Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Şubat '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
549
 

Kelimelerimle oynama !

Kelimelerimle oynama !
 

Ben de bekleyebilirim kır çiçeklerinin, ıslak çimenler arasından boy atmasını, ılık lodosların coşturduğu bulanık denizin, küçük sandalları bir o yana, bir bu yana devrilircesine sallamasını, hatta çorak toprağın çatlamış damarlarına akan rahmet, nice duaların arkasına saklanmışcasına, üffff

Kelimelerle bu kadar da uğraşılmaz ki.

Kelimeler salınmalı. Şöyle ortaya çıktığında biraz da kıvırmalı. Hele hele, bir de birilerine hitap ediyorsa, arşı ala endam etmeli. Bazen törpülenmeli, hak edene de bilgiçlenmeli.

Hani gün batarya, kızıl kızıl, kümülüsler süslerken üstünü ve ufukta kaybolurken; işte, bu, boş boş bakınmanın kızıllığa, morlukla bezenirken sessiz ve usul usul, gözlerim yaşlanır, dolar da dolar ya, bir de efkar, işte o kelimeler beni alır götürür buralardan. Sıcak, sımsıcak bir yaz gününde, buharlaşmamak için bir ağaç gölgesinden meded umarken, kuşların mutlu ötüşleri, yüzyıllar evvelsi vals yapan çiftler gibi kelimelerin ardışık dizilimi, inanamıyorum ki beni mutsuz kıldı.

Yok, ben vazgeçtim. Kelimeler oyun oynamak için değil, sevgiyi anlatmak için kullanılmalı, savaşları engellemek için, aşkı yüceltmek için, hayatı daha çok sevmek için, ara sıra da bazılarına ders vermek için.

1 Kasım 1928 de kabul edilen harf devrimi ile, günümüze gelen güzel Türkçe’miz, siyasette oyun, kitaplarda kılavuz, gazetelerde haber, çocuklarımıza eğitim, aşıklara ilham olurken, nedensiz sapılan ara yollarda karşımıza çıkan argolarla, kirlense bile, bu güzel lisanımızı kimse bozamaz.

Biliyorum kızgınlaştığını, hatta söylemek istemediğin sözler dilinin ucunda. Belki de zor duruyorsun. Kim bilir olmayan kibarlığın, çokca kibirin. Ya da doğru kelimeleri arıyorsun da bulamıyorsun.

Olsun, bu çaba bile güzel lisanımız için çok güzel, en azından arıyorsun bulamamacasına.

Dokunsan, dilini yakar, dudakların titrerken. Ben onları dipsiz bir kuyuya attım sen biraz uğraş diye.

Ben aydınlık günleri severim, kelimelerle seviştiğim belli olsun diye. Gecenin karanlığını kullananları hiç sevmem. Kullananlar, peşlerine düşen kelimelerden kaçarken saklanacak delik arasınlar.

Mutluluk ve mutsuzluk elimizden fırlayan bir taş gibi olmadık yerlere giderken, o kelimeler benim diye feryat etmek, yetersiz görünse de, tecelli ortadadır artık.

Bir de üstüne, kullanılan kelimelerin sarhoşcasına, kontrolsüzce, yanlış kullanıldı denmesi, üstüne arsızca yığılan onca kelimeler ve fütursuzca gülümsemeler, bardağa akan son damla su gibi.

Sabah mahmurluğunun verdiği sarhoşluk, benliğimin silkelenmesi, ruhumun kendine gelmesi ve benim ben olduğumu hatırlamam, alıştığım günlük rutin uyanma psikozu, beni benden alıp uzaklara götürürken, kendime gelmem suyla birleştiğim ana denk gelir. Yalan dünya ile karşılaştığınız bir andır bu. Gözler ruhun aynasıdır derler, yalan! Benim kadersiz ruhum, masum bakışlı ela gözlerime hiç yansımıyor. Benim kendi halinde masum görünüşüm, kimseye bulaşmaz, kimseden korkmaz tavrım, her daim mutlulukla ışıldayamayan gözlerim, asabiyet canavarı ruh haline dönüşü sadece bir dakika.

Bana ait bu dakikalarla ve kelimelerle oynanmasına tahammül edemeyeceğim gibi, lisanımıza dil uzatmanın ne kadar edepli olup olamayacağını sorgulama zamanı belki de geçiyor.

Ne sahibim bu yerde ne kiracı, sadece bir ömürlük misafirim ben.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Umarım kalıcı kelimeleriniz olur sevgiyle anılırsınız.. Ki bu temenni değil, siz için bir gerçektir.. SEVGİYLE KALIN...

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 15.03.2008 18:29
Cevap :
Teşekkür ederim.  17.03.2008 10:27
 

demişsiniz ya hani; "...taş atılması gereken yerlere taş, sevgi sunulması gereken yerlere de sevgi sunarım." diye. İşte tam bu noktada, taş atılması gereken yerlerde kullanılır bunlar. Kinaye mi dersiniz adına, cinas mı, yoksa imâ mı? Fransızcadan dilimize giren "argo"ya haksızlık etmişsiniz bence. Neyzen'e... Şair Eşref'e... Kazak Abdal'a... Haksızlık etmişsiniz. sevgilerimle

MuDo 
 04.03.2008 17:14
Cevap :
Saf ve duru olan güzeldir. Daha doğrusu bana öyle geliyor. Lisanımız için de bana göre saf ve duru olanı güzeldir. Sevgilerimle.  04.03.2008 18:13
 

Ben isimlerin ve soy isimlerin insan üzerindeki enerjilerine çok inanırım.. Sizinki de ''Ersöz'' olunca, sözünün eri bir arkadaşımız olarak değerlendirdiğimi belirtmek istedim sadece! Hangi lisanı konuşursak konuşalım üst üste konulan tuğlalardan sözlerimizle, o tuğlaları insanların kafasına gözüne fırlatmayalım ;)) Ve eri olalım sözümüzün her daim! Kıvırtmayalım :)) Sağlıcakla kalın..

Leyla ÖNDER 
 27.02.2008 2:10
Cevap :
Kelimeler her daim olacak ama bizler burda olamayacağız.Sözüm her daim sözdür. Ne kıvrılır ne da sapar. Taş atılması gereken yerlere taş, sevgi sunulması gereken yerlere de sevgi sunarım. Sevgilerimle :)  27.02.2008 17:43
 

Öpülesi ellerinizden öpüyorum (yaşlı eli olarak algılamayın lütfen) ben yazmışım gibi okudum, tüm duygularıma tercümen olan satırlarınızı... Argo benim lugatıma yaşamım boyunca bir kez dahi girmedi, giremez de... Bundan dolayı kendimle gurur duyuyorum, Türkçemi temiz haliyle kullanır ve yazarım... Yerinde dursun sevimliliği de, zekamı da argo kullanmak uğruna yormayı düşünmem hiçbir zaman, zekayı yoracak öyle çok konu varken... Selam ve sevgilerimle...

Sema Sener 
 27.02.2008 2:05
Cevap :
Hislerime tercüman olmuşunuz. Lisanımıza ihanet edeceğimize korumamız gerekli. Teşekkür ederim. Sevgilerimle.  27.02.2008 17:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 51
Toplam yorum
: 232
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 606
Kayıt tarihi
: 12.04.07
 
 

Hayatı farklı gözle bakmayı seven, haksızlığa tahammül edemeyen, olaylara sessiz kalıp yerinde mü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster