Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ekim '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
798
 

Kelin ilacı olsa...

Kelin ilacı olsa...
 

Biliyorum bu yazının başlığı “kocanızı, güvenli olarak aldatmanın beş mucizevi yolu” falan şeklinde olsaydı kesin günün en çok okunanları linkinde ilk dörtte olurdu. Bu sayfalarda hiçbir zaman etkili on yöntem, hızlı kilo verme sırları, aldatmanın, sevişmenin, oynaşmanın ve bozuşmanın temel esasları gibisinden yazılar okumadınız, okumayacaksınız...insanın psikolojik dünyası, sosyal ilişkileri ve gel-gitleri, paylaşımları reçeteye, teste, akıldaneliğe, kurala, yönteme gelmez.

Genelde çok okunan, ilgi ya da reyting alan yazar ve yazılara-programlara, zaman zaman bakıyorum ve “aldatma, ihanet, mutsuz evlilik ya da birliktelikler, bunalımlar, nişan bozmalar, boşanmalar, çarpıtılmış ve istismar edilmiş seks ve cinsellik” konulu yazıların gördüğü ilgi kahrediyor beni.

Bu konular tıpkı ne idüğü belirsiz diyet reçeteleri gibi ağızlara sakız olmuş konulardır. Kendileri çok mutluymuş gibi insanlara yemek tarifi kıvamında saadet reçeteleri sunan, sözümona “ilişki uzmanları”nın sizleri yanıltmasına ve isim ve yazılarının prim yapmasına müsaade etmeyiniz.

Sosyal bilimlerin matematik bilimlere göre en önemli farkı, gerçek ve mutlak doğru kavramının göreceli olmasıdır. En temel matematik kuramlarından biri olan Öklit kuralına göre iki ayrı noktadan sadece bir adet doğru geçebilir. İşte sosyal bilimlerdeki farklılık iki ayrı noktadan milyonlarca doğru geçebilir olması ihtimalidir. Bir mühendise ya da matematikçiye “iki kere iki kaç eder?” sorusunu sorduğunuzda alacağınız cevap, hiç düşünmeden “dört” olacaktır. Ama bir sosyal bilimci, aynı soruyu “dört, edebilir” şeklinde cevaplayacaktır.

Kadınıyla erkeğiyle, yaşlısıyla çocuğuyla hatta bebeğiyle, tahsillisiyle cahiliyle, köylüsüyle kentlisiyle her insan ayrı bir dünyadır. Ayrı doğrular, farklı tutum ve değerler, bambaşka hayal ve umutları ile her insan, nev-i şahsına münhasır portreler çizer bizlere.

Şüphesiz sosyal bilimlerde de genel geçer doğrular, tezler, yaklaşımlar, ekoller vardır ama hiçbiri mutlak gerçek ve doğru olarak karşımıza çıkamaz. Bunun aksi bir durum sadece din ve inanç sistemlerinde mevcuttur. Orada da zaten iman etmek esastır. Soruya ve şüpheye yer bırakmaz dinsel doktrinler.

Hal böyle olunca da “erkekler neden aldatır?”, “kadınlar neden çapkınlık yapar?”, “mutlu evliliğin sırları”, “ilişkinizi gözden geçirmek için on soru” gibi ucube yazı ve yazarlardan uzak durmakta fayda vardır. Burada bazı genel doğrular vardır. Etkili iletişim, pozitif yaklaşım, empati kurma, etkili problem çözme teknikler, vesaire gibi. Bu kavramların doğruluğu tabi ki çok da tartışmaya açık değildir ancak bunları bile uygularken kişisel özelliklere, zamana ve mekana göre ve onlarca farklı parametreye istinaden binlerce ayrı tarz geliştirilebilir. Geliştirilmese dahi sosyal ilişkilerin ve psikolojinin kuralları zaten doğal süreçte kendiliğinden işleyecektir.

İnsanların soft değerlerini doğru tespit edip, karşınızdaki manzarayı da doğru resmedebilmek ciddiyet gerektiren akademik bir uzmanlık konusudur. Bu işe; psikoloji, sosyoloji ve bu iki derya, anabilim dalının onlarca alt kürsüsü müdahil olur. Onların konusudur. On beş tane garabet soru sorup, yanına da “sevişen çift” fotoğrafları koyup “a” lar çoğunluktaysa şu haltı etmelisiniz, “b”ler çoğunluktaysa bu naneyi yemelisiniz tarzından komik testlerle insanları kandırmaktan da, bu gibi ucubeliklere değer vermekten de vazgeçiniz.

Her birimiz, öncelikle çevremizdekilere ve tüm dünyaya -insanıyla, hayvanıyla, tabiatıyla- sevgi ve saygı duymayı başarmalı, almayı ve vermeyi öğrenmeli, sözün özü paylaşabilmeyi gerçekleştirmeliyiz. Sonrası, her birimizin işlenmiş kodları çerçevesinde, doğal olarak da çok farklı zeminlerde, zamanlarda ve şekillerde hiç umulmadık senaryolarla gelecektir. İnsan olmanın bir muhteşem özelliği de budur zaten. Aksi halde bir eğreltiotundan ne farkımız kalırdı. Eğreltiotu örneğini bilinçli olarak verdim. Bu bitki dünya tarihinin bilinen en ilkel canlısı, nebatatıdır.

Biliyorum bu yazının başlığı “kocanızı, güvenli olarak aldatmanın beş mucizevi yolu” falan şeklinde olsaydı kesin günün en çok okunanları linkinde ilk dörtte olurdu. Bu sayfalarda hiçbir zaman etkili on yöntem, hızlı kilo verme sırları, aldatmanın, sevişmenin, oynaşmanın ve bozuşmanın temel esasları gibisinden yazılar okumadınız, okumayacaksınız. Diğer yazılarımı, özellikle de “yemek-mutfak” yazılarımı takip eden okuyucularım gayet iyi bilirler ki ben yemek tarifi vermekten bile imtina eden bir insanım. Yine bu yazılarda paylaştığım inancım gereği yemek tarifi vermenin yerine pişirme teknikleri üzerinde durmanın doğruluğuna inanırım. İnsanın psikolojik dünyası, sosyal ilişkileri ve gel-gitleri, paylaşımları da böyledir işte, reçeteye, teste, akıldaneliğe, kurala, yönteme falan pek gelmez yani.

İnsanların evlerinden, yatak odalarından, tamamen kendilerine özgü şartları ile yaşadıkları ilişkilerinden ellerimizi çekmeliyiz. Bu konuların maalesef iyi reytingler alması sebebi ile bir şeyler yapıyor isek de bu işler boş işlerdir, bilmeli ve vazgeçmeliyiz.

Değerli okurlar. Tabi ki her birinizi ayrı ayrı bilemem ama benim, yazıma konu ettiğim, bu tarzda çalışmaların daha başlığını okuduğumda, yanındaki trajikomik fotoğrafları gördüğümde midem bulanıyor vallahi. Hele bir de “aşk” hakkında ahkam kesenler yok mu? İçimde ve çevremde bir şeylerin küflendiğini, çürüdüğünü hissediyorum. Çürümüşüz, çürümüşüz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Üniversitemden aldığım ve nasılsa unutmadığım temel öğretilerden biri de şuydu “Kalite, talep eden tarafınca istenen ölçütleri sağladığı oranda vardır ve yükselir.” Çok iyi bir ifade olmadı belki ama anlatabildiğimi umuyorum. Mutlaka hedefleriniz vardır ve doğrularınız. Bunları paylaşmak için buradasınız nitekim. Kalite ile ilgili olarak hayattan - işinizden, işçilerinizden, sevdiklerinizden vb. - yüksek standartlarda beklentileriniz olduğunu düşünüyorum. Yazılarınızdan aldığım his böyle. Bilmem yanlış mı yorumladım. Gene de kalitenin, kalitesizle birlikte var olduğu gerçeğini yüksek standart arayışlarımız maalesef değiştirmiyor. Ben yapı olarak biraz “gri”yimdir. Severim grileri. Griler iyidir. Elimizdeki siyaha biraz beyaz, beyaza biraz siyah katarak bence çok hoş bir tablomuz olabilir. Tıpkı Haziran’da kaleme aldığınız “Tılsımlı Göl” ve “O yatağa küs girmeyin” yazılarınızdaki gibi. Eğer benim yazdıklarımı siz de okur ve yorumlayabilirseniz memnun olurum. Sevgi ve saygılar

Seda Efsun KARAMAHMUTOĞLU 
 19.10.2006 17:39
Cevap :
Kalite konusunda söyleyebileceğim o kadar çok şey var ki sanıyorum bunları yazılarıma bırakmak daha doğru olacak. Gri olmanız çok doğru bir yaklaşım hem bireysel ruh sağlığınız hem de sosyal dengelerimiz açısından. Yazılarınızı okumaya çalışacağım, sağlıcakla kalınız. Çok teşekkür ederim.  20.10.2006 9:52
 

Yazınızı ilgiyle okudum. Sonra yapılan yorumları ve verdiğiniz cevapları okudum. Sizi tanımak istedim gayri ihtiyari. Sitenizde dolaşırken aşk ve evlilik konularında da yazdığınız yazıları gördüm. Güzel yazmışsınız. Dedenizden bahsetmişsiniz birinde. Eskiden insanlar sohbet edermiş. Günümüzde maalesef. Keşke boş zamanlarımızı daha sık birbirimizle konuşarak ve birbirimizi dinleyerek geçirebilseydik. Tüm nesiller, tüm ülkeler, insanlık olarak bahsediyorum. Eminim birbirimizden örnekler almış olurduk ve birbirimizi daha iyiye taşıyabilirdik. Şimdilerde konuşmaya vaktimiz yok galiba. Bizim gibi bir grup insan da, bu gibi ortamlarda yazarak aynı etkiyi yaratmak ve benzer bir sonuca varmak peşindeyiz belki biraz. Yazınızdaki öfkeyi değerlendirmeye çalıştım. Kapasitem yettiğince. Neye ve neden kızdığınızı nispeten anlıyorum. Arz, talep meselesi işte yine… Nereden bakarsak bakalım.

Seda Efsun KARAMAHMUTOĞLU 
 19.10.2006 17:35
Cevap :
Seda Hanım, Dolu dolu yorumlarınız ve ilginizden dolayı çok teşekkür ediyor, paylaşımınızın devamını diliyorum.  20.10.2006 9:50
 

Sayın Sevinç, Aşk ve Evlilik kategorisinde yazıyorum. Ama bir aşk uzmanı yada doktorumu olduğumu düşünerek değil, edindiğim gerek yaşanmış gerekse etrafımda şahit olduklarımı aktarmaya çalışıyorum. Burası ortak bir arena. Ancak nasıl ki bazı duygular ortaksa emin olun bir yerlerde benim yaşadığımı yaşayan bir sürü insan var. Ben yazılarımı asla reyting uğrana yada en çok okunan yazar olmak için yazmıyorum. Bin türlü insan var ve mutlaka birileri bir yerlerde bunları yaşıyor. Aynı gündelik yaşam kategorisinde yazılan yazıların ortak düşünceleri paylaştığı gibi. Erkekler neden aldatır yazıma birçok yorum geldi. Kimini yayınladım kimi yayınlamadım ama inanın gelen yorumlar o yazının boş yere yazılmış bir yazı olmadığını gösterdi bana. Biryerlerde, birileri aynı şekilde sevdiklerini aldatıyor. Bu yazıları ahkam kesmek mantığıyla değil paylaşmak adına yazdım. "Çürümüşüz" "midem bulanıyor" bunlar ağır bir eleştiriler, beğenmiyor olabilirsiniz bu normal ancak aşağılamak size yakışmamış.

Pelin KALYONCU 
 19.10.2006 10:29
Cevap :
Sayın Kalyoncu, Yazımı herhangi bir yazarı ya da yazıyı hedef alarak yazmadım, özellikle de sizin bir tek yazınızı bile okumadığım için, yazımda dile getirdiğim eleştirilerin neresinde kalıyorsunuz onu dahi bilemiyorum. Ancak bu şekilde bir geri dönüş yaptığınıza göre sanıyorum bazı noktalarda örtüşmeler de yok değil. "çürümüşüz" ve "midem bulanıyor" terimleri bir aşağılamayı değil ciddi bir rahatsızlığı ifade ediyor. Yazınıza pek çok yorum almış olabilirsiniz, gayet normal bu durum. Belki çok okunuyor da olabilirsiniz -bilemiyorum ne kadar okunduğunuzu- bu da çok normal. Benim yazımdaki eleştirilerim de zaten tam da bu normallikler(!) üzerine idi. Bunu da lütfen benim düşüncelerim olarak kabul ediniz, katılıp-katılmamanız pek tabi ki sizin takdiriniz. Ancak tekrar ediyorum ki belirttiğiniz üzere herhangi bir aşağılama yoktur, sadece içten içe duyulan samimi bir rahatsızlığın ifadesidir. İlgi ve paylaşımınızdan dolayı size çok teşekkür ediyor, katılımınızın devamını diliyorum.  19.10.2006 14:29
 

Çok güzel yazmışsınız kutlarım.. Ama eldeki malzeme bu!

Yücel EVRENN 
 19.10.2006 9:36
Cevap :
Maalesef efendim, maalesef.  19.10.2006 14:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 929
Toplam yorum
: 2451
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3563
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

İzmir'de yaşıyorum.    Çok uzun yıllar öncesinden başlayıp, hiç ara vermeden bugünlere kada..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster