca. Böylece önemli bir sorunu, mesela su sorununu çözebiliriz. Bu “onbindebirlik” mütevazı kesintiler, daha doğrusu katkılar ya da bağışlar öyle özel iletişim vergisi vs gibi zorunlu değil ancak gönüllülük esasıyla yapılsa bile önemli miktarlarda kaynak yaratmak mümkün olabilir. Toplanan katkılar bir fona aktarılabilir, ilgili mevzuat ve teknik ayrıntılar çalışılabilir. Bu konuda düşüncelerim var, ancak şimdilik bu konuya girmeyeceğim. adı gibi bir projeyle yalnız bir yıl içinde olumlu etkisi fazlasıyla görülecek su tasarrufuna ulaşılabileceğini tahmin edebiliriz. Unutulmamalıdır ki, su kaynaklarının %70'i tarımsal üretimde kullanılmaktadır.

Bir de Mehmet Ağa’yı iyi tarım uygulamasına (İTU) özendirmek gerek. Bunun için marketlerde satılan ve iyi tarımla üretilmiş olan ürünlere de farklı renkte etiket uygulamalarına geçilmeli; “İTU ÜRÜNÜDÜR” gibi açıklamalar koyarak iyi için rekabet avantajı yaratılmaya çalışmalıdır. Böylece iyi-kötü farkı ortaya konabilecek, çevre bilinci olan tüketiciye tercih olanağı sağlanabilecektir. Bu tür uygulamalar Fransa’da uzun bir süreden beri yapılmaktadır. Örneğin organik ürünler yeşil, İTU ürünleri turuncu, normal veya geleneksel ürünler ise kırmızı renkli veya renksiz ambalajlarda satılabilir.

Esen kalın.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 32
Toplam yorum
: 79
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1965
Kayıt tarihi
: 23.05.07
 
 

çevre ve ekosisteme gönül vermiş, doğada dolaşan, doğayı seven ve doğanın dilini öğrenen ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster