Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Eylül '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
835
 

Kemalist Devrim ve Laiklik

Kemalist Devrim ve Laiklik
 

Kemalist Laiklik


Laiklik, en kaba tarifi ile devlet işlerinde hiçbir dini inanışın referans olarak alınmamasıdır. Devlet bütün dinlere eşit uzaklıktadır.

Dünya üzerinde özellikle Hristiyanlık'tan sonraki süreçlere bakıldığı zaman devletler din eksenli yönetilmeye başlanmışlardır. Hristiyanlığın yayılımı ile güçlenen teokratik devlet geleneği, İslamiyet'in kabulünün hemen ardından İslam Devletleri'nde görülmeye başlanmıştır. Gerek İslam Devletlerinde gerekse Hristiyan Devletlerde Teokratik Devlet Düzeni'nin yaptığı uygulamaların ne kadar faşizanca olduğu gözle görülür bir gerçektir. Bunların hepsini tek tek anlatmak ve açıklamak çok uzun sürecektir.

Birinci Dünya Savaşı ardından parçalanan ve işgal altına olan topraklarımızda verdiğimiz Bağımsızlık Savaşı'nın ardından kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ün önderliğinde yavaş yavaş laik bir devlet olma yoluna girmiştir. 3 Mart 1924 tarihinde Hilafetin Kaldırılışı ile başlayan süreç, 1928'de Anayasa'dan "Türkiye Cumhuriyeti'nin dini İslamdır" ibaresinin çıkarılması ile devam etmiş, 1937'de Anayasa'ya giren Laiklik ilkesi ile tam olarak vücut bulmuştur. Tabiki bu yaşanan deneyimin arkasında yapılan pek atılım Türk Devrim sürecinin güçlenmesinde çok önemli etki yaratmıştır.

Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Laik Devletle ilgili düşünceleri açık ve nettir.

Atatürk, laiklik anlayışını, kendi el yazısı ile kaleme aldığı "Medeni Bilgiler" kitabında, iki öğeyi baz alarak açıklıyordu:

1) Sadece din ve devlet işlerinin değil, dinin de siyasetten ayrılması;

2) Yasaların dine göre değil, toplumun gereksinmelerine göre yapılması.

Bunun dışında Atatürk'ün Laik Devlet ile ilgili önemli olan sözlerinin birkaçının incelenmesinde fayda vardır.

Türkiye Cumhuriyeti'nde, her yetişkin dinini seçmekte hür olduğu gibi, belirli bir dinin merasimi de serbesttir. Yani, ibadet hürriyeti vardır. Tabiatiyle ibadetler, güvenlik ve genel adaba aykırı olamaz; siyasi gösteri şeklinde de yapılamaz. Geçmişte çok görülmüş olan bu gibi durumlara artık Türkiye Cumhuriyeti asla katlanamaz.

Bir de, Türkiye Cumhuriyeti dahilinde, tüm tekkeler ve zaviyeler ve ve türbeler kanunla kapatılmıştır. Tarikatlar kaldırılmıştır. Şeyhlik, dervişlik, çelebilik, halifelik, falcılık, büyücülük, türbedarlık vesaire yasaktır. Çünkü bunlar gericiliğin kaynakları ve cehaletin damgalarıdır. Türk Milleti, böyle müesseselere ve onların mensuplarına katlanamazdı ve katlanmadı. (1930)

Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse hiçbir kimseyi, ne bir din, ne de bir mezhebi kabul etmeye zorlayabilir. Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz. ( 1930 )

Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler iğrenç kimslerdir. İşte bu duruma karşıyız ve buna müsaade etmiyoruz. (1930)

Artık Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa, kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar. ( 1924 )

Laikliği Mustafa Kemal ATATÜRK döneminden itibaren sürekli bir şekilde Dinsizlik olarak gösterme çabaları bir kısım gerici cenah tarafından gündeme taşınmıştır. Oysa Laiklik asla ve asla dinsizlik değildir. Sahte dincilere ve din simsarlarına karşı mücadele ettiği için öz olarak dini koruyup kollamaktadır da. Laikliği dinsizlikle birbirine karıştıran insanlar ilerleme ve yenileşme yolunda en büyük engel olarak varoldular ve şu anda tüm güçleriyle bu engeli önümüze koymuş durumdalar.

Laiklik ilkesi ümmetçilikten ulusçuluğa, kulluktan yurttaşlığa, bağnazlıktan çağdaşlığa yönelişini simgeler. İlk olarak Erzurum Kongresi kararlarında vurgulanan laiklik ilkesi, Cumhuriyet'in kurulmasından sora yönetimde, eğitimde, toplumsal yaşamda ve hukuk sisteminde aşama aşama yaşama geçirilmiştir. 1937 yılında Anayasa'ya giren laiklik ilkesine, 1961 ve 1982 anayasalarında da özel önem verilmiş, devletin değiştirilemez nitelikleri arasında yerini almıştır.

Durum böyle iken ülkemizde laik devlete ters düşecek olaylar Atatürk'ün ölümünden kısa bir süre sonra başlamıştır. 1933'de okul programlarından çıkartılan din dersi 1949'da ilkokullarda, 1956 yılında da orta okullarda programdışı olarak seçmeli dersler arasında yerini almıştır. 1982 Anayasasıyla da ilk ve ortaöğretim kurumlarında zorunlu hale getirilmiştir.

1925 yılında kapatılan türbeler, 1949 yılında tekrar açılmıştır. 1973 yılında İmam-Hatip Liseleri eğitime başlamıştır. Bu süreçlerin şiddetlenerek devam etmesi sonucun da hali hazırdaki durum karşımıza çıkmaktadır.

Meclis'te Laikliğin gerekliliği tartışılır duruma gelmiştir ki bu başta Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK'E ve Kemalist Devrim'de emeği geçen herkese karşı yapılabilecek en büyük saygısızlıktır. Laikliğe karşı duran bir insan Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Çankaya'daki koltuğuna oturmak üzere hazırlanmaktadır.

Cumhuriyet Meclisi'nin Başkanı Laikliğin tanımını tartışmaya açma gafletini gösterecek kadar anayasadan ve siyasetten bihaber durumdadır. Sayın Başkan'a Atatürk'ten bir anı aktarmakta fayda vardır düşüncesine sahibim. Mecliste Laikliğin tanımını soran bir vekile Mustafa Kemal kürsüden eğilerek; "Laiklik Adam Olmaktır!" diyerek üstü kapalı olarak bu mesajı meclis çatısı altında ki tüm bireylere vermiştir. Bunu o çatı altında bulunan ve laik Cumhuriyet'in devamı için yemin eden tüm azalara hatırlatmak gerekir.

Türkiye’nin Laikliği ile ilgili ciddi sorunu olan bir meclisin faaliyetlerini sürdürmesi ne yazık ki hepimizi derinden yaralamaktadır. Ülkemizde, irtica, gericilik, din sömürücülüğü kol gezerken yatağımıza uzandığımızda rahat bir uyku çekmemize ne yazık ki imkan yoktur. Özellikle 12 Eylül sonrasında Netekim Paşa’nın istediği Özal Gençliği ülkede hakim grup halini almışken ileriye baktığımızda pekte aydınlık günlerin bizi beklemediği acı bir gerçektir. Yıllarca anlatıl(a)mayan Mustafa Kemal’i, İlkelerini ve Devrimlerini yeni yetişen kuşaklara ve hali hazırdaki sömürülen toplumumuza anlatmak hepimizin en öncelikli görevidir. Bu yola çıkarken hiçbirimizin dinlenmeye bile vakti olmadığını hepimiz bilmek durumundayız.

İleride bizi bekleyen karanlık günlere karşı hepimiz elimizden geldiğince çabalamalı ve ufak kıvılcımları dev alevlere dönüştürerek Kemalist Devrimin kaybedilen kazanımlarını bu ülkede yeniden hakim kılmalıyız…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

TÜRK toplumunun ve Cumhuriyetimizin çimentodsu, Mustafa Kemal ülküsünün olmazsa olmazıdır. Ellerinize sağlık, tebrikler. Selamlar...

Yaman Hasret 
 21.09.2008 16:57
 

Kadir bey, bu yazının tarihi mi yanlış? Yoksa benim anlayamadığım bir ironimi var....Dilinize, yüreğinize sağlık... Vekilin biri çıkmış, hem LAİK, hem MÜSLÜMAN olunmaz demiş.Belli ki bir bildiği var. Yada bir yerlerden bir bilgi sızdırmış.... Evet laik olunmaz. Doğru. Kimsede çıkıp ben laikim diyemez. Çünkü yönetim erki değildir. Laiklik siyasi bir tercihtir ve ancak DEVLETLER LAİK olabilir...Ancak belki söylemeyi unuttu. Laiklik anlayışını benimseyen insan olabilir. Ve bu insan MÜSLÜMAN da olabilir. Ama o insan bilir ki DİN ve İBADET YALNIZCA ALLAH İÇİN YAPILIR. Allah 'la iletişim kurmak içinde, KENDİNE hiç mi hiç GEREK YOKTUR....

sezar pan 
 21.09.2008 13:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 16
Toplam yorum
: 27
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 945
Kayıt tarihi
: 02.09.08
 
 

. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster