Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Nisan '15

 
Kategori
Sanat Tarihi
Okunma Sayısı
167
 

Kelimenin Bireyselleşme Süreci: Hikaye ve Roman

Kelimenin Bireyselleşme Süreci: Hikaye ve Roman
 

Les tres riches heures‘ün takvimi şubat ayı


Kelimeler bireyi kavramakta zorlanır. Zira, geneli ve soyutlamaları belirtir. Şu ya da bu kişinin iyi, kötü, güzel, çirkin vs. olduğunu ifade eder. Ama bu nitelikler yalnızca bir tek kişiye ait değildir. Özel isimler de yine bireyi işaret ederler ama bireyi resmetmezler. Bireyin resmedilmesi, onu tüm ötekiler arasında tanınmasını ve bir değer olarak tezahür etmesini sağlar. Kelimelerle ancak bir yaşam öyküsü, bir biyografianlattığınızda bireyi ötekilerinden ayırırsınız ve onu belirgin hale getirirsiniz. 

Resimde bireyin gösterimi; öncelikle ressamın, o varlığı, öteki adamlardan veya kadınlardan ayırt etmemizi sağlayan benzersiz çizgileri vermesiyle gerçekleşir. İnsanların genel çizgilere indirgendiği ve betimlemekten çok belirtildikleri tarih öncesi sanatta rastlamayan bu gösterimin en yakın biçiminin Eski Mısır ve Girit’te varolduğu doğrudur. Yani imparatorluk dönemindeki (M.Ö. 16. ve 11. yüzyıllar) Mısır gömütleri…Bu gömütlerde çok şişman bir kadın, şeytansı bir dansçı, siyahi kölelere özgü yüz hatlarıyla bir köle ve benzerlerini görürüz. Ama ressamın bir bireyin yüz hatlarını koruma isteğine ilişkin bir gösterge bulamayız. Resim sadece şişmanlığı, şeytansılığı, köleliği betimler. Ama bu örneklerde de tam anlamıyla bir bireyden söz edilemez. 

Bizim anladığımız biçimiyle birey gösterimine denk düşen örneklere Roma sanatında rastlanır. MS I. yüzyıldan kalma freskolarda; ressam, modellerin kişisel niteliklerini o kadar ileri götürmüştür ki bu freskolarda görünen insanlar modern çağda yaşayan, sokakta tanıdığımız insanlara benzerler. Flaubert’in Madam de Genettes’e 1861’de yazdığı mektupta “Tanrılar ortadan kalkmışken ve İsa henüz gelmemişken, Cicero’dan Marcus Aurelius’a kadar yalnızca insanın olduğu biricik bir dönem yaşanmıştır.” sözünü aktarmamız, Roma dönemi resmini anlatmamız için yeterli olacaktır sanırım. 

4.yüzyıldan itibaren Hristyanlığın resmi devlet dini olmasıyla teolojinin etkisi belirginlik kazanacaktır. Kilisenin merkezi kurum haline gelmesi, papaların dünyevi erke ortaklığı; tanrı ile bireyin doğrudan ilişkisine gölge düşürür. Resim ise artık duyulara seslenecek Birinci işlevi görünür olanı göstermek değil, doğru kabul edileni göstermek olacaktır. Papa Gregorius 600 yılında şöyle der: “Resimler, harfleri bilmeyenlerin kitabıdır.”  Başka bir deyişle resim Hıristiyanlığı öğrenecek halk için hazırlanmış, çoğunluğun kitabıdır.   

Février1Modern dönem resmetme biçimiyle bireyi resme dahil etme; 15. yüzyılın hemen başlarında kitap bezeme işiyle başlar. Müşterinin özel kullanımına yönelik bu sanat, kiliseler ya da saray için yapılan resimlerle karşılaştırıldığında daha büyük bir özgürlük alanına sahiptir. İlk büyük değişim, resmin artık önceden belirlenmiş ve aktarılması gereken bir anlamlar dünyasından çıkarak görüneni aktarmaya başlamasıyla gerçekleşir. Artık resim görüleni gösterir. Les tres riches heures‘ün takvimi şubat ayında ateşin önünde ısınan köylüleri gösteriyorsa bunun nedeni köylülerin ya da karın belli bir tanrısal anlamı olması değil; o ülkede, yılın o döneminde, olayların o şekilde gelişiyor olmasındandır. Hıristiyan imgelemelerde de bu durum gözlenir. İsa, Meryem ve azizler; bir ruhun, bir insan bedeninde görünümü olarak resmedilmezler. Ebediyete taht kurmuş İsa yerine, O’nun en insansı anlarına odaklanırlar. Doğumu ve ilk çocukluğu… O’na çorba ısıtan Yusuf’u aktarırlar… 

15. yüzyıl ortasından itibaren bu çalışmalar artarak devam eder.

Resimde bireyin gösterimi, edebiyatı da etkileyecektir sonuçta. Ressamın detaylara inmesi, bireyi diğerlerinden ayırt eden özellikleri aktarması, teolojinin etkisinden kurtularak insanı ve olguları var oldukları gibi resmetmesi edebiyat alanında da yeni  anlatı türlerini geliştirmiştir; yani hikaye ve romanı …Zira kelimeler, genelden detaya; hikaye, roman yöntemiyle geçebilirler. 

Böylece şu basma kalıp “Roman, Hristiyan dünyanın itiraf kültürünün (günah çıkarmanın) bir sonucudur. Bizde itiraf kültürü olmadığından roman çıkmaz.” cümlesini de tartışma imkanı buluruz. Hikaye ve roman kentli-modern bir olgu olduğundan resim gibi bireyi benzersiz yönleriyle diğerlerinden ayırt eder. Oysa itiraf kültürünün Roma’dan başlayarak günümüze kadar gelen tarihi süreçte ne edebiyatta kalıcı bir etkisi görülür ne de sanatı etkileyecek kadar bir sahiciliği vardır. 

Resim ve edebiyat arasında varolan ilişkinin irdelenmesi, müslüman coğrafyanın bireye ve modern döneme yönelik halen sahici bir edebiyat geliştiremeyişinin nedenlerini tartışmamızı da olanaklı hale getirecektir. Cemaat kültürü ve teolojinin egemenliğinde resim ve edebiyat tartışmak çok zor olsa da… Zira her iki kavram; hamaset ve ideoloji üretir. Karşı karşıya kaldığımız durum benim cemaatim, benim mezhebim, benim inancım kavgasıdır… 

 Not: Tzvetan Todorov’un” Resimde bireyin gösterimi” adlı çalışmadan yararlanılmıştır.

fikrikadim

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 2
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 165
Kayıt tarihi
: 11.09.14
 
 

Yazar / grafiker ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster