Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Eylül '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
2007
 

Kemalist Devrim ve Milliyetçilik

Kemalist Devrim ve Milliyetçilik
 

Milliyetçilik


Milliyetçilik sözlük anlamı olarak, kendilerini birleştiren dil, tarih, kültür bağlarından dolayı ulusal bir topluluk oluşturma bilincine varan ve bağımsız bir devlet kurmak isteyen kimselerin oluşturduğu siyasal hareket, kendi ulusuna bağlılığının uluslararası ilkelere bağlılıktan ya da bireysel çıkarlardan daha önemli olduğunu ileri süren görüştür.

Milliyetçiliği, Fransız Devrimi’nin doğal bir sonucu olarak görmek, siyasi tarihe karşı yapılan bir hatadır. Milliyetçilik kavramının çok daha eskilere dayandığı ortada olan bir gerçektir. Fransız Devrimi sadece bu kavramı siyasi arenada daha da güçlendirmiştir.

Milliyetçilik, özellikle Türk Milliyetçiliği, bizler Orta Asya Steplerinde olduğumuz zamandan beri süregelmektedir. Bu konuda ilginç bir nokta ise o zamandan beri, diğer ulusların aksine, toplumu kucaklayıcı bir milliyetçilik anlayışının içimizde varoluşudur.

İslamiyet ile birlikte Millet kavramında değişiklik olmuştur. İslam tarihinde millet kavramı, dindaş anlamına bürünmüştür. Bu genel olarak, özellikle siyasal İslamcılar tarafından bir kucaklayıcılık olarak gösterilmeye çalışılsa da öz olarak ayrılıkçı bir noktaya gelmiştir. Din üzerinden yapılan Millilik Cumhuriyet Tarihinde Necmettin Erbakan tarafından başlatılmış ve hala süregelmektedir.

Milliyetçilik genel olarak birkaç farklı şekilde savunulan bir görüş olmuştur. Liberal Milliyetçilik, Muhafazakâr, Milliyetçilik, Yayılmacı Milliyetçilik, Anti-Emperyalist Milliyetçilik…

Uluslar arası bağlamda bu fikirleri tek tek irdelemenin şu anda anlamı yoktur diye düşünüyorum.

Bizim için önemli olan Türkiye’deki Milliyetçilik kavramlarıdır…

Sosyalist Milliyetçilik:

Sosyalist Milliyetçilik yorumu, Türk Solu üzerinde de etkili olan Mir Seyit Sultan Galiyev tarafından ortaya atılmıştır. Antiemperyalist kökene dayanan sosyalist milliyetçilikle Galiyev, sınıf çatışmalarından uzak milli bir devlet hayal etmiştir.

Liberal-Muhafazakâr Milliyetçilik:

Ziya Gökalp bu konunun, Türkiye’deki fikir babalarındandır. Ziya Gökalp, Türk - İslam fikriyle bu konuyla ilgili günümüzde hala savunulan fikirleri ortaya atmış ve arkasında ciddi kitleler oluşturmuştur. Yusuf Akçura ise Türkçülüğü, Osmanlıcılık ve İslamcılıktan ayırarak Liberal Milliyetçilik konusunda pek çok makale yayınlamıştır.

Kemalist Milliyetçilik:

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, Yurttaşlık Bilgisi kitabındaki Ulus Tanımı ile konuya başlamak sanırım anlaşılabilirlik adına etkili olacaktır.

Zengin bir anı kalıtına sahip bulunan, birlikte yaşamak konusunda ortak istek ve uzlaşmadaiçtenlikli olan ve sahip olunan kalıtın korunmasını birlikte sürdürmek konusunda iradeli ortak olan insanların birleşmesinden ortaya çıkan topluluğa ulus adı verilir. Bu tanım iyice düşünülecek olursa, bir ulusu oluşturan insanlar arasında ki bağların değerine, gücüne ve vicdan özgürlüğüyle insanlık duygusuna verilen önem kendiliğinden anlaşılır.

Kemalist Milliyetçiliğin özünde, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün de açıklamasına bakarak, etnik köken milliyetçiliğinin olmadığı anlaşılır. Ayrıca Jön Türkler’in savunduğu gibi din kökenli bir milliyetçilik kavramından da kaçınılmıştır. Ortak dil, ortak kültür kökenine dayanan, aynı coğrafyayı paylaşmanın getirdiği bir milliyetçilik söz konusudur.

1. Dünya Savaşı ardından verilen Bağımsızlık Savaşının temelinde yatan Ulusal Bağımsızlık ilkesinin sürekli bir şekilde korunabilmesi adına, toplumun her kesiminin birlik olması gerekliliği kaçınılmaz bir gerçektir. Bu milliyetçilik anlayışı ile ülke içerisinde ayrılıkçı akımların ortaya çıkmaması ve bunun üzerinden çıkara sağlamaya çalışan dış güçlerin emellerine ulaşamaması hedefini Mustafa Kemal o günlerden atmıştır.

1931 yılında, Recep Peker bu konuyla ilgili şu sözleri söylemiştir:

"Bizim aramızda yaşayan, politik ve sosyal bağlarla Türk milletine ait olan tüm vatandaşlarımızı biz kendi insanlarımız olarak düşünürüz: aralarında 'Kürtçülük', 'Çerkezlik' ve hatta 'Lazlık' gibi fikirler ve duygular yerleşmiş olsa bile, onlar bize aittir. Mevcut yanlış anlayışlar ancak mutlakiyet yönetimlerinin ve uzun süren tarihsel baskıların ürünüdür ve biz en içten çabalarımızla bunları ortadan kaldırmayı görev sayıyoruz."

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Türk Milliyetçiliği’ni açıklayıcı sözlerinden birisi aşağıdadır:

Türk ulusçuluğu, ilerleme ve gelişme yolunda ve uluslar arası ilgi ve ilişkilerde, bütün çağdaş uluslara koşut ve onlarla bir uyumda yürümekle birlikte Türk toplumunun kendine özgü niteliklerini ve başlı başına bağımsız öz benliğini saklı tutmaktır.

Kemalist Milliyetçilik kavramının en önemli sözlerinden birisi de hepimizin ilkokul yıllarında hemen her gün söylediği “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” sözüdür. Aslında sadece bu söz bile Kemalist Milliyetçiliğin ayrılıkçı değil, bütünleştirici bir fikir olduğunu açıkça gözler önüne sermektedir.

Mustafa Kemal ATATÜRK, sadece savlarla savunulacak bir Milliyetçiliğin tutarlı olmayacağının bilincinde olduğundan, kültürel birliğin güçlü kılınması gerektiği inancıdadır. Bu sebepten dolayıdır ki tarih konusunda gerek bireysel olarak çalışmış gerekse de bunu bilimsel temellerde tüm topluma ulaşmasını sağlamıştır. Bu nedenle, o dönemlerde kurulan en önemli kurumlardan ikisi özelliğini Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu taşımaktadır.

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün dönemi dünya açısından yakın tarihin en önemli dönemlerinden birisidir. Bir yanda Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler birliği bir yanda ise Nasyonal Sosyalist bir Almanya vardı. Bu şekilde bir coğrafyada, bu şekilde bir süreçte yeni bir devlet kurmak da, yeni bir öğreti oluşturmak da bakıldığı zaman hiçte kolay olmamıştır.

Mustafa Kemal, o dönemde ne SSCB’ye yaklaşıp soyut bir milliyetçilik oluşturmuş, ne de Almanya’ya yaklaşarak etnik köken üzerinde bir milliyetçiliğin peşine takılmıştır. Zamanın iki devi arasından çıkarak, tam bağımsızlık ilkesine dayalı, kucaklayıcı bir milliyetçilik akımı oluşturmuş ve bu konuda ciddi başarılar sağlamıştır.

Mustafa Kemal döneminden sonra başlayan 2. Dünya Savaşı ve değişen dünya düzeni ülkemizi de ciddi şekilde etkilemiştir. Enver Paşa tarafından güdülen Turancılık felsefesinin başarısız sonuçlanması ardından eriyip giden akım 1944’lerden sonra tekrar canlanmaya başlamıştır.

Çok partili sürece geçişten sonra siyasal İslam’ın ortaya çıkışı ve Necmettin Erbakan’ın din kökenli “Milli”lik söylemleri Kemalist Milliyetçilik üzerinde derin yaralar oluşturmaya başlamıştır. Önceki dönemlerde başlamış olan anti-komünist hareket artık giderek güç kazanmış ve artık yurt içinde olaylar çığırından çıkmaya başlamıştır.

12 Mart dönemi sonrasında şiddete yönelik milliyetçilik akımları ortaya çıkmıştır. Ziya Gökalp felsefesinde olan bu akım, Türk – İslam Ülküsü etrafında biçimlenmiştir. O dönemki gerek siyasi iradenin desteği, gerekse anlam karmaşalarının oluşu bu fikri haddinden fazla güçlendirmiştir. Elde ettikleri gücün sarhoşluğuyla Mustafa Kemal’in oluşturduğu kucaklayıcı milliyetçiliğe taban tabana zıt olan bu fikir şiddet yollarıyla ülke içinde ayrılıklara neden olmuştur.

Kemalist Devrimle birlikte gelen Milliyetçiliğin ana unsurları aşağıdaki gibidir.

Ulusal Bağımsızlığa dayandırılmış bir ortak eylem.
Din ve ırk paydalarında değil, ortak dil ve ortak kültür paydalarında birlik olmak.
Toplumlara karşı aşağılayıcı değil, kucaklayıcı olmak.
Aynı coğrafyayı paylaşan halkların kaderinin aynı olacağı bilincinin oturması ve birlikten kuvvet doğar sözünün doğruluğu ekseninde bir olmak.

Bu unsurları destekleyici olan Mustafa Kemal ATATÜRK’ün sözlerine göz atalım:

Bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, bizimle işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir. (1920)

Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar. (1923)

Milletin varlığını devam ettirmek için fertleri arasında düşündüğü müşterek bağ, asırlardan beri gelen şekil ve mahiyetini değiştirmiş, yani millet, dinî ve mezhebî bağlar yerine Türk milliyeti bağı ile fertlerini toplamıştır. (1925)

Gerek AB’nin ülkemiz üzerinde doğrudan oynadığı oyunlar, gerekse ABD’nin BOP ekseninde dolayı olarak ülkemiz hakkında ki düşünceleri bu kadar aşikârken Ulusal Birliğin önemi daha da ortadadır. Nasıl 1919’da tek vücut olup Emperyalistlere karşı hayatları boyunca unutamadıkları bir tokat attıysak yeniden o birliği sağlamak zorundayız. Yenilen pehlivan misali bu coğrafya üzerinde bu topraklar üzerinde bitmek tükenmek bilmeyen arzuları olan devletlere, uluslara karşı birlik olmadan karşı çıkabilmemiz zordur.

Unutmayalım ki; “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye Halkına Türk Milleti denir…” Bu eksen doğrultusunda Kemalist Devrime ve O’nun bize getirdiği Kemalist Milliyetçilik anlayışından bir parça dahi kopuşumuz emperyalizme hizmet etmekten öte bir şey değildir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

fakat ırkçı değil öyle değil mi?

Serçe! 
 31.10.2008 16:54
Cevap :
yazı da bunun ayrımını yaptığımı düşünüyorum... bütünleştirici bir ideoloji de ayrıştırıcı ırkçılık olabilir mi?  01.11.2008 8:51
 

cümleyle katılım; '' Ne Mutlu Türküm Diyene ! ''

Yaman Hasret 
 27.09.2008 11:59
 

Emeğinize vede YÜREĞİNİZE SAĞLIK.. SİVRİSİNEKTEN anlamayanlara, BALYOZ olabilecek bir çalışma olmuş...

sezar pan 
 26.09.2008 16:00
 

Ne mutlu Türk'üm diyene!.. Eline sağlık.

Ahmet Balcı 
 26.09.2008 15:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 16
Toplam yorum
: 27
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 946
Kayıt tarihi
: 02.09.08
 
 

. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster